Kayıp notalar

Müzik tarihimiz açısından önem arz eden hangi değerimizi bugüne kadar koruyabilmişiz ki operetlerin notalarını da korumuş olalım.

Bu hafta başında, Almanya’da tiyatro rejisörlüğü alanında eğitim gören bir Türk asıllı Alman öğrenciyle beni hem sevindiren hem de aynı zamanda üzen bir diyalog geçti aramda. Henüz 26 yaşındaki bu gencin adı Caner Akdeniz. Nürnberg doğumlu Caner, Almanya’ya yıllar önce işçi olarak çalışmaya giden bir Türk anne-babanın oğlu. Tiyatro rejisörlüğü okumak üzere daha sonra Münih’e yerleşen Caner, hocalarının ileride opera sahnesinde de çalışmayı düşünebileceği gerekçesiyle kendisine opera rejisörlüğü eğitimi almasını da tavsiye edince, bu şehirde bulunan Müzik Akademisi’nin ilgili bölümünde eğitim almaya başlamış. Önceleri, operaya mesafeli olmak şöyle dursun, bu sanattan nerdeyse nefret eden Caner, reji ve şan eğitimi aldıkça, önceden tanışma fırsatı bulamadığı bu dünyanın içine daha da girmiş ve girdikçe de sever olmuş. Mezun olmasına tam bir yıl kala, Berlin’de bulunan dünyaca ünlü Komische Oper’in (Komişe Oper) baş dramaturgu Caner’e ilginç ve sıra dışı bir teklifte bulunmuş: Osmanlı’nın son yılları ve Cumhuriyetin ilk yıllarında bestelenmiş ilk operetleri arşivlerden bulup çıkarması ve bunları Komische Oper’de sahnelenmek amacıyla kendilerine tanıtması.

KOMISCHE OPER'DE TÜRK OPERASI SAHNELENİR Mİ?

Okuduklarınız eminim sizi de, en az benim onları Caner Akdeniz’in ağzından ilk duyduğumda heyecanlandığım kadar heyecanlandırmış olmalı. 17 Aralık 2013 tarihli köşe yazımda Komische Oper’den ve Almanya’nın bu dünyaca ünlü opera kurumunun Türkiye ve Berlinli Türkler eksenindeki sahneleme politikasından bahsetmiştim. Berlin’in üç opera kurumunun ortak daveti üzerine o yılın sonunda şehre bir ziyaret gerçekleştirmiş, Staatsoper ve Deutsche Oper’in yanı sıra Komische Oper’in yetkilileriyle de tanışma fırsatı bulmuş ve prodüksiyonlar izlemiştim. Komische Oper’de tanışıp görüştüğüm kişilerden biri de, kurumun Berlin’de yaşayan Türklere hitaben sahnelediği prodüksiyonlardan sorumlu olarak çalışan Mustafa Akça’ydı. Caner’den o gün duyduklarım ise bana, demek ki Komische Oper Türk opera ve operet sanatlarına yönelik ilgisini derinleştirmeye karar verdi diye düşündürdü. Genç sanatçımız, ortak dostumuz olan değerli Yücel Erten vasıtasıyla bana ulaştığını söylüyor ve benden öncelikle Komische Oper’de sahnelenebilecek Türk operaları hakkında bilgi istiyordu.

Caner’e çalgısal müzik besteciliği alanında 20’inci yüzyılda epeyi yol kat etmiş bulunan Türk çoksesli müziğinin aynı ilerlemeyi opera besteciliği alanında maalesef sergileyemediğini, elimizde sahnelenebilir durumda olan Türk operası sayısının son derece sınırlı olduğunu anlattım. Rey, Saygun, Tüzün, Kodallı, Demiriş, Çetinözlü, Tura, Ada, İnce çizgisinde uzayan operalar zincirinden örnekler vermeyi de ihmal etmedim. Caner, sosyal medya üzerinden yaptığımız yazışmanın ardından gerçekleşen buluşmamızın hemen başında önüme, Dikran Çuhacıyan, Muhlis Sabahattin Ezgi, Levon Hancıyan, Cemal Reşit Rey ve birkaç bestecinin daha eserlerinden oluşan listeleri sererek beni bir hayli afallattı. Genç arkadaşıma Türkiye’de artık ‘yerli operet’ sahnelenmediğini, bu kültürden çoktan koptuğumuzu, Türkiye’de operet denildiğinde aklımıza artık sadece Ankara’daki Operet Sahnesi’nin geldiğini, amma velakin onun da Bakanlık tarafından ‘sanata kapatıldığını’, utana sıkıla, ezile büzüle anlatmaya çalıştım. Almanları da kendimiz gibi saydığımdan olsa gerek, ona şu soruyu sormadan da edemedim: ‘İyi hoş da Çuhacıyan ve Sabahattin Ezgi’nin operetlerini Almanya’da izletebileceğinizi düşünüyor musun?’ Caner bu soruma çok kararlı biçimde ‘evet’ dedikten sonra yanıtını beni daha da şaşırtan ve elbet de mutlu eden şu cümleyle sürdürdü: ‘Komische Oper’in baş dramaturguna bu ilk Türk operetlerinin müziklerini dinlettiğimde kulaklarına inanamadı ve ‘Caner bu eserleri bu sahnede mutlaka izletmeliyiz’ dedi’.

ACI GERÇEK

Eh madem böylesi candan bir talep var, o halde Caner’e düşen görev, bu operetlerin notalarını bulup buluşturup bunları derhal Berlin’e götürmek olmalı, öyle değil mi? İşte, diyalogun her ikimiz için de üzücü bir tona sürüklenmesine yol açan gelişmeler bundan sonra yaşanıyor. Caner sırf bu notaların izini sürmek, onları arşivlerden çıkartmak ve Berlin’e götürmek misyonuyla çıktığı iki haftalık İstanbul ve Ankara çıkarmasının ilk haftasını maalesef hüsranla kapatmak zorunda kalmış. Bu amaçla çaldığı tüm kapılardan eli boş döndüğünü üzüntüyle anlattı. İşin açıkçası, genç arkadaşımın bu talebiyle karşılaşmadan önce Çuhacıyan, Sabahattin Ezgi ve diğer öncü bestecilerimizin yazdıkları operetlerin notalarının var olup olmadığı konusuyla hiç ilgilenmemiştim. Caner’in bu yoldaki çabalarının ‘şimdilik’ sonuçsuz kaldığını görmek beni de bu acıtıcı gerçekle ilk kez yüzleşmiş olmak bakımından derinden sarstı. Hoş, müzik tarihimiz açısından önem arz eden hangi değerimizi bugüne kadar koruyabilmişiz ki operetlerin notalarını da korumuş olalım diye düşünmeden edemedim.

Caner arayışının sonunda uğradığı hüsran, karşısında kapanan kapılar, bazı yetkili makamların sergilediği ilgisizlik ve boşvermişlik karşısında şaşkın ama bir o kadar da öfkeliydi. Doğma büyüme Türk asıllı Alman olduğu için de biz Türklere özgü, bu ülkede yaşayan bazılarımızı bile öfkeden delirten vurdumduymazlığı, adam sendeciliği ona izah etmek kolay değildi. Ben de ilk defa bu kadar doğrudan yüzleştiğim bu sorunu nasıl aşabileceğimizi düşünürken, ona, bu operetlerin notalarının resmi kurumlarda, devlet kütüphanelerinde olmasa bile mutlaka bazı özel ellerde saklanıyor olabileceği ihtimalinden bahsedip, umut aşılamaya çalıştım. Niyetim, sadece ona moral vermek değildi; gerçekten de, bu eserlerin notalarının mutlaka bir yerlerde ama toplu, ama dağınık bir halde muhafaza edildiğini düşünmek istiyorum. Bu ülkede, bu çağda yaşayan bizler için mazide hoş anılar olarak kalmış, ama Berlin’in ödüllü opera kurumu Komische Oper’in baş dramaturgunun ağzını açık bırakıp ona ‘bu eserleri burada mutlaka sahnelemeliyiz’ dedirten operetlerin notaları yok olmuş olamaz, diye düşünüyorum.

DİYECEK SÖZÜ OLANLAR...

Caner, Cemal Ünlü gibi Türk sahne sanatları tarihi alanında çalışan önemli bir araştırmacımızın yıllar önce Türkiye İş Bankası’nın desteğiyle Boyut Yayınları tarafından çıkartılan ‘Bir Operetti Yaşamak’ adlı CD’li kitabı sayesinde bu eserlerden haberdar olmuş ve Almanları da haberdar etmiş. Ben de görüşmelerimiz sırasında, kendisine yardımcı olabileceğini düşündüğüm isimlerin irtibat bilgilerini ona verdim. Yukarıda da belirttiğim gibi, ben Cemal Ünlü gibi bu alanda uzmanlaşmış bir araştırmacı olmadığım için, konu hakkındaki bilgilerim de epeyi sınırlı ama çok önemli bir görev yüklenmiş bulunan bu genç arkadaşımıza yardımcı olmamız gerektiğine inanıyorum. Caner eğer başarılı olur da bu eserlerin partisyonlarına, tam metinlerine ulaşabilirse, bunlar, Komische Oper’de önümüzdeki sezon 5-6 eserden oluşan bir festival çatısı altında Alman ve Türk izleyicilerle buluşacak. Heyecan verici bence, sizce de öyle değil mi? Gelin öyleyse Caner’e destek verelim ve hepimizin çorbada tuzu olsun! Konu hakkında diyecek sözü, verecek belgesi olanlar, cnrakdz@googlemail.com e-mail adresi üzerinden irtibat kurarlarsa ben de Caner de mutlu oluruz.