Kendimi hâlâ bir Osmanlı olarak görürüm

Metin Arditi, İsviçre'nin dünyaca ünlü senfonik topluluğu Orchestre de la Suisse Romande'nin 14 yıldır başkanlığını yapıyor. Aynı zamanda İsviçre'nin önemli roman yazarlarından biri olan Arditi ile yaşadığı Cenevre'de görüştük
Kendimi hâlâ bir Osmanlı olarak görürüm

Bay Arditi, Ankara’da doğdunuz. Anneniz ve babanızı tanıyabilir miyiz? Ne işle meşgullerdi?
Evet, Ankara’da doğdum ve ben 3 aylıkken İstanbul’a taşındık. Babam Dario Arditi bilimsel araştırmalar için Avrupa’dan Türkiye’ye malzemeler temin eden bir ithalatçıydı. Zamanla Ankara’da bir ofis açıp oraya yerleşmiş. Kendisi gibi Musevi kökenli olan annemle Ankara’da tanışıp evlenmişler. Annem Osmanlı Bankası’nda sekreterdi. Mükemmel Türkçe konuşur ve bununla da gurur duyardı. 

Arditiler çok büyük bir aile, öyle değil mi?
Evet, öyledir. Aslen Rusçuklu olan Avusturyalı yazar Elias Canetti’nin annesi de bir Arditi’dir. Fransa’daki kuzenim Pierre Arditi çok ünlü bir oyuncudur. 

Derken İsviçre’deki bir yatılı okula gönderilmişsiniz…
7 yaşıma kadar İstanbul’daydım. Sonra beni Lozan’daki bir yatılı okula yolladılar. Orada 11 yılımı geçirdim. Mezun olduktan sonra orada kalmaya karar verdim ve Devlet Teknoloji Enstitüsü’ne girip fizik okudum. Lozan’da tanıştığım eşimle de 21 yaşımda evlendim. Nükleer fizik üzerine mastır yaptım, sonra Stanford Üniversitesi’nde iki yıl işletme okuyup, İsviçre’ye geri döndüm ve farklı işkollarını denedim. Halen, 1984 yılında girdiğim gayrimenkul sektöründe iş yapıyorum. 

Klasik müzik hayatınıza ne zaman ve nasıl girdi? Ailede bu müzikle ilgilenen birileri var mıydı?
Ailemde müzikle ciddi anlamda ilgilenen yoktu. Ama ben çocukken piyano ve gitar çalardım. Müziği her zaman, okumayı sevdiğim kadar sevdim. 

Şu anda başında bulunduğunuz Suisse Romande Orkestrası ile yollarınız ne zaman kesişti?
İsviçre’de Fransızca yayın yapan ekonomi dergisi Bilan, 1995 yılında ülkedeki gayrimenkul yatırımlarım hakkında kapsamlı bir yazı yayımlamıştı. O yazıda yer verilen müzik ve edebiyat tutkumu öğrenen ve o sıralarda yönetim ve finans sorunlarıyla boğuşan Suisse Romande Orkestrası (OSR) bana başvurdu. İki yıl sonra Orkestrayı idare eden OSR Vakfı’nın başkanlığına getirildim. 

Orkestra başkanı olarak görev tanımınız nedir? Orkestranın bütçesi ne kadar?
Orkestra ve halk arasındaki ilişkiyi sağlam ve sağlıklı temellere oturtmanın yanı sıra hükümet, yerel iktidar, özel sermaye, basın ve sivil toplum kuruluşlarının orkestramıza destek vermelerini sağlamak, temel görevlerim arasında yer alıyor. Bir senfoni orkestrasının istikrarlı çizgide yürümesi beklenen bir maddi desteğe ihtiyacı vardır. OSR’deki asli görevlerimden bir diğeri de orkestra için strateji geliştirmek. Strateji derken belirlenen amaçlardan bahsediyorum. Bu yüzden bir senfoni orkestrasının başkanı hem bir organizatör, hem de bir işadamı olmalıdır ve üretilen iş ile halk arasındaki ilişkiyi doğru anlamalıdır. Yıllık 18 milyon euroluk bir bütçeye sahibiz. Bütçenin içinde bilet ve sponsorluk gelirleri yarı yarıya orana sahiptir. 

Nasıl bir kitleye hitap ediyorsunuz? Örneğin, gençlere ulaşabiliyor musunuz?
Gençlerin de aralarında bulunduğu güçlü, sadık bir izleyici kitlesine sahibiz. Cenevre’nin ilkokullarında yılda yaklaşık 15 konser veriyoruz. Bu konserlerin de her birini yaklaşık 1,000 öğrenci izliyor ki bu çok yüksek bir rakamdır. 

OSR bugüne kadar bir Türk besteci veya yorumcuyla konser verdi mi?
Pek hatırlamıyorum. Yalnız Fazıl Say’ın Lozan Oda Orkestrası’yla verdiği bir konser aklımda kalmış. 

İsviçre’nin bir diğer önde gelen orkestrası Tonhalle Zürih ile aranızda bir rekabet var mı?
Hayır, aynı halk için kavga etmemize hiç gerek yok. Başkanları da çok centilmendir, onları severim. 

Siz aynı zamanda, 1988 yılından beri burslar ve ödüller dağıtan Arditi Vakfı’nın başındasınız. Orada müzisyenlere burs veriyor musunuz?
Hayır, biz orada sadece Cenevre ve Lozan politeknik üniversitelerinde okuyan öğrencilere burs veriyoruz. Vakıf ayrıca orkestramıza da destek oluyor.
Söyleşinin uzun versiyonunu Andante klasik müzik dergisinin Kasım 2011 sayısında okuyabilirsiniz.

Usta bir roman yazarı
Metin Arditi’nin 1997 yılında deneme yazarlığı ile başlayan edebiyatçılık kariyeri 2004 yılından itibaren ardı ardına kaleme aldığı romanlarla yeni bir döneme girdi. Victoria Hall adlı ilk romanını Dernière lettre à Théo, La Pension Marguerite, L’imprévisible, La fille des Louganis ve Loin des bras adlı romanlar izledi. Arditi’nin son romanı bu yıl Le Turquetto adıyla yayımlandı. Actes Sud tarafından yayımlanan kitapları bugüne dek Rusça, Ukraynaca, Yunanca, Almanca, Sırpça ve Hırvatçaya çevrilen Arditi, edebiyat ve yazmakla ilişkisini, “Benim için hayatta en önemli meşgale kitaplar ve yazmaktır. Geriye kalan her şeyi teferruat olarak görüyorum” sözleriyle özetliyor. Arditi’nin hiçbir eseri henüz Türkçeye çevrilmiş değil.

Türkçe konuşmayı seviyorum
Türkçe isimleri hâlâ bu kadar düzgün telaffuz edebilmenize çok şaşırdım…
Teşekkür ederim. Çünkü Türkçe konuşmayı seviyorum. Çocukluğumda sıradışı bir dadım vardı. Ona ‘Madamika’ derdim. Madamika koyu bir Katolik’ti; onunla her pazar kiliseye giderdim. Örneğin babamın elimden tutup da sinagoga götürdüğünü hatırlamam. O her akşam kendi başına dua okurdu. Düşününüz, Müslüman bir ülkede, Yahudi bir ailede, Katolik bir dadı tarafından büyütüldüm! Evimizde annem ve babam aralarında İspanyolca konuşurlardı. Annem benimle hassas konularda İspanyolca, diğer zamanlarda ise Türkçe ve Fransızca konuşurdu. Babam ve dadımla ise Fransızca konuşurduk. Öte yandan babam dadımla Almanca, evin diğer çalışanlarıyla ise Yunanca konuşurdu, çünkü kendisi İstanbul’da Rumların bulunduğu ortamlarda büyümüş. Yani düşününüz, evimizde Türkçe, Fransızca, İspanyolca, Almanca ve Yunanca dillerini aynı anda duyuyordum! İşte size 40’ların, 50’lerin İstanbul’u… Osmanlı İmparatorluğu’nun çokkültürlü ortamının genç Türkiye Cumhuriyeti’ne bir mirasıdır bu manzara. Ben de kendimi hâlâ bir Osmanlı olarak görürüm. Çok zengin ve her açıdan güzel günlerdi. 

İstanbul’da nerede yaşardınız? Şehri özlüyor musunuz?
6 yaşıma kadar Maçka’daki Güneş Apartmanı’nda oturduk. Daha sonra ailem Cumhuriyet Caddesi üzerindeki Dağ Apartmanı’na taşındı. İstanbul’da harika bir çocukluk geçirdim, o şehre hâlâ âşığım. Yaşadığım dönemde İstanbul’daki medeniyet ortamı sıradışıydı. Yakın geçmişte bir İsviçre dergisine ‘L’İstanbul de Metin Arditi’ başlıklı bir yazı yazmıştım. Konusu İstanbul’da geçen romanlarımdan birinde ise bir Türk karakter bulunuyor. İstanbul’un Haliç ve Sultanahmet’i içine alan bölümlerini daha ilgi çekici buluyorum. O semtlerde aynı anda birkaç farklı dilin konuşulduğuna tanık olabilirdiniz. 

Ayrıldıktan sonra bir daha İstanbul’a gittiniz mi?
8 ve 20 yaşları arasında sadece 1 kez gittim. Daha sonra her yıl gitmeye başladım, şimdilerde ise her fırsat buldukça gidiyorum.

Suisse Romande Orkestrası
Orkestra şefi Ernest Ansermet tarafından 1918 yılında Cenevre’de kurulan Orchestre de la Suisse Romande (OSR), ilk yıllarında, uluslararası bir görünüme sahipken sonraki yıllarda büyük çoğunluğu İsviçreli müzisyenlerden oluşan ulusal bir kimliğe büründü. Ansermet’nin 1967 yılına kadar tam 49 yıl boyunca başında görev yaptığı OSR hem konser hem de kayıt alanında dünyanın en yoğun orkestralarından biridir. Opera temsilleri dışında tüm olağan konserlerini Cenevre’deki tarihi Victoria Hall’da veren OSR, Metin Arditi’nin başında bulunduğu OSR Vakfı tarafından yönetiliyor.