Maraton gibi bir konser

Öyle zorlu bir 'maraton'dur ki Rahmaninov 3, onu layıkıyla çalabilen her piyaniste konserden sonra sahnede altın madalya takmalı derler. Piyanist Emre Şen, madalyasını coşkulu alkışlar olarak aldı.

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası 20 Şubat Perşembe akşamı Lütfi Kırdar’da verdiği konserde Ukraynalı süper virtüoz Alexander Gavrylyuk’a eşlik etti. Bu konseri izleyene kadar Gavrylyuk’u yeterince tanıdığım söylenemezdi. Günümüzde kimi gerçek yeteneklerin dehalarını rahatça kavramak mümkün olmayabiliyor çünkü kimi isimler endüstri tarafından ısrarlı biçimde öne çıkartılıp palazlandırılırken Gavrylyuk gibi bazıları geri planda kalabiliyor.

Horowitz, Hamamatsu ve Artur Rubinstein gibi prestijli yarışmaları kazanma başarısı gösteren 1984 doğumlu Gavrylyuk İstanbul konserinde Sergey Prokofyev’in konçertoları arasında en sevileni olarak öne çıkan 3. Piyano Konçertosu’nu Sascha Goetzel yönetimindeki BİFO eşliğinde seslendirdi. Bu konçertoyu günümüzde en iyi yorumlayanların başında Arjantinli efsane Martha Argerich gelir. O akşamki üstün performansının ardından, yaşayan piyanistler arasında bu güzel eseri en iyi yorumlayan üç piyanistin arasında Gavrylyuk’u da sayabileceğimize kanaat getirdim. Prokofyev’in stilinde ‘perküsif’ nitelik öndedir. Piyanoyu adeta vurmalı çalgı gibi kullanır. Piyanistin çok güçlü ritim duygusuna sahip olması gerekir. Buna bir de üstün teknik donanım şartını koyarsanız Prokofyev’in piyanistler için ne çetin ceviz bir besteci olduğu gerçeği çıkar ortaya.

O akşam sahnedeki Gavrylyuk’u adeta sihirlenmiş gibi dinledik. Muazzam bir tekniğe sahip olan sanatçının sadece elleriyle, kollarıyla değil tüm vücudundan destek alarak ürettiği o enfes ‘Rus tınısı’ doyulmaz güzellikteydi. Goetzel yönetimindeki BİFO Gavrylyuk’a o kadar usta biçimde eşlik etti ki sanatçı ve topluluk arasındaki mükemmel uyuma şahit olmanın da mutluluğunu yaşadık. Gavrylyuk gibi bir dâhiye eşlik ediyor olmanın verdiği haz esriklik halinde Goetzel’in tüm vücuduna yayılmıştı. Goetzel’e, BİFO’ya, Gavrylyuk’a ve onu Türk dinleyicisiyle buluşturan Borusan’a candan teşekkürler. Bu kadar formda bir BİFO’yu konserin ikinci yarısındaki görkemli Richard Strauss bestesi ‘Bir Kahramanın Yaşamı’nda dinlemeyi çok istedim ama yoğun programım maalesef buna engel oldu. BİFO’yu 27
Şubat Perşembe akşamı da Gürer Aykal yönetiminde yetenekli kemancı Valeriy Sokolov’a eşlik ederken dinleyeceğiz.

İstanbul’dan sonra bir başka güzel performansa da geçen cuma akşamı İzmir’de şahitlik ettim. Howard Griffiths yönetimindeki İzmir Devlet Senfoni Orkestrası seçkin piyanistimiz Emre Şen’e Sergey Rahmaninov’un 3. Piyano Konçertosu’nda eşlik etti. Tıpkı Prokofyev gibi kendine özgü bir stile sahip olan Rahmaninov’un piyano besteciliğinde yoğun bir Slav romantizmine, Prokofyev gibi ritme dayanmaktan ziyade geniş soluklu ezgilere sıkça rastlanır. Emre Şen ise ülkemizde Gülsin Onay’ın ardından Rahmaninov’u en iyi yorumlayan piyanistlerin başında gelir ama şimdiye dek bu konçertoyu yorumlamamıştı. O akşam da dinleyiciler arasında yer alan Gülsin Onay’ın anımsattığına göre İngiliz piyanist Bernd Glemser üşenmeyip saymış, tam 33 bin nota yer alıyormuş bu devasa eserde. Romantik dönem repertuvarının en güç konçertolarından biri olarak ünlenen bu demir leblebinin yıpratıcılığı ‘Shine’ adlı filme de konu olmuş, David Helfgott eseri öğreneceğim derken akıl sağlığından olmuştu. Emre Şen’imiz ise konçertoyu mükemmel bir teknikle, baştan sona çok lirik bir tuşeyle, Griffiths yönetimindeki orkestranın dikkatli ve özenli eşliğinde icra etti. Öyle zorlu bir ‘maraton’dur ki
Rahmaninov 3, onu layıkıyla çalabilen her piyaniste konserden sonra sahnede altın madalya takmalı derler. Şen, madalyasını hem dinleyicilerin hem de orkestra üyelerinin coşkulu alkışları olarak aldı. Dinleyicinin merakla beklediğini iyi bildiğim, ikinci yarıdaki Dimitri
Şostakoviç’in imzasını taşıyan 2. Caz Süiti ise topluluğun bu iyi bilinen esere az çalıştığını belli eder nitelikte, biraz sallapati icra edildi. İzmir’in Saygun salonu ise, dinleme zevkini kat bekat arttıran görsel ve işitsel güzelliğiyle konser deneyimimizi unutulmaz kılan etkenlerin arasına yerleşti, yine her zamanki gibi.