Müziğin 'mutfağı' Frankfurt'ta

Müzik enstrümanları alanında rakip tanımayan Frankfurt Müzik Fuarı'na Türkiye'den yine sadece birkaç zil imalatçısı katıldı. Diğer taraftan Uzakdoğu devi Yamaha, gövde gösterisi yapmayı ihmal etmedi.
Müziğin 'mutfağı' Frankfurt'ta

Yamaha standı, yine fuarın en ilgi çeken bölümlerindendi.

Frankfurt Müzik Fuarı’na müzik yazarı sıfatıyla 2003 yılından bu yana düzenli biçimde katılırım. Andante’nin faaliyete geçmesinden bir yıl sonra katılmaya başladığıma göre, fuarın önemini kavrayıp cazibesine kapılmam pek de uzun sürmemiş. Bu yıl da alıştığım rutini izleyip uçaktan iner inmez S8 banliyö trenine binerek şehir merkezindeki otelime bavulumu bırakıp bir solukta ‘Muzikmesse’nin düzenlendiği devasa fuar alanına koştum. Diğer Alman şehirlerinin aksine Frankfurt fuar alanını şehrin dış semtlerine değil de merkezi sayılabilecek bir noktasına kurmakla ne kadar iyi etmiş diye hep düşünmüşümdür. Frankfurt Müzik Fuarı, Almanya’nın diğer şehirlerinde farklı sektörlerde düzenlenen fuarlar gibi kendi alanında yıllardır rakipsizliğini koruyor. Son yıllarda, global krizin etkisiyle, fuarda özellikle akustik çalgıların sergilendiği bölümlerin küçüldüğüne geçen yılki yazımda değinmiştim. Bu yıl ise enstrüman sektöründe genel anlamda bir toparlanma ve moral yüksekliği gözlemledim. Geriye gidiş hızının kesildiğini söyleyebilmiş olmak bile krizin etkilerinin hâlâ yaşandığı günümüzde kayda değer bir kazanım. 

Almanya’nın köklü piyano üreticileri yaldızlı geçmişi mumla arayan kesimlerin başında geliyor. Üretimleri hızla düştüğü için daha butik kesime yöneldiler zorunlu olarak. Schimmel ve Blüthner firmalarının transparan ve metal-cam-deri ağırlıklı özel modelleri bu yıl da en çok fotoğraflanan çalgılar oldu. Evet, Almanlar Uzakdoğululara direniyor ama global piyasadaki liderliklerini Çin’deki kitlesel üreticilere kaptıralı çok oldu. Diğer sektörlerde olduğu gibi müzik enstrümanları sektörünün de gözünü diktiği yer artık Çin. Ama bu ilgi karşılıksız değil. Uzakdoğuluların da fuar zamanı gelip çattığında gözlerini diktiği şehir Frankfurt oluyor. Dünyanın bu kesimi bünyesinden ikinci bir Yamaha çıkarabilecek mi? Yamaha global müzik enstrümanları endüstrisinin ürün gamı ve satış adedine göre hâlâ açık ara birincisi. Yamaha Frankfurt Müzik Fuarı’ndaki devasa pavilyonunda her yıl gövde gösterisi yapar ki bu yıl da değişen bir şey yoktu. Ama Yamaha’nın Türkiye cephesinde önemli bir değişiklik var. Firmanın Türkiye temsilciliğini uzun yıllardır başarıyla üstlenen Dore Müzik firmasının piyano başta olmak üzere markanın satışlarını ülkemizde birkaç yıl içinde zıplatması, Yamaha genel merkezinin Türkiye’de ofis açması sonucunu doğurdu. Yapılan anlaşmayla Dore Müzik Yamaha piyanolarının, ana firma da piyano dışındaki tüm enstrümanların Türkiye’deki temsilciliğini üstlendi.

İranlılar ‘volüm’ü yükseltince

Yamaha son olarak bünyesine kattığı Avusturyalı elit piyano markası Bösendorfer’in özgün kimliğini korumaya gayret ettiği gibi (Tıpkı Ülker-Godiva ilişkisinde olduğu gibi), kendi buluşu olan çok satan klavye markası Clavinova’nın içine Bösendorfer’in tınılarını da yüklemeyi ihmal etmiyor. Yamaha pavilyonunda uzun bir süre oturup tınısını ve çalım özelliklerini test ettiğim Clavinova serisinin, on binlerce avroya satılan kuyruklu konser piyanolarından nerdeyse hiç farkı olmadığını söyleyebilirim. Şirket Clavinova serisine o kadar güveniyor ki, fuarın ikinci akşamı fuar alanındaki tarihi festival salonunda düzenlenen özel gösteride CLP serisi piyanolarını yarıştırıp birinciliği CLP-585’e verdiler! Müsamere havasında geçtiğini söylemem gereken bu ‘yarışma’nın sonunda ise İngiliz jazz-funk grubu Shakatak verdiği konserle salonda nostalji rüzgarları estirdi. Piyano salonunda Almanlara meydan okuyan Uzakdoğuluları yaylı çalgılara ayrılan salonda bu kez İtalyan üreticilerle aşık atar halde gördüm. Stradivarius’un memleketi Cremona’dan gelen lütiyeler yan yana dizili küçük stantları ve sergiledikleri el emeği sazlarıyla geleneğin hâlâ en önemli temsilcisi olduklarını haklı olarak ispatlama çabası içindeydiler. İki yıl önce dünyanın en büyük kemanını imal edip fuarda gururla teşhir eden ‘Almanya’nın Cremona’sı’ diye tanınan Markneukirchen kasabası lütiyelerinin ise bu yıl güçlü bir varlık sergilediğine şahit olmadım.

Ucuz ve hafif bir malzeme olan karbon fiberden imal edilen yaylı çalgıların kullanım alanı da gittikçe genişliyor bu arada. Bu alanda üretim yapan Alman mezzo-forte markasının kemanlardan biriyle gözümün önünde Sarasate çalan bir genç virtüözü hayranlıkla dinledim. Kız çalmaya ben de dinlemeye gayret ettik desem yeridir zira hemen karşıdaki standı kiralayan İranlı def imalatçısının tam da o sırada gösteri saatiymiş. 

Öyle bir esriklik içine girip volümü de bir yükselttiler ki sormayın. Nihayet, keman standının yetkilisi güvenliği çağırıp İranlılara dur dedirtmek zorunda kaldı. İran’ın yanı sıra fuarda Pakistan, Hindistan stantları da vardı ama Türkiye’den katılan firmalar her yıl olduğu gibi bu yıl da sadece birkaç zil imalatçısıydı. 

Bu yıl şunu iyice anladım ki ülkemizden fuara gözle görülür bir üretici katılımı olsun istiyorsak bunu sadece Kültür Bakanlığı desteğiyle bir toplu katılım şeklinde gerçekleştirebiliriz. Bakanlık tıpkı Frankfurt’taki Kitap Fuarı’na yayımcı katılımında sergilediği organizatörlüğü Müzik Fuarı’na enstrüman imalatçılarımızın katılımı konusunda da sergilemeli.

Devasa Frankfurt Müzik Fuarı elbette bu anlattıklarımdan ibaret değildi. Akustik çalgıların dışında elektrikli ve vurmalı çalgıların sergilendiği salonların yanı sıra Musikmesse’nin kardeş fuarı olarak düzenlenen sahne ses ve ışık sistemlerinin sergilendiği Prolight+Sound Fuarı da vardı ki oralardan izlenimleri de bu alanlarda uzman yazar arkadaşlarımızın kaleminden gelecek yıllarda okumayı umuyoruz.