Müzik yoluyla dayanışmanın billurlaşmış halini gördük

Simon Bolivar'ın efsane meastrosu Dudamel'e alkışları pek çok şefin yaptığı gibi neden tek başına kabul etmeyip orkestra üyelerinin arasına karıştığı sorulduğunda "Benim elimde onlar gibi bir enstrümanım yok ki, neden tek başıma selamlayayım?" cevabını verdi
Müzik yoluyla dayanışmanın billurlaşmış halini gördük

‘Müzikte mucizenin ete kemiğe bürünmüş hali’ne birkaç saatliğine de olsa tanıklık ettik, dün ikindi saatlerinden itibaren. Saat 16.00’da The Marmara Oteli’nde başlayan panelde Venezüella’daki El Sistema örneğinden hareketle Türkiye’de müziği eğitimi alanında girişilen sivil toplum faaliyetleri konuşuldu. Lakin salonu tıklım tıklım dolduranların bir gözü sürekli kapıdaydı; sistemin yaratıcısı ‘Maesto Abreu’nun röportajlarını bitirip aramıza katılması bekleniyordu. Derken beklenen an geldi ve 72 yaşındaki Jose Antonio Abreu kapıda gözüktü. Tüm salon sanki sözleşmişçesine aynı anda ayağa kalkarak, Abreu’yu uzun bir alkış tufanı eşliğinde karşıladık.
Abreu, ellerini öne doğru kavuşturup, ışıltılı gözleriyle neredeyse salondaki herkesle göz teması kurmaya gayret ederek bizleri selamladı. Yerine oturur oturmaz, tam 40 yılını adadığı ve sıfırdan başlatıp bugün dünya çapında eşsiz bir toplumsal harekete dönüştürdüğü El Sistema hareketinin özünü, kendisini pür dikkat dinleyen kitleye yarım saat içerisinde özetleyiverdi. Benliğinden tüm salona yayılan inancı ve enerjisi o kadar güçlüydü ki bu artık nerdeyse aziz mertebesine ulaşmış bilge kişiliğin anlattıkları ve kendisinden önce panelde konuşulanlar bizlerin de içine geleceğe dair umut ışıkları doldurdu.
İstanbul’da dört gün boyunca sürecek ‘El Sistema şenliği’ ayrıca iki senfonik konserle de taçlandırılıyor. Önceki akşamki ilk konser, Sütlüce Haliç Kongre Merkezi’nin 3 bin kişilik büyük salonunun üçte ikisini dolduran sanatseverlerin önünde verildi. Sistemin bugüne dek yetiştirdiği en büyük yıldız olarak görülen şef Gustavo Dudamel yönetimindeki 120 üyeli Simon Bolivar Senfoni Orkestrası, Çaykovski’nin Shakespeare esinli fantezi uvertürlerini ve senfonik şiirlerini seslendirdi. 

Dudamel çılgınlığı
Dudamel, Batı’da bir süredir ‘Dudemania’ olarak adlandırılan bir çılgınlığın tam merkezine oturmuş bulunuyor. El Sistema mucizesinin, Abreu ve Simon Bolivar Orkestrası ile birlikte ete kemiğe bürünmüş simgelerinden biri sayılıyor bu ufak tefek, sevimli kişilik. Orkestranın, her biri 20’li yaşlardaki üyeleri Çaykovski’nin karakteristik dokunuşlarıyla bezediği, Rus romantizmine özgü lirik pasajlar ve ani patlamalar sarmalındaki uvertürlerini ardı ardına büyük bir coşku ve adanmışlıkla icra ettiler dün akşam.
Bu arada konser programının, bu topraklar için alışılmadık yapısıyla, Türk konser izleyicisini zorlayacak türden olduğunun altı çizilmeli.
Haliç’in, üretilen olağanüstü sonoriteyi salonun orta ve arka koltuklarına kadar ulaştırmayıp sahneye hapseden sorunlu akustiği de izleyicilerin tutkulu yorumların içine girmesini bir ölçüde de olsa engelledi.
Konserden sonra düzenlenen yemekte yan yana sohbet etme olanağı bulduğum Gustavo Dudamel, son yıllarda üzerinde yoğunlaşan ilgi bombardımanından bunalmamış, müzikle soluk alıp verdiği çok belli olan, rahat ve içtenliğini muhafaza eden yapısıyla dikkatimi çekti. Abreu ile yemek sırasında sergiledikleri baba-oğul muhabbeti de gözlerden kaçmadı. Kendisi de dört ay önce baba olan Dudamel, müzik direktörlüğünü yürüttüğü Simon Bolivar Orkestrası’na yılda 20 hafta ayırdığını, halen başında olduğu Göteborg Senfoni Orkestrası’nı ise gelecek yıl bırakacağını açıkladı. Böylece diğer büyük görevi olan Los Angeles Filarmoni’nin müzik direktörlüğünü daha etkin yürütebilecek.
Eser bitimlerinde, alkışları pek çok şefin yaptığı gibi neden tek başına podyumda kabul etmeyip orkestra üyelerinin arasına karıştığı sorulduğunda verdiği “Benim elimde onlar gibi bir enstrümanım yok ki, neden tek başıma selamlayayım?” cevabı, bu henüz 30 yaşındaki dâhi maestronun tevazusunu olduğu kadar ‘El Sistema felsefesi’nin, ‘müzik yoluyla dayanışma’ olarak da özetlenebilecek billurlaşmış halini gözler önüne sermesi bakımından önemliydi.
Hem Abreu’nun hem de Dudamel’in tavrından ve konuşmalarından anladık ki biz bu hareketi ve orkestrayı ülkemizde -onların da katılımıyla- daha çok konuşup tartışacağız.