Say'ın 'soyut' açılımı

Türkiye prömiyeri gerçekleştirilen 'Hayyam' konçertosunda Türk ezgisine yer vermemesi, Fazıl Say'ın bestecilik tekniği olarak daha soyut ve nesnel bir dile doğru gittiğinin habercisi
Say'ın 'soyut' açılımı

Sabine Meyer

İstanbullu klasik müzikseverler Fazıl Say’ın her yıl en az bir yeni eserini ilk kez dinlemeye alıştılar. Say da tüm Türkiye prömiyerlerini İstanbul’da Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’yla yapmaya alıştı. Bu yıl prömiyer sırası, bestecimizin ‘Hayyam’ adlı klarinet konçertosundaydı. 20-21 Aralık’ta Lütfi Kırdar’da verilen konserlerde Gürer Aykal yönetimindeki BİFO, dünyanın en saygın klarinet virtüozlarından Sabine Meyer’e eşlik etti. Eserin dünya prömiyeri, Temmuz ayında Schleswig-Holstein Festivali’nde, Işın Metin yönetimindeki Bilkent Senfoni ve yine Sabine Meyer tarafından yapılmıştı.
21 Aralık tarihli konserde, Aykal ve Say sahneye gelip ‘Hayyam’ üzerine 15 dakika boyunca sohbet ettiler. Say sohbette, Hayyam’ın, henüz 15 yaşında okumaya başlayıp 25 yaşında bestelediği dörtlüklerinden fazlasıyla etkilendiğini, İranlı (Ama Say’ın aktarımına bakılırsa, bir gün önceki konseri izleyen Yaşar Kemal’in gözünde Türk olan) şairin muhalif, düzeni ve dini sorgulayan -Yine Say’ın ifadesiyle Marksist tavrının- kendi kişiliği ve sanatını biçimlendirdiğini söyledi.
Gençlik yıllarından bu yana kendisini böylesine yoğun etkileyebilmiş Hayyam’ı Say’ın eserinde nasıl ele aldığı elbette hepimizce merak konusuydu. Say’ın da sohbette vurguladığı gibi, bu eser aslında, o alıştığımız, ‘zıtlıkların diyaloğu’na dayanan tipik bir konçerto değil. Orkestraya da salt eşlikçi görevi yüklenmemiş. Hayyam’ın sesi olma görevini aslında klarinete vermiş gözüküyor Say ama orkestra eserin başından sonuna kadar kesinlikle geri planda değil; çalgı grupları için hayli güç partiler yazıldığı göze çarpıyor.
Aykal’ın “Neden klarinet?” sorusuna Say, “Çünkü klarinet, ses alanı çok geniş, anlatım kabiliyeti yüksek, her tür duyguyu rahatlıkla aktarabileceğiniz esnek bir çalgı” yanıtını verdi.
Virtüozitesinin yanı sıra müthiş bir sahne karizmasına da sahip olan Sabine Meyer, çalgısının tüm olanaklarını kullanmasına olanak tanıyan, zorlayıcı partisinin altından, tam bir ‘ustalık gösterisi’yle kalkmayı bildi; çalmadığı anlarda yüzünden eksik olmayan mimikleriyle bile ne kadar zor bir işe kalkıştığını bizlere anlatmaya çalışıyordu adeta. İkinci bölümde Hayyam’ın karısını temsil eden solo çello, temiz çaldı çalmasına ama Meyer’in aksine, çalışında yeterli legato yoktu. 

Müzikle anlatılan öykü
Hayyam’ın çocukluğu, yaşamı sorgulayışı, büyük bir aşk yaşadığı karısıyla diyalogları ve 82 yaşında ölümü, 3 bölümlü konçertoda anlatılan temalar. Yani Say bu eserinde de müzik yoluyla bir öykü anlatmış. ‘İstanbul Senfonisi’yle kıyaslandığında ‘Hayyam’ın Fazıl’ın bestecilik serüveninde daha soyut bir anlatım döneminin başlangıcı olup olmadığı tartışılabilir.
Dikkatimi çeken bir diğer husus, Say’ın, önceki eserlerinde şahit olduğumuzun aksine, ‘Hayyam’ın içine bir Türk ezgisinden doğrudan veya dolaylı aktarımda bulunmamış olması. Bunu da Say’ın, anlatımın yanında bestecilik tekniği olarak da sanki daha soyut ve nesnel bir dile doğru gittiğinin habercisi olarak gördüm. Önümüzdeki yıl seslendirilecek ‘Hezarfen’ adlı ney konçertosu ve ‘Mezopotamya’ adlı senfonisinin Say’ın besteciliğini nereye taşıyacağını hep birlikte göreceğiz.
Sohbette de vurgulandığı gibi, her şeyden öte, Sabine Meyer gibi, Herbert von Karajan’ın gözdesi olabilmiş bir yıldız klarinetçinin bir Türk eserinin prömiyerini yapmış olması bile hem bestecisi hem de ülkemiz için büyük bir gurur kaynağı. Konçertoyu, Meyer’in ardından genç Türk klarinetçisi Ecesu Sertesen’in yorumlamaya hazırlandığını haber verelim.