?Ulusal beste?nin galibi Atatürk

Dr. Nejat Eczacıbaşı Ulusal Beste Yarışması?nın finaline Atatürk damga vurdu. Yarışmada Yiğit Kolat?ın, 10 Kasım?a dört farklı tarih penceresinden bakan ?Kasımpatları? adlı eseri birinci seçildi. Üçüncü olan Koray Sazlı?nın ?Anısına?sı da Atatürk?le ilgili
?Ulusal beste?nin galibi Atatürk

Koray Sazlı, Fazlı Orhun Orhon ve törene katılamayan birinci Yiğit Kolat?ın babası Neptün Kolat (soldan sağa), İsmet İnönü Sanat Merkezi?nde düzenlenen final gecesinde ödülleri aldı.

İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı (İKSEV) tarafından 1996 yılından beri iki yılda bir düzenlenen Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Ulusal Beste Yarışması’nın yedincisi, geçtiğimiz 5 Aralık gecesi, İzmir’deki İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde düzenlenen final gecesiyle son buldu. Yalçın Tura, Rengim Gökmen, Turgay Erdener, Gürer Aykal ve Hasan Uçarsu’dan oluşan seçici kurulun, bu yılki yarışmaya gönderilen 14 eser arasından finale bıraktığı 3 eser, İbrahim Yazıcı yönetimindeki İzmir Devlet Senfoni Orkestrası tarafından başarıyla seslendirildi ve hemen ardından oylamaya geçildi. Bu yarışmanın en önemli özelliği; sadece seçici kurulun değil, orkestra üyelerinin ve hatta o gece dinleyici koltuklarında oturanların da kendilerine verilen oy pusulaları vasıtasıyla ilk üçe girecek eserleri belirlemede aktif rol oynamaları. Üç ayrı grubun tercihlerinin sonuca eşit oranlarda yansımasından hareketle, Eczacıbaşı Yarışması’nın hayli demokratik bir yarışma olduğu yönünde genel bir kanı oluşmuş durumda. Ama bestecilik tekniğine ve modern müzik diline yeterince vakıf olmayan dinleyicilerin oylarının, seçici kurul üyeleri ve hatta orkestra müzisyenleriyle eşit oranda değerlendirilmesinin hatalı olduğunu savunanlar da yok değil.

Yoğun ve gösterişli
Yiğit Kolat’ın, ortak kurul kararıyla birinciliği elde eden ‘Kasımpatları’ adlı eseri, Atatürk’ün yaşama veda ettiği 10 Kasım’a dört farklı tarih penceresinden bakıyor. İçerisinde piyano, gong ve arpın da yer aldığı yoğun ve gösterişli çalgılamasıyla dikkat çeken bir çalışma. İlk bölüm, Atatürk’ün son dakikalarını yaşadığı 10 Kasım 1938 sabahının, umutların artık tükenmek üzere olduğu karanlık atmosferini dinleyicinin gözünde canlandırıyor. 29 Ekim-10 Kasım 1968 tarihleri arasında gerçekleştirilen ‘Tam Bağımsızlık için Mustafa Kemal Yürüyüşü’, ikinci bölümün esin kaynağı. Bölümde fagotun duyurduğu ana tema, eserin tümüne damgasını vurmayı başarıyor zira aynı temayı, eseri sona erdiren dördüncü bölüme de taşımış Kolat. Bu hemen akılda kalan melodik temayı ikinci bölümde sırayla pesten tize doğru etkileyici biçimde duyuruyor yaylılar. 10 Kasım 2008 tarihini notaya döken üçüncü bölüm ise, Atatürk’ün ve Cumhuriyet devrimlerinin çeşitli kesimlerce sorgulandığı günümüzün çalkantılı ortamını betimleyen, ‘teokratik düzenle yönetilmeye doğru giden bir Türkiye’ imgesinin bölüm sonunda alışılmadık tınısal efektlerle yansıtıldığı, baştan sona huzursuz bir bölüm. Esere damgasını vuran fagotun açtığı dördüncü bölüm, 2038 yılındaki 10 Kasım töreninden bir sahneyle açılıyor ve demin belirttiğimiz hareketli temanın yaylılarda duyurulmasının ardından eser, ‘Atatürk çocuklarının yürüyüşünün devam ettiği’ coşku dolu bir ortamda sona ererek iyimser bir mesaj veriyor.
Fazlı Orhun Orhon’un yarışmada ikinci gelen piyano konçertosunun ilk bölümü, ‘tokkata’ karakterli ısrarcı bir ana tema ile Richard Strauss’un operalarından fırlamışa benzeyen vals karakterli ikincil bir temanın karşıtlığına dayanıyordu. Saygun’un Birinci Piyano Konçertosu’nun ikinci bölümüne saygı duruşu niteliğindeki ağır bölüme kesintisiz geçildi. Vurmalıların tekrar edici motifleri, yaylıların glissandoları, bölümün esrarengiz, meditatif karakterli ruh halini besleyen en önemli araçlardı. Yaylı sazların hep birlikte ellerinin ayalarıyla tahta kısımlara vurarak ortaya çıkarttıkları efekt de ilginçti. Eserin en önemli handikapı, üçüncü bölümünün yarışmaya yetiştirilememiş olması. Yaklaşık on dakikalık süresiyle ‘kısa’ diyebileceğimiz eserin son bölümünü merakla bekliyoruz. Orhon, iki yıl önce katıldığı ve mansiyonla ödüllendirildiği yarışmaya da yine bir piyano konçertosuyla katılmıştı. Genç bestecimizin şu sıralar kendisini en iyi ifade ettiğine inandığı tür, bu olsa gerek. Ama bu yılki yarışmaya sunduğu konçertonun geçen yarışmada dinlediğimiz esere kıyasla daha derli toplu ve etkileyici olduğu çok açık. Genç besteciyle konser öncesinde yaptığımız sohbette, Bilkent’te Saygun’un eserlerindeki orkestrasyonu en ince detaylarına değin inceleyebildiğini öğrenmemiz sayesinde ikinci bölümün ilhamının ardındaki sırrı biraz olsun çözebildik. Eserin solisti, piyanist Elif Önal, Prokoyev’in piyanistik yazısını anımsatan perküsif karakterli partisini, tertemiz ve kristal parlaklığında hayli berrak tınılarla dinleyiciye sağlıklı biçimde duyurdu.

Derinden hissedilen acı
Koray Sazlı’nın üçüncülüğü kazanan, yaylı çalgılar orkestrası için ‘Anısına’ adlı eseri, bestecisinin ifadesiyle, “Yitirmenin yarattığı derin duygusal karmaşa, hüzün, ancak karşı konulmaz bir güce duyulan saygı ve bu saygının hatırlattığı gerçekliğin dışavurumcu izlerini yansıtıyor.” Burada ‘yitirilen’, Mustafa Kemal Atatürk... Sazlı, 15 dakikalık bu ‘eleji’sini, 70. ölüm yıldönümünde ulu önderin hatırasına ithaf etmiş. Birbiri içine girmiş yaylı partilerin yarattığı yoğun tınısal ortam, eserin ilk dinleyişte kavranmasını güçleştiriyor belki ama sonraki dinleyişlerde Sazlı’nın eserinin armonik bakımdan ne denli zengin bir eser olduğu rahatça anlaşılabiliyor. Glissando ve flajöle, Sazlı’nın eserinin geneline serpiştirdiği iki gözde tekniği olmuş. Ayrıca eserin ortasında, solo viyolonsele yüklediği, ‘derinden hissedilen acıyı’ ifade görevi son derece yerinde ve istenilen etkiyi yaratıyor.
Çoksesli müziğimize onlarca senfonik eser kazandırmış Eczacıbaşı Ulusal Beste Yarışması’nın, devlet senfoni orkestralarının bile, yeni Türk eserlerinden vebalı görmüş gibi kaçtığı bir ortamda, İKSEV tarafından 12 yıldır büyük özverilerle yürütülüyor olması, her türlü takdirin ötesinde. 1996 ve 1998 yıllarındaki ilk iki yarışmada birinci gelen seçkin bestecimiz Hasan Uçarsu’nun bugün yarışmanın seçici kurulunda yer alıyor olması, bu etkinliğin artık kurumsallaştığının en açık göstergesi.