Viyolonseliyle herkesin ruhuna dokunmak isterdi

28 yaşında aniden aramızdan ayrılan Benyamin Sönmez, olağanüstü virtüozitesinin yanında doğal karizması ve sahnedeki trans haliyle izleyiciyi kıskıvrak yakalıyordu
Viyolonseliyle herkesin ruhuna dokunmak isterdi

Benyamin Sönmez’i, Andante klasik müzik dergisinde 2008 yılı haziranında yayımladığımız kapak söyleşisi sayesinde tanıdım. Vefatının hemen ardından pek çok yayın organında alıntı yapılan söyleşi, Serhan Yedig’in bu usta işi çalışmasıydı. Türk kamuoyu gibi ben de Benyamin’i ve filmlere konu olacak cinsten yaşamöyküsünü bu sayede öğrendim.
Benyamin, maalesef kısa süren dostluğumuz süresince, bana ve Yedig’e bu söyleşinin kaderini nasıl da birdenbire değiştiriverdiğini büyük bir içtenlikle hiç usanmadan yinelemiştir. Bu söyleşi aynı zamanda Benyamin’in kariyerini patlatan angajmanların da fitilini ateşledi. Söyleşinin yayımlanmasıyla aynı tarihlerde çıktığı İstanbul Müzik Festivali açılış konserinde gösterdiği performansla dikkatleri üzerine bir daha çekti. Benyamin’in önünü açan bu konser, takip eden iki yıl boyunca, genç sanatçımıza özellikle yurtiçinde pek çok kapı açtı. Öyle ki, Benyamin’in 2008-2010 yılları arasında Türkiye’de konser vermediği salon ve festival nerdeyse kalmamıştı.
Bu sayısız konserlerinden birini de Andante dergisinin ‘Kulüpte Klasik Müzik’ projesi kapsamında Babylon’da, piyanist Sabri Tuluğ Tırpan ile vermişti. Organizatör sıfatıyla giriştiğim bu Babylon projesinin ilk konseri için Benyamin’i seçmem çok doğaldı. Çünkü Benyamin, olağanüstü virtüozitesinin yanında etkileyici fiziği ve doğal karizmasıyla özellikle gençler üzerinde büyük etki bırakan bir isimdi. Nitekim o konserde de, ‘şeytan kemancı’ Paganini’yi andıran beden dili, sahnedeki trans hali, resitalin başından sonuna dek zaptedilemeyen tamperamanı, sıcakkanlılığıyla genç-yaşlı herkesi kıskıvrak yakalamıştı.
Ardından yazan çizen dostlarının özellikle vurguladığı gibi, sazına âşıktı Benyamin. 20’nci yüzyılın en büyük viyolonselcilerinden Mistislav Rostropoviç’in dahi övgüsünü kazanmış yeteneğini çok çalışmak suretiyle dantel gibi işlemeyi bilmişti. Yoklukla ve zaman zaman başının Rus otoriteleriyle derde girmesine yol açan problemlerle geçen Moskova’daki öğrencilik yıllarında tutunduğu tek dal viyolonseli olmuştu. Az görülür bir yeteneğin, tutkulu ve adanmış bir çalışkanlıkla bir araya geldiğinde, henüz 20’li yaşlarda bile nasıl olup da böylesi üst seviyede bir anlatım seviyesine, duygu yoğunluğuna varılabileceğinin billurlaşmış örneğiydi. Yüksek tamperamanı, yüreğini ortaya koyuşu ve her an şirazesinden çıkacakmış hissi veren duygu yoğun çalışı yüzünden Benyamin için ‘Viyolonsel’in Ayla Erduran’ıydı’ nitelemesi yapılsa belki de yeridir…
Benyamin de farkındaydı az görülür yeteneğinin. Yakın dostu ve ağabeyi olarak, kendisine kariyerini nasıl şekillendirmesi gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunduğum sırada gözlemliyordum içinde yanan ateşi. Hırslıydı; âşık olduğu sazıyla sanki yeryüzündeki tüm insanların yüreğine dokunmak ister gibiydi, kabına sığmazdı. Bazen uçuk fikirlerle gelirdi karşıma. Boğaziçi Köprüsü üstünde çalmak istediğini söylemişti bir gün. Bu türden şovlara gereksinimi olmadığını, bunların bir çırpıda unutulacağını, sabırlı olması gerektiğini, büyük yeteneği sayesinde zaten eninde sonunda geniş olanaklara kavuşup dünya çapında büyük kitlelere ulaşacağını söylerdim ona, elimden geldiğince. Fazıl Say idolüydü; günün birinde ama mümkünse bir an önce, Fazıl’ın dünya ölçeğindeki ününe ve başarısına kavuşmak istiyordu o da. 

Sıkıntılar içinde yetişti
Sabırsızdı çünkü sıkıntılar içinde yetişmişti. Türkiye’de o dönemde belki çok az klasik müzik solisti vardı onun kadar konser verebilen ama hem ülkedeki olanaklar kısıtlıydı hem de Moskova’daki okulundan mezun olamaması sebebiyle Türkiye’de akademik kariyer yapamadığından dolayı mütemadiyen dara düşer ve arayışlara girerdi. Önündeki askerlik engelini bir an önce aşıp Almanya’ya yerleşmeyi ve orada vakfı kanalıyla kendisine kucak açan dünyaca ünlü keman virtüozu Anne-Sophie Mutter’in yanında, hayalini kurduğu dünya çapındaki üne kavuşmayı bekliyordu.
Ama ölüm onu hiç beklenmedik bir anda, Ankara’da birlikte piyano çalıştığı eşlikçi piyanistinin evinde, uykuda yakaladı. Şu yakınlarda, kalbinde ritim bozukluğu teşhis edilmişti. Doktoru ilaç vermiş, tiryakisi olduğu sigarayı bırakmasını sıkı sıkıya tembihlemişti. Hayallerini, özlemlerini sıkıştırdığı gencecik kalbi, içinde kopan fırtınaların yarattığı gerginliğe dayanamamıştı belli ki. Yakın dostlarını sürekli davet ettiği, adeta âşık olduğu Fethiye’deki baba evinin yakınında toprağa verildi. Babası Ünal Bey ve annesi Fatma Hanım, yolu Fethiye Çalış Mahallesi’ne düşecek olan tüm Benyamin Sönmez dostlarına evlerinin kapısını açık tutuyorlar.