AB sürecinin 10 yılı: Ne kadar reform o kadar başlık

AB ile müzakerelerde 17. Ekonomi ve Parasal Politika başlığı dün açıldı. Türkiye, böylece, açması gereken 35 başlıktan 15'ini açmış oldu. Müzakerelerin başladığı 2005 senesinden bu yana geçen 10 sene genel olarak değerlendirildiğinde, Türkiye'nin AB sürecinin pek parlak olduğu söylenemez. Son dönemdeki gelişmeler ise yeni bir fırsat penceresi sunuyor.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, geçen hafta Cuma günü toplanan Reform Eylem Grubu toplantısı sonunda basına açıklamalarda bulunurken, 17. başlığın açılmasıyla Türkiye’nin son 5 senede 2. başlığı açmış olacağını, böyle giderse müzakerelerin tamamlanmasının bir asır süreceğini esprili bir dille ifade etmişti.

Davutoğlu’nun ifade ettiği duruma ve dolayısıyla Türkiye-AB ilişkilerinin 10 yılda geldiği noktaya yakından bakalım:

1999 yılında AB tam üye adayı sıfatını kazanan Türkiye, resmi müzakerelere 3 Ekim 2005 günü başladı. Türkiye-AB müzakerelerinde ilk başlık ise 12 Haziran 2006’da açıldı. O gün toplanan hükümetlerarası konferans, 25. Bilim ve Araştırma başlığının açılmasına ve aynı gün kapanmasına karar verdi. Kapatabildiğimiz tek başlık da bu oldu.

Aynı sene sonunda, 14-15 Aralık 2006’da düzenlenen AB Zirvesi’nden Türkiye’ye ilişkin ilk başlık blokajı kararı çıktı. Türkiye’nin Gümrük Birliği’nden kaynaklanan yükümlülüklerini Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne uygulatmaması nedeniyle 8 müzakere başlığını askıya alan AB, geri kalan başlıkların açılsa bile kapatılamayacağına hükmetti.

2007, Türkiye’nin en çok başlık açtığı sene oldu. Seçim senesi olmasına karşın Türkiye, 2007 boyunca tam 5 başlık açtı. Bu başlıkların 3 tanesi 22 Temmuz seçimlerinden önce, 2 tanesi ise sonrasında açıldı: 29 Mart’ta İşletme ve Sanayi Politikası; 26 Haziran’da ise Mali Kontrol ve İstatistik. Dikkat çeken bir nokta bu 3 başlığın da Almanya’nın dönem başkanlığında açılmış olması. Şu ana kadar bir dönemde en çok başlık açma rekoru da Almanya’nın elinde. 

2007’in ikinci yarısında Portekiz dönem başkanlığında ise 2 başlık açıldı: 19 Aralık günü toplanan hükümetlerarası konferans, Tüketicinin ve Sağlığın Korunması ile Trans-Avrupa Ağları başlıklarının açılmasına karar verdi.

SARKOZY 5'İNİ VETO ETTİ, 2'SİNİ AÇTI

2008 senesinde 4 başlık açtı Türkiye: Slovenya’nın dönem başkanlığına denk gelen ilk 6 ayda, Şirketler Hukuku ve Fikri Mülkiyet Hukuku başlıkları açıldı. İkinci altı ayda ise Fransa dönem başkanlığını üstlenmişti. Türkiye’nin AB üyeliğine tamamen karşı olan ve müzakereler tamamlansa bile referanduma sunma kararı alan Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, tam üyelikle bağlantılı 5 müzakere başlığına veto koyduğunu da ilan etmişti. Buna karşın müzakere sürecini tamamen engellemeyeceğinin işareti olarak da 2 başlığın açılmasına ses çıkarmamıştı. 19 Aralık 2008’de Sermayenin Serbest Dolaşımı ile Bilgi Toplumu ve Medya başlıkları açılmıştı.   

2009 senesinde de başlık açıldı ama 2007 ve 2008 döneminin hızı azaldı. Çek Cumhuriyeti’nin dönem başkanlığına denk gelen ilk 6 ayda Vergilendirme; İsveç başkanlığındaki ikinci 6 ayda ise Çevre başlığı açıldı.

2010-2015 DURAKLAMA DEVRİ

2005-2010 döneminde yaşanan yoğun süreç, 2010-2015 döneminde ciddi bir duraklamaya girdi. AB’nin kendi içindeki Anayasa tartışmaları ve ekonomik bunalıma denk gelen bu dönemde bile önemli sayıda başlık açan Türkiye, ikinci 5 senelik döneminde sadece 3 başlıkla yetinmek durumunda kaldı.

İspanya dönem başkanlığında 30 Haziran 2010’da Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı başlığını açan Türkiye, bu tarihten sonra ilk başlığı açmak için 3 seneden fazla beklemek durumunda kaldı. Bölgesel Politikalar ve Yapısal Araçların Koordinasyonu başlığını Haziran 2013’da açmaya hazırlanan Türkiye, hem Gezi olayları hem de yaklaşan seçimler nedeniyle Almanya’nın itirazı neticesinde 5 aylık bir gecikmeyle 5 Kasım 2013’de açabildi.

AB ile müzakerelerde son başlık ise dün Brüksel’de açıldı. Uzun süredir gündemde olan Ekonomi ve Mali Politika başlığının açılmasıyla bugün itibariyle açılan başlık sayısı 10 oldu. Türkiye’nin müzakereleri tamamlayabilmesi için geri kalan 20 başlığı açması, 34 başlığı da kapatması gerekiyor.

BAŞLIK MUHASEBESİ

Sekiz başlığın AB tarafından, 6 başlığın Güney Kıbrıs tarafından bloke edildiği göz önüne alındığında mevcut tabloda açılabilecek başlık sayısının 4’te kaldığı görülüyor: Kamu Alımları; Rekabet Politikası; Sosyal Politika ve İstihdam; Mali ve Bütçesel Hükümler.

Ancak Türkiye ile AB arasında yapılan 29 Kasım zirvesi ortak açıklamasına ek olarak AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker tarafından Başbakan Ahmet Davutoğlu’na iletilen mektupta, komisyonun hepsi de Güney Kıbrıs blokajında olan 5 müzakere başlığının açılması için gerekli hazırlıkları 2016 senesinin ilk 3 ayında tamamlayacağı garantisi verildi. Her ne kadar bu mektup bağlayıcı olmayan bir taahhüt niteliğinde olsa da, müzakere sürecinin hızlandırılması ihtiyacının Brüksel’de de görüldüğünü göstermesi açısından önem taşıyor.

AB’NİN HİÇ Mİ SUÇU YOK?

Türkiye-AB ilişkilerindeki iniş-çıkışlardan AB de sorumlu. Sarkozy’nin açıkça gösterdiği Türkiye karşıta pozisyona hemen hemen hiçbir üye ülkenin ciddi şekilde karşı çıkmaması, hatta Almanya, Avusturya, Yunanistan gibi ülkelerin destekledikleri bu yaklaşım, AB’nin stratejik bakışının yetersizliğini de ortaya koydu.

Buna paralel olarak hızlı genişlemenin yarattığı sorunlar, ekonomik bunalım ve anayasa ile yeniden yapılanmaya çalışan AB, giderek daha kendi içine kapanan bir örgüte döndü. AB’nin bu kısır döngüden sıyrılmasında Sarkozy’nin Fransa’da seçimleri yitirmesi ve yeni bir yönetimim iş başına gelmesi, AB’nin ekonomik bunalımdan ve iç tartışmalardan uzaklaşması ile birlikte mülteci bunalımının dayattığı stratejik bakış açısı sayılabilir.

REFORM SÜRECİ VE DEMOKRATİKLEŞME

AB sürecine Türkiye boyutundan bakıldığında ise müzakere sürecinin AKP’nin ilk iki iktidar döneminde hızlı bir seyir gösterdiği ancak 2011 seçimlerinin ardından yaşanılan süreçte ciddi bir kırılmaya sahne olduğu görülüyor. AKP’nin ilk iki dönemine denk gelen demokratikleşme gayretlerinin AB’den karşılık bulduğu, 2011 sonrasında gelişen anti-demokratik eğilimlerinin ise AB’den ciddi bir tepki gördüğü de ortaya çıkıyor.

Türkiye’nin ifade ve basın özgürlüğü konusunda ciddi sorunlar yaşadığı 2010-2015 dönemi aynı zamanda dış politikada Batı’dan uzaklaşma eleştirilerinin de en çok yapıldığı zaman dilimine rastlıyor.

Her ne kadar Türkiye ile AB arasındaki mevcut yakınlaşmanın asıl tetikleyicisi Suriye sorununun yarattığı büyük mülteci bunalımı olsa da üzerinde durulması gereken nokta, insan hakları ve özgürlükleri geliştirici içerikli reformlar ve demokratikleşme süreçlerinin AB’den gerekli karşılığı bulduğu yönünde. Yani özetle ne kadar reform o kadar başlık...