ABD, 7 Haziran seçimlerinde kimi destekliyor?

Türkiye, siyasi tarihinin en kritik seçimlerine ABD nasıl bakıyor? Seçimlerde kimi destekliyor? Başkanlık sistemi ve otoriterlik tartışmaları hakkında ne düşünüyor? ABD'nin Ankara Büyükelçisi John Bass, iç politik gelişmeler hakkında yaptığı açıklamalarla Washington'un 7 Haziran seçimlerine bakışına açıklık getiriyor.

Türk siyasi tarihinin en kritik seçimlerinden biri olacak olan 7 Haziran sürecini, yabancılar da bizler kadar yakın takip ediyor. Bunu yapanların en başında da ABD’nin Ankara Büyükelçiliği geliyor. Suriye, Irak ve IŞİD’le mücadele gibi birçok konuda Türkiye ile yakın mesaide olan ABD, kampanya sürecini ve verilen mesajları yakından izleyerek 8 Haziran’da nasıl bir siyasi tabloyla işbirliği yapacağını öngörmeye çalışıyor.

Diplomasi Muhabirleri Derneği (DMD) üyeleri ile dün Ankara’da biraraya gelen John Bass, ABD’nin, tüm diğer NATO üyesi ülkelerdeki seçimler gibi Türkiye’deki seçimleri de büyük bir ilgiyle takip ettiğini belirtirken, 7 Haziran’da kimi desteklediklerini de ilan etti:

“Pek çoğunuz bana seçimlerde kimi destekliyorsunuz diye sormak isteyebilirsiniz. Benim cevabım şu olacak: Biz Türk insanını destekliyoruz.”

Ama Büyükelçi Bass, burada noktayı koymak yerine seçimlerin “özgür, rekabetçi ve adil bir ortamda geçmesi” vurgusunu yaptı ve seçmenlerin partiler ve adaylar hakkında “bilgiye dayalı karar” vermesi gerektiğini kaydetti.

Büyükelçi’nin bilgi-haber vurgusu yapması da boşuna değil. Gazetecilerle 4 Mayıs, yani Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nden sadece bir gün sonra buluşan ve bunun bir rastlantı olmadığını söyleyen Bass, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nulland’ın “Türk demokrasisinin kalitesi bizi ilgilendirir” sözünü de bu kapsamda anımsatmayı tercih etti.

SİSTEMİN KENDİSİ DEĞİL, ÖZGÜRLÜKLER ÖNEMLİ

Başkanlık sistemi tartışmalarını, bu sistemin gelmesi durumunda otoriterliğin artacağı kaygılarının sorulması üzerine de Bass önemli bir değerlendirmede bulundu:

“ABD, olarak çok değişik sistemlerle yönetilen ülkelerle çalışıyoruz. Güçlü başkanlık sistemi olanlar da var aralarında güçlü parlamenter sistemler de.. Ama bizim bakış açımıza göre, sistemin kendisi birinci derecede önemli değil. Bizim baktığımız etmenlerin başında; temel özgürlüklerin korunması ve tek bir birey ya da tek bir hükümet unsurunun orantısız bir nüfuza ve (toplumun genel) rızası olmadan yönetim kabiliyetine sahip olmasını engelleyecek denge ve denetleme (mekanizmasını) sağlayan bir sistem olup olmadığı gelir.”

Bass’ın bu sözlerini alıntılarken, Büyükelçi’nin Ankara’ya atanma sürecinde 15 Temmuz 2014’de ABD Kongresi’nde yapılan oturum sırasında Kongre üyesi John McCain’in ısrarlı soruları üzerine o dönem başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı adımların “otoriterleşmeye doğru bir kayma olduğunu” kabul eden bir ABD’li diplomat olduğunu da anımsatmakta yarar var.

'İNSAN HAKLARI RAPORUNU BEKLEYİN'

Bass’a bu tespiti ve geçen seneyle bu sene arasında otoriterleşme konusunda bir gerileme gözlemleyip gözlemlemediği de soruldu. Bu soruya doğrudan yanıt vermeyen Büyükelçi, yakında açıklanacak olan yıllık 2014 İnsan Hakları Raporu’nu beklemek gerektiğini, o raporun bu tür sorulara yanıt verecek nitelikte olacağını kaydetti.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın yayınlayacağı raporun çok kapsamlı ve başta temel özgürlükler olmak üzere demokratik zeminin kırılganlaşmasına neden olan olumsuzlukları ayrıntılı işleyeceği kaydediliyor. Basın özgürlüğünün de bu çerçevede raporda yer alması bekleniyor.

Bunun işaretlerini de yine Büyükelçi Bass verdi. Özellikle son dönemde muhalif kimlikli basın kuruluşlarına uygulanan akreditasyonu ve medyanın sadece bir kısmının resmi kişilere ve kaynaklara ulaşabilmesini “sorunlu” bulduklarını kaydeden Bass, “Siyasette ya da gazetecilikte bazı görüşlerin toplumu ilgilendiren meşru tartışma süreçlerinden dışlanması bir kaygı unsurudur,” ifadelerini kullandı.

ABD Büyükelçisi’nin seçimlere bir ay kala yaptığı açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla Washington Türkiye’deki siyasi tartışmaları etkileyebilecek bir konumda olmak istemiyor. Ancak “demokratik siyasetin” işletilmesi ve demokratik kurumların güçlendirilmesine dönük çağrısından da vazgeçmeye niyeti olmadığını, özellikle basın ve ifade özgürlüğü gibi temel özgürlüklerin korunmasında sözünü sakınmayacağını gösteriyor.