AKP, kriz içinden yeni kriz üretti

Beştepe-Çankaya bunalımı, yolsuzluk dosyasının açılmasına neden oldu.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile ilgili yaptığı “akçeli işler” iması, Cumhurbaşkanı-hükümet bunalımını yepyeni bir boyuta taşıyacak gibi görünüyor. Arınç’ın Gökçek ile ilgili köşeli ifadeleri, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) duymak bile istemediği “yolsuzluk” iddialarını yeniden gündeme getirecek yorumlarına neden oluyor.

Muhalefet, bugünden itibaren Gökçek ve İçişleri Bakanlığı hakkında suç duyurularında bulunmak dahil Arınç’ın açtığı yolu genişleterek sürdürmeyi planlıyor. Tüm gözler ise bu süreçte kamuoyuna çıkmamayı tercih eden Başbakan Ahmet Davutoğlu’na çevrilmiş durumda…

20 Mart’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çözüm sürecine ilişkin hükümete eleştirilerini kamuoyuna duyurmasıyla başlayan Cumhurbaşkanı-Hükümet bunalımı, dün akşam itibariyle 4. gününü doldurdu. Hafta sonunda alevlenen atışmaya önce “Konu mankeni değilim” sonra da “Eleştiriyorsam ülkem adına yapıyorum” yanıtlarını veren Erdoğan, dünkü konuşmasında Arınç’ın şahsını hedefe almayarak polemiği kişiselleştirmemeyi tercih etti.

Karşılığında Arınç da Bakanlar Kurulu ertesinde düzenlediği basın toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı öven, onun liderlik vasıflarına ve “halk kahramanı” olduğu değerlendirmelerine dikkat çeken bir konuşma yaptı. Aynı zamanda Erdoğan’a dönük eleştirilerinin Başbakan Davutoğlu’nun bilgisinde olmadığını kaydederek, 22 Mart’ta söylediği gibi başbakanı koruma görevini de yerine getirmiş oldu.

ARINÇ'TAN YOLSUZLUK İMASI

Erdoğan-Arınç arasındaki bu polemik, belki hükümetin çözüm süreci konusunda planladığı adımların tarihini biraz ötelemesiyle dondurulabilirdi. Böylece Erdoğan, AKP’de patronun kim olduğunu bir kez daha göstermiş olur, hükümetin kendi istediği gibi başkanlık sistemi merkezli bir seçim kampanyasını benimsemesini sağlar, Davutoğlu da 7 Haziran’a kadar durumu bir kez daha idare etmiş olurdu.

Ama Melih Gökçek’in devreye girerek, Arınç ve ailesini “paralelci” olmakla suçlaması, dahası Davutoğlu’ndan hükümet sözcüsü ve başbakan yardımcısını görevden almasını istemesi bu planı bozduğu gibi, Erdoğan ve hükümetin hiç tahammül edemediği yolsuzluk dosyasının yeniden açılmasına yol açtı. 17/25 Aralık dosyalarının kamuoyu dikkatinden uzaklaştığı bir süreçte, yolsuzluk imasının hem de Arınç tarafından gündeme getirilmesi Erdoğan ve Davutoğlu’nun en son isteyeceği şey olsa gerek.

Arınç’ın Gökçek ile ilgili açıklamasında üç temel nokta göze çarptı: Birincisi, kendisinin “birileri gibi” para-çıkar ilişkisi içinde olmadığını ifade etmesi; ikincisi Gökçek’in Ankara’yı cemaat mensuplarına parsel parsel satması ve son olarak da oğlu Osman Gökçek’i AKP’den milletvekili yapmak istediği için kendisine saldırdığı.

Ayrıca Gökçek ile 100 adet konuyu 8 Haziran’da yani seçimlerden hemen bir gün sonra konuşabileceğini de ifade etti. AKP’yi yıpratmamak için bu konuları şimdi konuşmayacağını belirten Arınç, böylece bu konuların şaibeli işler olabileceği yorumlarına da bilerek fırsat verdi.

8 Haziran’dan itibaren emekli milletvekili maaşı ile geçinen alnı açık ve şerefli bir adam olarak bir hayat süreceğini belirterek Gökçek’e dolaylı bir dokundurmada bulunan Arınç, bu süreçteki performansıyla “özgül ağırlık” yorumlarının haksız olmadığını bir kez daha kanıtladı.

CUMARTESİ-PAZAR TRAFİĞİ SONUÇ GETİRMEDİ

Bütün bu süreçte gözler ise Başbakan Davutoğlu’nu aradı ve onun bu süreçteki rolüne odaklandı. Hafta sonu gazetelerde çıkan ve yalanlanmayan haberlere göre, Erdoğan’ın Cuma günü yaptığı çıkış üzerine Davutoğlu, Arınç ve diğer üst düzey hükümet yetkilileri aynı gece bir araya gelerek durum değerlendirmesi yaptılar. Ve Arınç’ın açıklamasının çerçevesi Davutoğlu’nun bilgisi dahilinde hazırlandı.

Belli ki Erdoğan da bu noktadan hareket ederek cumartesi gecesi Davutoğlu’nu İstanbul’daki evine davet etti ve Arınç’ın açıklamasını bir kez de en üst düzey hükümet yetkilisinden dinlemek istedi.

Pazar sabahı haber merkezlerine gelen haberler, Arınç’ın o günkü programlarını iptal ettiği ve Ankara’da katılmayı öngördüğü iki programa katılmayacağı şeklindeydi. Bu iptallerin, Cumartesi günkü çıkışıyla bağlantılı olduğu yorumları gazeteciler arasında hızla yayıldı. (Erdoğan-Davutoğlu görüşmesi ise henüz ortaya çıkmamıştı.)

Ama daha sonra Arınç, Yeni Dünya Vakfı’nca düzenlenen konferansa katıldığı gibi çıkışta da gazetecilerin sorularını yanıtladı ve cumartesi günü yaptığı açıklamanın arkasında olduğunu kaydetti.

Bu durumda iki olasılık ortaya çıkıyor: Birincisi Başbakan Davutoğlu, Erdoğan ile görüşmesini ve içeriğini Arınç’a aktardı ve kendisinden basına açıklama yapmamasını istedi ama Arınç dinlemedi. İkincisi ise Davutoğlu, Erdoğan ile yaptığı görüşmeyi Arınç ile paylaşmadı. Çok daha zayıf bir başka olasılık ise Davutoğlu, Arınç’a Erdoğan ile görüşmesini aktardı ve konuyla ilgili bir açıklama daha yapmasını istedi.

Belli ki Davutoğlu, Erdoğan ile gerginliğe son noktayı olayın başkahramanı Arınç’ın Bakanlar Kurulu toplantısı yaptığı açıklamayla koymak istedi. Ancak Davutoğlu, bu dört gün içinde yaşananlarının AKP ve hükümetine hasar vermesini engelleyemedi. Dahası, AKP’nin iki ağır topu Arınç ve Gökçek arasında “para ve çıkar” odaklı ve sonuçta kendisini de zor durumda bırakacak yepyeni bir bunalımla karşı karşıya kalmış görünüyor.

BEŞTEPE, ÇANKAYA'YA KARŞI

Erdoğan ile hükümet arasındaki gerginliğin tavan yaptığı Pazartesi gününden son bir not ise, Bakanlar Kurulu’nun ilk kez Çankaya Köşkü’nde toplanmış olması. Bu da mevcut bunalımın kısa yoldan “Beştepe-Çankaya gerginliği” olarak tanımlanmasına ve seçimlere kadar ve hatta seçimlerden sonra da sıkça duyacağımız bir söylem olacağı izlenimi veriyor.

Yeni Şafak Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi’nin “büyü bozuluyor” dediği durum bu olsa gerek.