Erdoğan hala Şangay Beşlisi'ne katılmak istiyor mu?

Rusya ile yaşadığımız bunalımdan çıkarmamız gereken önemli dersler var. Bunlardan birincisi Türk dış politikasının temel yörüngesinin başta NATO ve AB olmak üzere Batı kurumları olduğudur. İkincisi, Rusya gibi demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi kavramların yerine oturmadığı ülkelerle uzun süreli ve tek taraflı bağımlılık yaratacak projelere girişirken iki kere düşünmek gerekliliğidir. Üçüncüsü ise Putin'in Rusya'sını değil Avrupa demokrasilerini kendimize örnek almamız gerektiğidir.

Türkiye-Rusya bunalımı ikinci haftasını doldurdu. Hergün yeni gerginlikle geçen iki haftanın değerlendirmesine başka bir bakış açısından yaklaşmak uygun olabilir. Türkiye’nin Rusya ile yaşanan bunalımdan çıkarması gereken dersler başlığı altında hem de... Bazı önemli konu başlıkları şöyle sıralanabilir:

Batı yönelimi: Herhalde Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin ile hemen her görüşmesinde gündeme getirdiği Şangay İşbirliği Örgütü’ne (Şangay Beşlisi) katılım isteminin Batı’da neden gerçekçi ve ciddi bulunmadığını şimdi daha iyi anlıyordur.

Erdoğan, AB eleştirisi yaparken sıkça kullandığı Şangay Beşlisi seçeneğinin Türkiye’yi Avrupa-Atlantik formasyonundan uzaklaştırma arayışı olarak değerlendiriliyor olmasından rahatsız görünmüyordu. Hatta Türkiye’nin en hassas savunma sanayi projesi olan 3 milyar dolarlık uzun menzilli anti-balistik füze sistemlerini Çin’in ABD’nin yaptırım listesinde yer alan bir firmasına vermenin yaratacağı tepkiyi de göğüslemeye hazır görünüyordu. (Bu projenin G20 zirvesinden sadece birkaç gün önce iptal edilmiş olması zamanlama açısından bile birçok şeyi dile ortaya koyması açısından önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.)

NEDEN İLK DURAK NATO?

Rusya bunalımının birkez daha gösterdiği gerçek, Türkiye’nin dış ve güvenlik politikasının merkezinde NATO ve AB kurumları ile olan ilişkisi olduğudur. Bu gerçeği 2012 senesinde Suriye’nin bir Türk savaş uçağını düşürmesi ve Türk hava sahasını tehdit etmesi sürecinde de görmüş ve Türkiye’nin önlem olarak NATO’dan Patriot hava savunma sistemi istediğine tanık olmuştuk. 

Bu açıdan bakıldığında, Türkiye’nin 24 Kasım’da Rus savaş uçağını düşürmesinin ardından yaptığı ilk işin NATO Konseyi’ni acilen toplantıya çağırması ve hem kurumsal hem de müttefiklerinden destek ve dayanışma istemesi büyük önem taşıyan bir adım oldu. 2012 sürecinden farklı yönü ise bu kez gerginliğin bir tarafının NATO ile zaten ilişkileri çok sorunlu olan Rusya ile yaşanıyor olması.  

Rusya’nın Suriye ve Doğu Akdeniz’e yaptığı askeri yığınağa NATO’nun yanıt vermesi ve Türk hava sahasının korunacağı mesajını vermesi de bu nedenle yaşamsal önemde.

Bütün bu unsurlar değerlendirildiğinde Rus bunalımından çıkarılacak ders, Türkiye’nin Batı dünyasından uzaklaşmasının hem maceraperest hem de tehlikeli olacağıdır. Herhalde tam da bu nedenlerden dolayı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bundan sonra Şangay Beşlisi’ne katılım yönünde bir yaklaşımı olmayacaktır.

TÜRK AKIMI'NIN İPTALİ OLUMLU GELİŞME

Enerji kaynaklarını çeşitlendirme: Türk-Rus bunalımının olumlu sonuçlarından birinin Türk Akımı projesinin iptal edilmesi olduğı söylenebilir. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 1 Aralık 2014’ta Ankara’da açıkladığı proje, Ukrayna bunalım nedeniyle AB ve NATO’nun ciddi baskısı altında kalan Rusya’yı kurtaracak bir formül olarak ortaya çıkmıştı. ABD’nin ciddi tepkisine neden olan proje ile ilgili nihai anlaşmalar bu nedenle tamamlanamamıştı.

Türk Akımı projesinin iki önemli açıdan sorunlu olarak görüldü: Birincisi, Türkiye’nin 1990lı yılların başından itibaren geliştirdiği Hazar havzası yer altı kaynaklarının kendi toprakları üzerinden dünyaya pazarlanması politikasına ters düşmesi. Yıllık 63 milyar metreküp doğalgaz taşıma potansiyeli olan Türk Akımı’nın gerçekleşmesi durumunda, Azerbaycan, Türkmenistan, İran ve ileride Irak doğalgazının Avrupa pazarlarına taşınması olasığı azalacaktı. İkincisi sıkıntı ise Türkiye’nin Rus doğalgazına olan bağımlılığının artmayacak bile olsa azalmamasına neden olacak olması.

Bu açılardan bakıldığında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Katar’dan LNG alınmasına ilişkin girişimi ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Azerbaycan’dan gelecek olan TANAP boru hattının 2018 yerine 2017’de tamamlanmasına ilişkin adımları enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi gerekliliğinin Ankara’da görüldüğünü ortaya koyuyor. Ama doğalgaz gereksiniminin yaklaşık yüzde 65’ini Rusya’dan karşılayan Türkiye’nin atması gereken daha çok adım olduğu da ortada.

DEMOKRASİ ŞART

Bu bunalımdan çıkarılacak bir başka ders de ülkeler arasında uzun süreli ve sürdürülebilir ortaklıkların oluşmasında demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi ilkelerin önemidir. Türkiye, uzunca bir süredir pragmatik nedenler ve çıkarları gereği gereğince Putin yönetiminin iç ve dış politikada uyguladığı otoriter politikaları görmezden geliyordu.

Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü bozan, Kırım’ı ilhak edip Karadeniz’i Rus gölüne çevirme çabaları karşısında zaman zaman NATO’yla ters düşme pahasına Moskova’yla ilişkilerini yürüten Türkiye, Suriye’den kaynaklanan görüş farklılıklarını da uzunca süre önemsememeyi tercih etti. Gelinen noktada ise bu kadar yatırım yapılan ekonomik ve ticari  ilişkiler şimdi tamamen çökme durumuna geldi.

Bu tabii ki, Türkiye’nin demokratik olmayan ülkelerle hiçbir ekonomik, ticari ilişkiye girmemesi anlamına gelmiyor ancak nükleer santral gibi, tek taraflı bağımlılık yaratacak boru hattı inşası gibi stratejik anlaşmaları yaparken iki kere düşünmesi gerektiğini gösteriyor.

Tabii bu noktada söylenmesi gereken bir başka durum da Türkiye’nin Batı yönelimi çerçevesinde demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve temel özgürlükler konusunda kendisine AB demokrasilerini örnek alması, AB ile başlatılan süreci jeopolitik boyuttan çıkarıp değerler ve ilkeler üzerine inşa etmesi gerekliliği.

Demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi ilkelerden mahrum ülkelerin ne iç ne dış politikalarında huzur ve barışı sağlayabildiklerini görmek için Ortadoğu ve Avrasya bölgelerine bakmak yeterli olacaktır.