Erdoğan'ın sıkıntılı İran ziyareti

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün bir günlük ziyaret kapsamında İran'da olacak. Mezhep politikası izlemekle eleştirdiği İran'a 10 gün önce "Artık tahammülümüz kalmıyor" diyecek kadar ileri giden Erdoğan'ın Tahran'da nasıl bir söylem kullanacağı merak ediliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İran ziyareti bundan daha olumsuz bir takvimde gerçekleşemezdi herhalde. Batı ile onyıllardır süren “nükleer enerji” anlaşmazlığını tarihi bir anlaşmayla sonuçlandıran ve uluslararası toplumla entegrasyon yönelimini somutlayan İran yönetimi, hem uluslararası hem de bölgesel çapta gözden düşen Türkiye Cumhurbaşkanı’na karşı masaya 1-0 önde başlayacak oturacak gibi görünüyor.

Erdoğan’ın ziyaretinin asıl amacı iki ülke arasında oluşturulan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konsey Toplantısı’nın ikincisini gerçekleştirmek. Dolayısıyla Erdoğan ve İran Cumhurbaşkanı Ruhani liderliğinde gerçekleştirilecek toplantıların ilk aşamasında ekonomik, ticari ve enerji işbirliği alanlarının ele alınması ve bazı ekonomik içerikli anlaşmaların imzalamaları da öngörülüyor.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ziyaretle ilgili bilgi verirken, İran’ın P5+1 ülkeleriyle nükleer çalışmaları konusunda çerçeve anlaşmaya vardığını anımsattı ve bunun Türkiye de dahil olmak üzere tüm bölge için yeni bir fırsat penceresini oluşturduğunu kaydetti. Ancak bu fırsat penceresinden Türkiye ve Türk firmalarının ne kadar yararlanacağı, daha doğrusu bu pencereyi İran’ın ne kadar açacağını zaman gösterecek.

Türkiye’nin Mısır’la yürüttüğü Ro-Ro taşımacılığı anlaşmasının sona ermesine sadece 2 haftalık bir süre kaldığı bir dönemde, İran’la başta ticaret ve ulaştırma alanlarında atılacak yeni adımlar büyük önem taşıyor. Dolayısıyla Erdoğan’ın bölgesel gelişmeler kaynaklı siyasi bunalımlardan ekonomik ilişkilerin etkilenmemesi için pragmatik mesajlar verebileceği öngörülüyor. Aynı Rusya’yla olduğu gibi Türkiye, İran’la ticaret ve siyaseti birbirinden ayırma gibi temel bir çizgiyi benimseyebilir. Buna İran’ı nasıl yanıt vereceğinin sinyalleri ise bugünkü görüşmelerde görülecek.

YEMEN GERGİNLİĞİ MASADA OLACAK

Erdoğan’ın İran ziyaretinden çıkabilecek sonuçlara geçmeden önce, Ankara-Tahran hattındaki gerginliğin nasıl tırmandığını anımsamakta yarar var. Taraflar arasında Suriye ve Irak’ta yaşanan ve mezhepsel boyutu da olan çatışmalar nedeniyle uzun süredir var olan çıkar çatışması, Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun 25 Mart gecesi Yemen’deki İran bağlantılı Şii Hutsi Hareketi’ne dönük operasyona başlamasıyla somutlandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 26 Mart günü gazetecilerin sorularını yanıtlarken, İran’ı doğrudan hedef almış ve “İran bölgeyi adeta domine etmeye çalışmaktadır. Bu durum bizi, Körfez ülkelerini rahatsız etmeye başlamıştır. Buna gerçekten tahammül etmek mümkün değil” ifadelerini kullanmıştı.

İran bu çıkışa sessiz kalmamış ve bir yandan üst düzey Meclis yetkilileri aracılığıyla Erdoğan’a “Tahran’a gelme” mesajı verdirmiş, diğer yandan da Türkiye Büyükelçilik Maslahatgüzarı’nı Dışişleri’ne çağırarak “izahat” istemişti. Bu ziyaretin ertelenmesinin daha büyük bir gerilime yol açacağını hesaplayan Türkiye, İran Dışişleri’ne benzer yolla misilleme yapmamış ve böylece gerginliği artıran taraf olmama yolunu çizmişti.

Türkiye’nin sessizliğine karşın 65 milletvekili Ruhani’ye bir mektup yazarak, ziyaret sırasında Erdoğan’ı sert şekilde uyarması çağrısında bulundular ve böylece Türk Cumhurbaşkanı’na nasıl bir ortamda Tahran’a geldiği anımsatması da yapmış oldular.

TARİHİ ANLAŞMA, İRAN'IN ELİNİ GÜÇLENDİRDİ

Yemen operasyonu tam gaz sürerken ve bölgesel gerginlik had safhadayken, İran’ın 2013 sonundan bu yana P5+1 ülkeleriyle süren nükleer müzakerelerinde anlaşmaya varıldığı haberleri geldi. “Tarihi” olarak nitelendirilen ve İran’ın 1979’dan bu yana koptuğu uluslararası topluma yeniden dönüşü olarak görülen bu anlaşmanın Tahran yönetiminin başta bölgesel sorunlar olmak üzere küresel birçok konuda etkisini artırabileceği değerlendirmeleri yapılıyor.

Dolayısıyla İran’ın artık 2009-2010 nükleer müzakereler sürecinde olduğu gibi Batı ile arasında “diyalog köprüsü” olarak Türkiye’ye başvurmasına gerek kalmadı. İran, kendi sorunlarını artık doğrudan Batı ile –doğrudan ABD ile- görüşebilme noktasına gelirken; Türkiye ise Batı nezdinde eskiye oranla daha az kapısı çalınan bir ülkeye dönüştü.

Dahası Türkiye, Suudi Arabistan liderliğinde kurulan ve Sunni çıkarlarını İran liderliğindeki Şiilere karşı korumak için kurulan “Sunni blokunun” da parçası olarak tanımlanmaya başladı. Bölegesel sorunlara uzun yıllar boyunca tarafsız bir çerçeveden bakıp, gerektiğinde çözüm için arabulucuk dahil inisiyatif alabilen Türkiye, bu hamleyle birlikte Suudi liderliğindeki tarafta yerini alan ve etkisi sınırlı bir ülke olarak da görüldü.

ERDOĞAN, İRAN'A ORTAK TOPLANTI TEKLİFİ YAPAR MI?

Bu süreç çerçevesinde gerçekleşecek ziyaret aslında Erdoğan için yukarıda özetlenen tabloyu düzeltmesi ve yeni bir başlangıç için çağrıda bulunması şansını da veriyor. Türkiye’nin Yemen bunalımının “siyasi diyalog ve müzakere yoluyla” çözülmesi için girişimlerinin yoğun bir şekilde devam ettiğini anlatan Sözcü Kalın, “Yemen'de bizim önceliğimiz, bu krizin bir an önce müzakere masası etrafında bütün tarafların toplanması suretiyle çözüme kavuşturulmasıdır,” ifadelerini kullandı.

Kalın, bir başka soru üzerine de, bölgedeki mezhep savaşının tahammül edilemez hale geldiğini kaydederek, “Onlarca yüzlerce masum insan hayatını kaybediyor. Buna hiç kimsenin hakkı yok. Yemen'de yaşanan olaylarda dahil olmak üzere biz bütün bölge ülkeleri olarak, Türkiye, İran, Suudi Arabistan, körfez ülkeleri, Pakistan, böyle bir mezhep çatışmasının önüne geçmek için el birliğiyle çalışmak durumundayız. Bu konuda herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek zorunda,” değerlendirmesini yaptı.

Bu açıklamalarda dan görünen Erdoğan’ın Tahran’da vereceği mesajların Ankara’dan verdiklerine oranla daha yumuşak ve dengeli olacağı ve sadece İran’ı değil tüm tarafları aklı selimle davranmaya çağıracağı yönünde. Kalın’ın dediği gibi tarafları bir masa etrafında toplamak gibi bir girişim de Erdoğan’ın gündeminde olabilir.

İran’ın buna nasıl yanıt vereceği zaman içinde belli olacak ama Tahran yönetiminin Ankara liderliğinde bir uzlaşı çabasına olumlu yaklaşmasını gerektirecek koşullar henüz ortada yok. Erdoğan’ın kullanacağı dil ve vereceği mesajlar, mevcut bölgesel konularda Türkiye ve İran’ın “çözüm ortağı mı” yoksa “sorun ortağı mı” olacaklarını göstermesi açısından büyük önem taşıyor.