Hükümetsiz de dış politika oluyormuş....

Türkiye, seçim kampanyalarına başladığı bahar aylarından bu yana geçici bir hükümet tarafından yönetiliyor. Bu ara dönemde Suriye başta olmak üzere dış politikada  dikkat çekici gelişmeler yaşanıyor. IŞID'la mücadeleyi Suriye politikasında öncelik haline getirme aşamasında olan Türkiye, İncirlik Üssü'nün kullanımı da dahil olmak üzere ABD ile kapsamlı bir mutabakat anlaşmasını müzakere ediyor.

7 Haziran seçimlerinden bu yana dış politikada önemli gelişmeler yaşanıyor. Normal demokrasilerde seçim sonrası süreçler, dış politikanın neredeyse askıya alındığı dönemler olur. Geçici konumdaki bakanlar ve onlara bağlı kurumlar, bir sonraki hükümeti bağlayacak, zora sokacak adımlar atmamaya dikkat ederler.

Türkiye’de ise durum biraz farklı. İki hükümet arası dönem, AKP hükümetinin esneklik göstermekte zorlandığı dış politika alanlarında “ince ayar” yapılabilmesi için önemli bir fırsat olarak görülüyor. Seçimin ardından geçen kısa zaman diliminde yaşanan gelişmeler, bu görüşü sağlamlaştıracak unsurlar içeriyor:

IŞİD ile mücadele: Türkiye ile ABD arasında IŞİD ile mücadele konusundaki en kapsamlı görüşmeler geçen hafta gerçekleştirildi. İki güne yayılan müzakerelerde, Türkiye’nin ABD’nin liderlik yaptığı anti-IŞİD koalisyonuna aktif katılımı ile Amerikan savaş uçaklarının İncirlik ve diğer Türk askeri tesislerini kullanması konusu ele alındı. Her iki taraf da görüşmelerde ilerleme sağlandığını belirtirken, sızan bilgiler tarafların kapsamlı bir mutabakat muhtırası üzerinde pazarlık yürüttüklerini gösteriyor.

ABD ile askeri işbirliği: Diplomasi kısmında bu olurken, IŞİD’in Cerablus-Mare hattına doğru ilerlemesi ve Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek hamleler de bulunması Ankara-Washington hattında askeri işbirliğini de yaşama geçirdi. Haziran ayının ikinci yarısından itibaren Türkiye’nin istemi üzerine Amerikan savaş uçakları, IŞİD mevzilerine dönük en az 5 saldırı gerçekleştirdi. Bu da Türkiye’nin uzun süredir dile getirdiği “Hava bombardımanları tek başına yararlı değil” tezinden uzaklaştığı yorumlarına neden oldu. Son haftalarda sınır boylarına yerleştirilen uzun menzilli toplar da gerektiğinde ABD ile eşgüdüm içerisinde kullanılacak. IŞİD’a ya da PYD’ye karşı tek taraflı bir hareket içinde olmayacağı, koalisyonla hareket edeceği mesajlarını da bu dönemde veren Türkiye, 2013’ten bu yana Suriye sınırının 200 kilometrelik bölümünü kontrol eden IŞİD’in bu bölgelerden temizleneceğini de bu dönemde ifade etti. Bu tutum, uzun zamandır IŞİD konusunda toleranslı olmakla suçlanan Türkiye açısından yeni bir pozisyon olarak değerlendiriliyor.

Assad konusunda ince ayar: IŞİD ile mücadele konusunda ABD ile sağlanan yakınlaşma sayesinde, Türkiye’nin savunageldiği “Önce Esad, sonra IŞİD” anlayışı da kısmi bir değişime uğradı. Esad’ı öncelikli hedef olarak görmeyen koalisyona aktif katılmaya yanaşmayan Türkiye, bu katı anlayışını yumuşatmayı tercih etti. Her ne kadar resmi söylemler Esad’ın gitmesi üzerine inşa edilse de pratikte atılan adımlar IŞİD tehdidinin öncelendiğini gösteriyor. Ankara’nın bu adımı atmasında Esad’ın gücünün giderek azaldığı, rejimin ani bir çöküşle yıkılabileceğine ilişkin istihbaratın da önemli etkisi olduğu kaydediliyor.

İSRAİL'LE NORMALLEŞME ADIMLARI

İsrail’le diyalog: 7 Haziran sonrasının önemli bir gelişmesi de iki ülkenin üst düzey dışişleri yetkililerinin Roma’da biraraya gelmeleriydi. Edinilen bilgilere göre, Roma görüşmesinin ardından iki tarafın Mavi Marmara müzakerecileri yeniden biraraya gelecekler ve daha önce tamamlanan tazminat anlaşmasını yürürlüğe sokacaklar. Ancak İsrail tarafının bu adımı atmak için Hamas’ın Türkiye’de yaşayan yöneticilerine ilişkin bazı adımlar beklediği biliniyor. Mavi Marmara saldırısı nedeniyle Türkiye’de yargılanıp haklarında hüküm verilen İsrailli generallerin dosyalarını Interpol’e göndermeyerek bir nevi jest yapan Ankara’nın Hamas yöneticileri konusundaki kararının ne olacağı merak ediliyor. Tarafların birbirlerini tatmin edici adımlar atması durumunda kısa sürede diplomatik temsil düzeyinin büyükelçi seviyesine çıkması öngörülüyor.

Lüksemburg üzerinden AB mesajı:  Letonya dönem başkanlığı sırasında umduğunu  bulamayan Türkiye, açılması konusunda teknik hiçbir engelin olmadığı 17. ekonomi ve parasal politikalar başlığını 1 Temmuz’da başlayan Lüksemburg dönem başkanlığı sırasında açmak istiyor. Ancak Lüksemburg’la, parlamentosunun Ermeni soykırımını tanımış olmasından kaynaklanan önemli bir sorun var. Büyükelçisini bu ülkeden çeken Türkiye, mevcut sorunu aşmak için Lüksemburg’la ikili ilişkiler ile AB işlerini birbirinden ayırma kararı aldı ve Lüksemburg’un düzenleyeceği AB içerikli her toplantıya katılma iradesini gösterdi. Bu da AB ile ilişkiler açısından önemli ve olumlu bir adım olarak görüldü.

IŞİD Mİ YPG Mİ DAHA TEHLİKELİ?

Sessiz sedasız Kıbrıs: Türkiye’nin en çok önem verdiği ve ümitli olduğu alanlardan biri Kıbrıs görüşmeleri. Gelecek yılın ilk çeyreğinde adada yeni bir ortaklık devletinin kurulması için referandum aşamasına gelineceğini öngören Türkiye, son derece hassas yürüyen süreci olumsuz etkilemeyecek bir çizgi izlemeye dikkat ediyor. Yunanistan’ın da kendi ekonomik sıkıntısı nedeniyle Kıbrıs konusuna çok ağırlık veremediği bu süreçte Türkiye, sessiz ama kararlı bir destek vermekle yetiniyor. Bu müzakerelerin son olduğu tezini uluslararası kamuoyuna yüksek sesle ve tehdit edici bir dil kullanmadan kabul ettirmeyi de sürdürüyor.

Kurumlar öne çıktı: Bu sürecin doğal gelişmelerinden biri de dış politikayı uygulama sürecinde etkin görev alan kurumların geçmişe oranla daha öne çıkması oldu. Genelkurmay Başkanlığı’nın özellikle Suriye’ye müdahale konusunda aldığı inisiyatif, Dışişleri’nin konunun diplomatik çerçevede müzakere edilmesi ve PYD’nin IŞİD’den daha tehlikeli olduğu yönündeki algıların değiştirilmesi konusunda üstlendiği rol önemli etkenler olarak değerlendirildi. Bu süreçte toplanan MGK sonrasında da özellikle PYD’nin Suriye’nin geleceği konusunda “rasyonel bir aktör” olabileceği değerlendirmesi ayrıca dikkat çeken bir değişim olarak görüldü.  

Bu gelişmelerden görüldüğü kadarıyla dış politikada uzun süredir beklenen “ince ayar” tam da Türkiye’nin hükümetsiz idare edildiği bir döneme denk getiriliyor. Bu ince ayar, katı Suriye politikasına kendisini çok bağladığı için uzun süredir herhangi bir manevra yapamayan AKP hükümetinin de elini rahatlatan bir durum olarak değerlendirilebilinir.