Rusya'yla uzun vadeli bir krize hazır mıyız?

Türk-Rus gerilimi, ilk haftasını doldurdu. Rusya'nın tepkisi ikili ilişkilere olduğu kadar Suriye'ye de net bir şekilde yansımış durumda. Rusya'nın Esad yönetimini ayakta tutma stratejisi kapsamında Suriye'deki askeri varlığını hızlı ve kapsamlı şekilde artırıyor olması Ankara-Moskova ilişkilerinde kısa vadede normalleşme umutlarını azaltan bir unsur olarak görülüyor.

Türk-Rus bunalımında ilk haftanın genel bir değerlendirmesi yapıldığında şu ortaya çıkıyor: Türkiye, Rus uçağını, Türk hava sahasını ihlal ettiği için düşürdüğünü ispat etti ve başta ABD olmak üzere NATO ve diğer Batılı ülkelerden beklediği desteği aldı.

Ayrıca, her fırsatta, gerginliği düşürmek isteyen taraf olduğunu belli eder şekilde Rusya’ya diyalog çağrısı yaptı ve sorunun bir an önce çözülmesi için hazır olduğu mesajını da uluslararası topluma verdi.

Rusya ise iki ayaklı bir gerilim politikası izlemeyi tercih etti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bir yandan Türkiye’ye ve Türk yurttaşlarına karşı geniş kapsamlı yaptırımlar dizisini gündeme getirip zedelenen ulusal onur ve kendi imajını düzeltmeye çalışırken; diğer yandan da bir süredir Suriye’de yürüttüğü askeri konuşlanma ve yoğunlaşma planlarına hız verdi.

Tepkinin ilk ayağı ikili ilişkileri hedef alırken, ikincisi ise genel itibariyle Türkiye’nin Suriye’deki bölgesel çıkarlarını ve buna dönük planlarını boşa çıkartmaya odaklanmış görünüyor.

RUSYA'DAN SURİYE'YE YENİ ÜS

Göründüğü kadarıyla Rusya, 30 Eylül’den itibaren Suriye’de başlattığı askeri harekat ve konuşlanma stratejisine, Türkiye’nin savaş uçağını düşürmesinin ardından hız verdi. Rus ve uluslararası basında çıkan haberlere göre Rusya, güney Suriye’de yer alan Hums kenti yakınlarındaki el-Şeyrat Hava Üssü’nü geliştirme ve kapsamlı yeni bir hava üssüne çevirme kararı aldı. Bu hava üssünün zaten Rus saldırı helikopterleri tarafından kullanıldığı biliniyor.

Ama bunun da ötesinde Rusya’nın yeni bir arayışının olduğu geçen ay Rus basınına konuşan Korgeneral Andrey Kartapolov tarafından açıklanmıştı. Rus komutan amaçlarının “kara, hava ve deniz unsurlarını biraray getirecek tek bir üs yaratmak” olduğunu kaydetmişti.

Mevcut durumda Tartus deniz üssünü ve Lazkiye yakınlarındaki hava üssünü kullanan Rusya’nın amacının Esad rejimin denetiminde tuttuğu bölgelerdeki askeri varlığını kalıcı olarak büyütmek ve böylece Beşar Esad’ın siyasi geleceğini garanti altına almak olduğu kaydedilebilir.

Bu yoğun konuşlanma ve askeri hareketliliğin, Viyana’da sağlanan mutabakat kapsamında 1 Ocak’tan itibaren başlatılacak olan siyasi geçiş süreciyle ilgisi olduğu konusunda Ankara’da kimsenin şüphesi yok.

100 SAVAŞ UÇAĞI, S-400'LER

Rusya’nın yeni hava üssüne paralel olarak Suriye’deki savaş uçağı sayısını da 35’dan 100’e çıkarması öngörülüyor. Bombardıman uçaklarının yanısıra havadan havaya füze atabilen savaş uçaklarını da devreye sokacağını açıklayan Rusya, Türkiye’nin F16’larıyla havada sağladığı üstünlüğü dengelemeyi amaçlıyor.

Aynı şekilde ileri teknoloji S-400 hava savunma sistemlerini de bölgeye gönderip devreye sokan Rusya, Suriye hava sahasını kendi hava sahasıymış gibi koruyacağı mesajını veriyor. Bu durum da aynı hava sahasını IŞİD’le mücadele etmek için kullanan Türkiye için önemli bir risk oluşturuyor. Tam da bu nedenle Türkiye, ortalık duruluncaya kadar IŞİD’e dönük hava operasyonlarını askıya alma kararı aldı. Bu durum, hem havadaki riskin ne kadar büyük olduğunu hem de iki taraf arasında uygun bir mekanizma kurulmaması durumunda Suriye bunalımı sürdüğü sürece bu riskin de süreceğini göstermesi açısından önem taşıyor.   

RUSYA, IŞİD'LE MÜCADELE KARTINI OYNUYOR

Bu bir haftada Rusya’nın stratejisinin bir ayağını da IŞİD’le mücadele kartını oynamak oluşturuyor. Türkiye’yi IŞİD’le petrol ticareti yapmakla suçlayarak uluslararası toplum gözünde şüpheli bir duruma sokmaya çalışan Rusya, Paris saldırıları sonrasında gelişen havayı iyi kullanarak anti-IŞİD koalisyonunda merkezi bir rol oynamayı, bunu yaparken de Türkiye’yi dışlamayı öngörüyor.

Bu noktada belki de en önemli gelişmeyi de Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ile Putin’in Moskova’da yaptığı görüşmeyle sağladığı ileri sürülebilir. Esad’ın gitmesi konusunda Türkiye ile geçmişte aynı noktada olan Fransa’nın Dışişleri Bakanı Laurent Fabius’un IŞİD’le mücadele koalisyonunda Esad rejiminin de yer alabileceğine dönük açıklaması bu açıdan üzerinde düşünülmesi gereken bir nokta.

Bu süreçte özellikle ABD’nin nasıl bir tavır takınacağı büyük önem taşıyor. Ancak kısa süre içine iyice seçim havasına girecek olan ABD’nin etkinliğini ne kadar sürdüreceği soru işareti oluşturuyor.   

RUSYA, SURİYE'YE HİÇ ÇIKMAYACAKMIŞ GİBİ YERLEŞİYOR

Bütün bu gelişmelerin gösterdiği -uçak krizi olsa da olmasa da- Rusya’nın Esad yönetimini 18 aylık geçiş süreci boyunca, kontrol altına tuttuğu topraklarda güçlü ve sağlam tutmak ve böylece yıkılmasını önlemek için bu askeri adımları atmaya devam edeceğini gösteriyor. Bir anlamda Rusya, Ortadoğu’daki en önemli müttefiği Esad’ın askeri garantörü haline geliyor.

Bunun da ötesinde Rusya’nın Suriye’ye yaptığı askeri konuşlanma, Ortadoğu’nun kalbinde çok daha uzun vadeli bir yerleşme planını da ortaya koyuyor. Bu durum da, öncelikleri ve siyasetleri taban tabana zıt olan Türkiye ve Rusya’nın -özellikle de uçak bunalımından sonra- çok daha uzun sürecek bir bunalım dönemine girdiklerini gösteriyor.