Sandığa bombayı kim koydu?

HDP'nin Adana ve Mersin seçim bürolarına yapılan bombalı saldırılar, Tekirdağ ve Adalar'da yaşanan baskılar seçim öncesinde tehlikeli bir sürece girildiğinin işaretleri. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dini unsurları da işin içine katarak alışageldik ayrıştırıcı söylemini keskinleştirmesi, AKP'li yetkililerin "HDP'nin barajı geçmesi demokrasi açısından tehlikeli" açıklamalarıyla birleşince bu tür provokasyonlara da en uygun zemin kendiliğinden oluşmuş oluyor.

Ankara’da dün görüştüğüm yabancı bir diplomat, Adana ve Mersin’de HDP bürolarına yapılan saldırıları konuşurken şu soruyu sordu: “Daha bir-iki ay önce barış çağrılarının yapıldığı bir ülkede nasıl oluyor da bir anda herşey tam tersi istikamete girebiliyor? Seçimden sonra hiçbir şey olmamış gibi yeniden masaya oturabilecekler mi?”

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın ve çok daha önemlisi HDP’yi terörist ilan eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylemlerine bakarsak, seçimlerden sonra tarafların “Nerede kalmıştık” deyip masaya oturmaları uzak bir durum olarak görülüyor.

Ancak AKP’nin farketmediği durum, HDP barajı geçse de geçemese de Kürt sorunu gerçekliği 8 Haziran’la birlikte yeni bir döneme girecek. Bu yeni dönemin Kürt sorununun çözümü açısından olumlu mu olumsuz mu olacağını ise büyük ölçüde iktidar belirleyecek.

Şu an ki tablo pek de olumlu bir resim ortaya koymuyor. Erdoğan ve AKP yetkilileri, Kürt siyasi hareketini terörle ilintili göstererek, siyasetçilerini ötekileştirip aşağılayarak, onları dini inanışları üzerinden halkın gözünde değersizleştirmeye çalışarak 8 Haziran’da ortaya çıkabilecek bu yeni dönemi şimdiden baltalamış gibi görünüyorlar.

Bu süreçte en dikkat çeken iki açıklamayı daha düne kadar HDP heyetleriyle “Kürt sorununu çözmüş daha demokratik bir Türkiye” için müzakereleri yürüten Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan yaptı. İlk açıklamasında HDP’nin baraj altında kalmasının “süper” olacağını söyleyen Akdoğan, ikinci açıklamasında ise HDP’nin barajı geçmesinin demokratik açıdan tehlikeli olacağını ifade etmişti.

SÜPER VE TEHLİKELİ

Akdoğan’ın “süper olur” dediği durum, HDP’ye gidecek milletvekillerinin AKP’ye akması ve dolayısıyla iktidar partisinin anayasayı değiştirebilecek ya da referanduma götürebilecek bir çoğunluğu yakalamasına karşılık geliyor. “Tehlikeli olur” dediği ise HDP’nin yüzde 10 barajını geçerek gelmesi durumunda, AKP’nin var olan gücünün eksilmesi ve dolayısıyla Türkiye’nin bölünmesine yol açabilecek bir dizi gelişmeyi tetikleyebilmesi kaygısı... Buradan çıkabailecek sonuç, AKP’nin Erdoğan’ın başkanlık sistemi istemi doğrultusunda kendisinin başlatıp olgunlaştırdığı Türkiye’nin en önemli sosyal barış sürecini baltalamış olduğu.

Selahattin Demirtaş da dünkü konuşmasında “Yaşanan patlamaların sorumluları HDP’nin baraj altında kalması süper olur diyerek açıklama yapan AKP yöneticileridir” diyerek bu duruma dikkat çekti.

HDP’ye son dönemde artan saldırıların doğrudan bu tür söylemlere bağlamak tamamen doğru olmamakla beraber, provokatif hareketlerin de böyle siyasi gerginliklere bağlı geliştiğini unutmamak gerek. HDP Eşbaşkanı Demirtaş’ın dünkü Mersin mitinginde sağduyu çağrısı yapması, AKP de dahil tüm partilerin saldırıları kınaması bu açıdan bakıldığında olumlu gelişmeler.

ERDOĞAN ETKİSİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim kampanyasına doğrudan katılmasının da bu gerginliğin artmasında doğrudan etkisi olduğu gözlenebilir. Güneydoğu’daki AKP lehine olan dengenin HDP’ye kaydığını gözleyen Erdoğan, muhafazakar Kürt seçmenin kafasını karıştıracak çok keskin bir dini söylem geliştirerek duruma müdahale etmiş oldu. HDP’yi Zerdüştlükle suçlayan, İslamiyet’e bağlılıklarını sorgulayan Erdoğan, bölgedeki mitinglere elinde Kuran-ı Kerim’le çıkarak dozajı iyice yükseltmiş oldu.

Kullanılan bu söylem ve tonun bir taraftan dindar Türk ve Kürt kesimleri, diğer taraftan da miliyetçi Türk grupları harekete geçirebileceği olasılığını hiç kimsenin gözardı etmemesi gerek. Böyle bir gergin siyasi ortam varken seçim sandığına bombayı koyacak çok kişi bulunur.