Türk-Rus krizi kapıda.... Suriye'de yeni NATO-Rusya kapışması

Rusya, son iki haftada attığı adımlarla Suriye bunalımının yönünü değiştirmeyi başardı ve Ortadoğu kaderinde söz sahibi olduğu gerçeğini bir daha gösterdi. Rus savaş uçaklarının Türk hava sahasını ihlal etmesiyle başlayan diplomatik gerginlik, bölgedeki tehlikeli tırmanışın sadece bir boyutundan ibaret. Bu durumun 1 Kasım seçimlerine nasıl yansıyacağı ise ayrıca büyük bir soru işareti...

Bir Rus savaş uçağının Türk hava sahasını 3 Ekim günü Yayladağı üzerinde ihlal ettiğini, bunun üzerine 2 Türk F-16 savaş uçağının önleme uçuşu gerçekleştirdiğini dün sabah Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı yazılı açıklama ile öğrendik. Aynı zamanda Türkiye’nin Rusya’yı resmen protesto ettiğini, Rus Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov’u arayan Dışişleri Bakanı Feridun Sinirlioğlu’nun olayın tekrar etmemesi için bir uyarıda bulunduğunu da aynı açıklamadan öğrendik.

Dün bir açıklama da Genelkurmay Başkanlığı’ndan geldi. Genelkurmay Başkanlığı, milliyeti tespit edilemeyen bir MİG-29 uçağının Türkiye-Suriye sınır hattında devriye uçuşu gerçekleştiren 2 F-16 uçağını toplam beş dakika 40 saniye süre ile radar kilidini muhafaza ederek taciz ettiğini açıkladı. (NATO’dan dün akşam yapılan açıklama ise Pazar günkü ihlalin de Rus savaş uçağı SU-30 tarafından yapıldığını ortaya koydu. NATO’nun açıklamasıyla TSK açıklaması arasındaki fark dikkatlerden kaçmadı.)

Hafta sonu yaşanan bu tehlikeli askeri olayların siyasi yansıması ise Pazartesi ortaya çıktı. Dışişleri Bakanı Feridun Sinirlioğlu, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile görüştükten hemen sonra NATO Konseyi Brüksel’de acilen toplandı. NATO, Rusya’yı uyarırken, Türkiye’ye güçlü bir destek mesajı da vermiş oldu.

Başbakan Ahmet Davutoğlu ise “dost” ve “komşu” ülke olarak tanımladığı Rusya’yı eleştirirken, Suriye sınırı için uygulanan angajman kurallarının Rusya için de geçerli oduğunu kaydetti. Yani Davutoğlu, bundan sonra olabilecek bir havasahası ihlalinde bir Rus uçağının da düşürülebileceği imasında bulunarak, durumun ne kadar ciddileşebileceğinin de işaretini vermiş oldu.

Davutoğlu, seçim kampanyasını başlatmak için gittiği Samsun’dan dönüşünde bir güvenlik zirvesi toplayarak, hükümetinin seçim vehametine dalarak asli işlerinden uzaklaşmadığı görüntüsünü de ortaya koymuş oldu.

KİM OYUN DEĞİŞTİRİCİ, KİM DEĞİL

3-4 Ekim günlerinde yaşanan olayların etkilerini değerlendirmeden önce Suriye’de son dönemde yaşanan gelişmelerin arka planına bakmak gerekiyor.

2015 yılının ilk 6 aylık döneminde IŞID ve Özgür Suriye Ordusu’na karşı sürekli kan kaybeden Esad yönetimi, ülke topraklarının sadece yüzde 15’lik kısmını kontrolünde tutabiliyordu. Ordusu insan ve lojistik kaybına uğrayan Esad’ın Lazkiye merkezli yeni bir savunma barikatı kurma arayışlarında olduğu haberleri de o dönemde geliyordu. Hatta Esad’ın bu zayıflayan pozisyonu karşısında Rusya ve Mısır gibi ülkelerin neler yapılması gerektiği ile ilgili arayışlara girdiği de istihbarat kanalları aracılığıyla duyuluyordu.

Tam bu dönemde Suriye istihbaratının yönlendirmesi üzerine IŞİD’in Türkiye’nin kırmızı çizgi olarak gördüğü Mare-Cerablus hattına girmeyi planladığı ve Halep’in kuzeyindeki halkı Türkiye’ye doğru yeni bir kitlesel göçe zorlayabileceği haberleri Ankara’ya harekete geçirmişti.

Ankara, sürpriz ve süratli bir gelişme sonucunda ABD’nin uzun süredir bastırdığı İncirlik Üssü’nü ABD’ye açma ve kendisinin de aktif şekilde IŞİD’le mücadeleye katılma kararını bu gelişme sürecinde vermişti.

(Tabii ki bu kararın siyasi çerçevesini tam olarak görebilmek için  7 Haziran seçimlerinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlık umutlarını suya düşüren bir sonucun çıktığını anımsamak gerekiyor. IŞİD’le mücadeleye katılma kararının verilmesi ile PKK’ye dönük sınır ötesi harekatın eş zamanlı verildiği, hatta Erdoğan’ın IŞİD’le göstermelik mücadelesini PKK’ye dönük askeri harekat için bir kalkan olarak kullandığı eleştirileri de bu kapsamda yapılmıştı.)

Türkiye ve ABD’nin kapsamlı anlaşması “game changer” yani oyun değiştirici olarak değerlendirilmiş ve IŞİD’le mücadele kadar Esad’ın kaderiyle de ilgili önemli etkileri olacak bir adım olarak değerlendirilmişti. Şimdi gelinen nokta ise oyunun bir kez daha –bu sefer Rusya tarafından- hem de çok daha tehlikeli olarak değiştiğini gösteriyor.

RUS ETKİSİ NASIL OLUR?

Temmuz ayında yapılan anlaşma sadece ABD değil diğer anti-IŞİD koalisyonunda yer alan diğer Batılı ve Arap ülkelerin de Türk üsleri aracılığıyla Suriye üzerinde hava operasyonları yapması olanağı veriyor. Bu da NATO ve NATO’ya yakın ülkelerin Suriye ve Irak üzerinden tüm Ortadoğu’da askeri harekat yapabilme olanağını ve gücünü sağlıyor. Rusya’nın bu adıma askeri bir şekilde verdiği yanıtın en kaba haliyle özeti “Ortadoğu’yu NATO’ya teslim etmeyeceğiz” ve “Esad’ı yıkmanıza izin vermeyeceğiz” olarak okunabilir. 3-4 Ekim günlerinde yaşanan gerginlikler ise Rusya’nın bu adımı “birçok şeyi göze alarak attığı” değerlendirmelerine haklılık kazandırabilir.

Rusya bu adımı tek başına da atmıyor. Mısır, Rusya’nın Suriye’deki harekatını desteklediğini açıkladı. İran ve Hizbullah da zaten uzun süredir Suriye’de askeri olarak varlık gösteriyor. Irak’ın Şii Başbakanı Haydar Abadi de Esad’ın devrilmesine sıcak bakmayan bölgesel liderler arasında. Dolayısıyla Suriye, ABD ve Türkiye liderliğindeki NATO ve NATO’yla işbirliği yapan Katar, Suudi Arabistan gibi ülkelerle Rusya liderliğindeki diğer bölgesel güçlerin askeri boy gösterisine sahne olan bir ülke durumuna dönüşmüş durumda. Yani Suriye, Ukrayna’dan sonra NATO ve Rusya’nın askeri olarak karşı karşıya kaldığı bir alan olarak ortaya çıkmış durumda.

UKRAYNA'DAN DAHA VAHİM

Suriye’de gelinen bu durum, her haliyle Ukrayna’dan daha vahim. Çünkü Suriye’nin son derece dar hava sahasında en az 5 ülkenin savaş uçakları birbirlerinden farklı hedefleri vurmaya çalışıyorlar ve hemen her an yeni bir istenmeyen gerginliğe sebep verebilirler. Suriye ve Rusya savaş uçaklarının Esad muhaliflerine dönük operasyonları, bu güçlere hava koruma desteği veren ABD ve Türkiye savaş uçakları açısından tehlikeli sonuçlar verebilir.

Özellikle de Türkiye seçimlerine sadece 25 gün gibi kısa bir süre kalmışken gerginliğin bu derece artması ve hatta sıcak bir çatışma haline dönmesinin Türk iç siyasetine etkisi ise şimdiden ölçülemeyecek bir nitelikte olacaktır.