Türkiye, Putin'in anladığı dilden konuştu

Sağduyulu her kesimin beklentisi, her iki tarafın da konuyu daha da gerginleştirecek adımlardan kaçınması ve bölgeyi ve dünyayı yeni tehlikelere sokacak bir Türk-Rus gerginliğine dönüştürmemesi olmalıdır.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un İstanbul’a yapacağı ziyaretten sadece saatler önce geldi haber.. Önce yerel görgü kaynakları, ardından Türkmen kaynakları bir savaş uçağının Türkiye-Suriye sınırına yakın Kızıldağ bölgesinde düştüğünü kaydettiler. Hatta bölgedeki gerginliği takip eden Türk televizyonları da olayın oluş anını gayet açık bir şekilde çekebildiler.

Yani her şey herkesin gözü önünde gelişti: Bugün Radikal’de yer alan yazımızda da tarihleriyle belirtmiştik son dönemde yaşanan askeri gerginliği...

19 Kasım gecesi Dışişleri Bakanlığı’na çağrılan Rusya Büyükelçisi Andrey Karlov’a ve hafta sonunda Dışişleri Bakanı Feridun Sinirlioğlu’nun telefonla aradığı Sergey Lavrov’a yapılan uyarı özetle aynıydı:

“Rusya’nın askeri operasyonları Türkiye sınırına çok yakın bölgelerde gerçekleşiyor. Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit edecek şekilde hava sahasının ihlali durumunda angajman kuralları çerçevesinde gerekli müdahaleler yapılacaktır.”

Hatırlayalım, Rus savaş uçaklarının ilk hava sahası ihlali Ekim ayının ilk haftalarında yaşanmıştı. Türkiye, benzer uyarıları o zaman da yapmıştı. Yani bir anlamda Türkiye’nin bir Rus savaş uçağına dönük müdahalesi hiç de beklenmedik bir gelişme olmadı.

1950'LERDEN BU YANA İLK DEFA
Hiçbir devlet, kendisine ait bir savaş uçağının başka bir devlet tarafından düşürülmesini sıradan bir olay olarak almaz. Türkiye, Suriye’nin 2012’de düşürdüğü savaş uçağına yanıtı gecikmeli de olsa vermişti ve ayrıca angajman kurallarını değiştirerek bundan sonra sınırlarına yaklaşan kara, hava ve deniz unsurlarını tehdit olarak değerlendireceğini kaydetmişti. Bu kapsamda da Suriye’ye ait hava unsurlarına dönük çeşitli müdahalelerde bulunmuştu.

Rusya’nın ilk aşamada BM Güvenlik Konseyi’ni acilen toplantıya çağırması ve –şu ana kadar- Lavrov’un Türkiye ziyaretini ertelememesi savaş uçağının düşürülmesiyle ilgili olayı diplomatik bir çerçevede tutabileceği izlenimi veriyor.

Ancak Putin’in, Kremlin’in olayın ciddi bir gelişme olduğuyla ilgili açıklaması Moskova’nın bu olayı geçiştirmeyeceğini, NATO üyesi bir ülkenin  bir Rus savaş uçağını düşürmesine sessiz kalmayacağına ilişkin yorumları da kuvvetlendiriyor. Ayrıca bir Rus savaş uçağının bir NATO ülkesi uçağı tarafından düşürülmesinin 1950’lerden bu yana yaşanan ilk olduğu anımsanması bu durumun ciddiyetini daha net görmemizi de sağlayacaktır.  

Ayrıca olayda bir Rus pilotun yaşamını yitirdiğine dönük haberler de durumun ciddiyetini daha da artıracak bir gelişme olarak görülebilir. 

Türkiye’nin de BM, NATO ve diğer ilgili ülkelerle temas geçerek sınır güvenliğiyle ilgili yeni bir diplomatik atak başlatması sürpriz olmayacaktır. Bir NATO üyesi olarak Türkiye’nin, bu kapsamda NATO’yu bilgi vermek için toplantıya çağırması ve hatta 4. Maddeyi işletmesi de sürpriz olmayacaktır.

DENGELER NASIL DEĞİŞİR
Türkiye’nin bir Rus savaş uçağını düşürmesi, Rusya’nın Suriye’de 30 Eylül’de başlattığı geniş ve görkemli askeri hareketliliğine önemli bir karşıt hareket olarak da algılanabilinir. Türkiye sınırında askeri harekatlarına tam gaz devam eden, Hazar’dan gönderdiği güdümlü füzelerle gücünü tam olarak gösteren Rusya’ya verilen bu mesaj bir anlamda “Türkiye de artık Putin’in anladığı dilden konuşuyor” değerlendirmelerine neden olabilir.

Ancak Putin’in anladığı dilin son dönemde Ukrayna ve Gürcistan’nın sınırlarını birden fazla değiştirecek şekilde pervasız bir şekilde askeri gücünü kullanmak olduğu düşünülürse, Türkiye ile Rusya arasında gelişecek daha önce eşi görülmemiş gerginliklere yol açabileceği değerlendirilebilinir.

Sağduyulu her kesimin beklentisi, her iki tarafın da konuyu daha da gerginleştirecek adımlardan kaçınması ve bölgeyi ve dünyayı yeni tehlikelere sokacak bir Türk-Rus gerginliğine dönüştürmemesi olmalıdır.