Türkiye, tarihinin en kaotik seçimine gidiyor

Türkiye, çok partili siyasi yaşama geçildiği tarihten bu yana onlarca genel, yerel seçim yaptı, referandum oylaması gerçekleştirdi. 1 Kasım'da gerçekleştirilecek erken genel seçimler ise Türkiye tarihinin "en kaotik seçimi" olmaya aday.

Bir hafta süren Avrupa seyathetinden dönen HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın dün Ankara’da yaptığı açıklamalar, HDP’nin seçim güvenliğiyle ilgili kaygılarını yansıtması  açısından önem taşıdı. Bölgeden gelen milletvekillerinin Doğu ve Güneydoğu’da seçim güvenliği açısından sorunlar olduğuna dönük izlenimlerini paylaşan Demirtaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim sandıklarına el koyma gibi bir planı olduğu iddiasını da gündeme getirdi.

1 Kasım seçimlerine 2 aydan kısa bir süre kala Demirtaş’ın çizdiği bu tablo, seçime giderken içinden geçilen çalkantılı ve gergin siyasi ortamın sadece bir boyutunu oluşturuyor. Önümüzdeki seçimleri siyasi tarihimizin en kaotik seçimi haline getirebilecek unsurlardan bazıları şunlar:

Terör: Giderek olumsuzlaşan siyasi tablonun en önemli nedeni terörün 1990ları anımsatacak şekilde yeniden hortlamış olması. PKK’nin Temmuz ayı ortalarından itibaren yeniden silahlı eylemlerine başlaması, buna karşılık Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ülke içinde ve Kuzey Irak’da yoğun askeri operasyonlara başlamış olması özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerindeki güvenlik durumunu sarstı.

Hükümet, birçok bölgede güvenlik bölgeleri ilan ederken, bazı hassas kent ve ilçelerde sokağa çıkma yasağı getirerek insanların hareket özgürlüklerine kısıtlama getirdi. Güvenlik koşullarının 1 Kasım’a kadar düzelmemesi durumunda bu bölgelerde sadece seçim kampanyası değil, vatandaşların oy kullanması bile sıkıntılı hale gelecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 7 Haziran’da yapılan yanlışların 1 Kasım’da tekrar edilmeyeceğine ilişkin sözleri de HDP’nin oy deposu olan bu bölgelerde oy kullanma işleminin “olağanüstü koşullarda” yapılacağına işaret ediyor.

HDP’ye ait siyasi bürolara yapılan baskılar, önde gelen yerel siyasetçilere dönük yargısal süreçler de seçim ortamını zorlayabilecek gelişmeler arasında. Sandıkların güvenliğinin sağlanması sürecinde HDP’nin etkin rol oynamasını engellemek adına atılabilecek adımlar da seçimlerin adil ve sağlıklı sonuçlar vermesi açısından tartışma yaratabilir.

Bütün bu gelişmelerle ilgili muhalefet partilerinin genel kanısı ise AKP’nin seçimlerde daha fazla oy alıp yeniden tek başına ikitidar olmasını sağlamak için bu sürecin bizzat Cumhurbaşkanı tarafından koordine edildiği. Bu da durumun ne kadar vahim bir hal aldığını göstermesi açısından yeterli.

KAPIMIZDA BÜYÜYEN TEHDİT

IŞİD tehdidi: 7 Haziran ile 1 Kasım seçimleri arasındaki en büyük farklılıklardan biri de IŞİD’in Türkiye ve Türk halkının barış ve huzuru açısından en ciddi tehditlerden biri haline gelmesi oldu. 20 Temmuz’da Suruç katliamı ile Suriye ve Irak’da estirdiği terör dalgasını Türk topraklarına taşıyan IŞİD, Türkiye’nin ABD ile anlaşıp cihadçı hedefleri vurmaya başlaması üzerine tehditlerini yoğunlaştırdı.

En son bir Türk askerini öldüren ve bir diğerini de kaçırdığı iddia edilen IŞİD, Türkiye’nin Mare-Cerablus hattında güvenli bölge oluşturmasını engelleyip elindeki stratejik noktaları tutmak için silahlı eylemlerini devam ettireceği izlenimini vermeye devam ediyor. Seçim sürecinde, IŞİD ile bir taraftan Suriye toprakları içinde mücadele devam ederken örgütün Türkiye içinde olası eylemleri ciddi kaygı nedeni olarak görülüyor.

BASINA DÖNÜK ARTAN BASKILAR

Basına dönük baskılar: 7 Haziran seçimlerinin ardından başlayan süreç, ifade ve basın özgürlüğü üzerindeki kısıtlayıcı baskının artmasına da neden oldu. Koza İpek Holding’e dönük baskının grubun elindeki gazete ve televizyon kanallarının muhalif yayınlarını susturmak için gerçekleştirildiğine ilişkin ciddi bir kanı var. Aynı şekilde muhalif yayın yapan diğer gruplara da baskın ve inceleme yapılabileceğine ilişkin duyumların da geldiği bu dönemde Koza İpek grubuna dönük eylemin diğer medya organlarına dönük korkutma ve sindirme amaçlı olduğu yorumları da yapılıyor.

Yine bu süreçte sayısız gazeteci hakkında dava açılması, onlarca internet sitesine erişim yasağı getirilmesi, eleştirel görüşlerinden dolayı birçok vatandaşla ilgili yasal süreçlerin başlatılması genel anlamda ifade özgürlüğünün seçim sürecinde kısıtlanması olarak da görülüyor. Halkın özgür bir şekilde oyunu kullanması için gerekli olan haber alma hakkının giderek genişleyen akreditasyon uygulaması ve diğer yollarla kısıtlanması da 1 Kasım seçimlerini geçmişteki seçimlerden ciddi şekilde ayıran bir başka nokta.

SİYASET DAHA DA GERİLECEK

Gergin siyaset: 7 Haziran seçimlerinin sonucunda ortaya çıkan koalisyon olasılığı ile yumuşama sinyalleri veren Türk siyaseti, bütün olasılıkların çökmesi ve erken seçimin ilan edilmesiyle yeniden gerildi. Seçim hükümetinin kompozisyonu da bu sürecin daha da gerilebileceği işaretlerini veriyor.

MHPli Tuğrul Türkeş’in parti kararına rağmen bakanlık görevini kabul etmesi, AKP ile MHP arasındaki gerginliği çok daha üst düzeye çıkarırken, kabinedeki 2 HDP’li bakanın birçok konuda yapacakları açıklama ve takınacakları tavır AKP-HDP gerginliğini körükleyebilir. İki bakanla ilgili şimdiden yapılan azil tehditleri de bunun en önemli göstergesi.

Seçim sürecinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ne yapacağı da çok önemli. 7 Haziran seçimlerinde olduğu gibi kendi kampanyasını yürütüp oy istemesi durumunda tüm muhalefet partilerini birkez daha karşısına alacak olan Erdoğan’ın bunu tercih edip etmeyeceği zaman içinde görülecek.

Bütün bu unsurlar ışığında bakıldığında Türkiye’nin tarihi açısından en kaotik seçime hazırlandığını söylemek abartılı olmayacak gibi görünüyor.