Türkiye'nin utandıran basın özgürlüğü sicili

ABD merkezli Freedom House, geçen sene Türkiye'yi basın özgürlüğü konusunda "özgür" olmayan ülkeler kategorisine aldığında, gazete binaları iktidar milletvekillerince basılmamış, 60 yıllık kurumlar terör propagandası suçlamasıyla karşı karşıya kalmamıştı. Basın özgürlüğü konusunda vardığımız nokta Türkiye açısından utandırıcı bir karanlık çağdan başka bir şey sunmuyor.....

WASHINGTON - Washington’a yolunuz düşerse uğrayacağınız yerlerden biri mutlaka Newseum olmalı. Basın Müzesi olarak tanımlanabilecek olan Newseum’da yazılı, görsel ve dijital haberciliğin gelişim aşamalarını, gazeteciliğin zaman içindeki değişimini güzel ve basit sunumlarla görebilirsiniz. Dünyayı değiştiren olayları gazetelerin birinci sayfalarından okuyabilir, gazetecilerin tarihe nasıl şahit olduklarını, görevlerini yaparken nasıl zorluklarla karşı karşıya kaldıklarını da anlayabilirsiniz.

Sadece bunları değil, gazeteciliğin olmazsa olmazı basın ve ifade özgürlüğünün geçtiği aşamaları da yakından değerlendirebilirsiniz. Müzenin bir duvarında şu ifadeler göze çarpıyor örneğin:

“Özgür basın, demokrasinin temel taşıdır. Halkın haber alma hakkı vardır. Gazetecinin de haber verme hakkı vardır. Gerçekleri bulmak güç, bir haberi yazmak tehlikeli olabilir. Bilgelik, acımasız olma hakkını; sorumluluk da adil olma görevini verir. Habercilik, yapım aşamasındaki tarihtir. Gazeteciler, tarihin ilk taslağını yazarlar. Nihayetinde, özgür basın, gerçeği ortaya çıkarır.”

Basının özgürlük alanını daraltmaya çalışan yönetimlerin de ilk hedefi gerçeğin ortaya çıkmasını önlemek, ikinci hedefi de kamuoyunu dilediği gibi yönlendirebileceği bir medya ortamını yaratmak zaten.

BASIN NE KADAR ÖZGÜR?

Sanıldığı gibi basın ve ifade özgürlüğü sadece Türkiye’ye özgü bir sorun değil. Demokratik düzeyi en ileri ülkeler de dâhil olmak üzere basın, hemen hiçbir yerde tam ve mutlak özgür değil. Her ülkenin kendine özgü koşulları, siyasi olgunluk düzeyi, medyanın yapısal durumu gibi unsurlar, basının tamamen özgür bir ortamda çalışmasını engelliyor. Bu durum da basın özgürlüğünün küresel çapta hiç bitmeyecek bir mücadele alanı olduğunu kendiliğinden ortaya koyuyor.

Bugün dünyada basın özgürlüğüyle ilgili çalışma yapan onlarca kuruluş var; hepsinin ortak amacı bu soruna dikkat çekmek ve basın özgürlüğünü kısıtlamaya çalışan yönetimler üzerinde baskı oluşturmak. Bunlardan biri de New York merkezli Freedom House. Medyayı geniş anlamıyla küresel düzeyde takip eden bu kuruluş, her sene yayımladığı basın özgürlüğü endeksiyle adından çokça bahsettiriyor.

Ülkeleri basın özgürlüğü kıstasına göre sıralayan endeks, 3 ana kategoriye ayrılmış durumda: Özgür (yeşil); kısmi özgür (sarı) ve özgür değil (kırmızı).

TÜRKİYE: BASIN ÖZGÜR DEĞİL

Freedom House’un endeksinin en iyi göründüğü formatı ise Newseum’un büyük bir duvarına çizdiği dünyada basın özgürlüğü haritası. Bu haritaya göre dünyanın büyük çoğunluğunda basın ya özgür değil ya da kısmen özgür. Bu bölgeler zaten dünyanın ekonomik ve demokratik gelişmişlik sıralamasında da benzer noktalardalar. Birçoğu otoriter ya da otoriter liderlere özenen yönetimlerle yönetiliyor. Yeşille boyanan kısımlar ise sadece Kuzey Amerika ve Batı Avrupa.

Haritaya geniş bir çerçeveden baktığımızda son dönem mültecilerinin hemen hepsinin basının dolayısıyla halkın özgür ve refah içinde olmadığı coğrafyalardan; basının özgür yönetimlerin demokratik olduğu coğrafyalara doğru hareket halinde olduğunu görürüz. Bu insanların en geniş anlamda özgürlük için ülkelerinden kaçtığını da söyleyebiliriz.

Bu haritada Türkiye’nin rengi kırmızı: yani basın özgür değil. Bu değerlendirmeyi Freedom House 2014 senesinde, 2013 senesinde yaşanan gelişmeleri değerlendirip endekse aktarırken yapmıştı. Yani bu tabloda son iki senede yaşanan basın özgürlüğünü daha da fazla kısıtlayan gelişmeler yer almıyor.

Yani gazetecilerin çalıştığı binalar iktidar milletvekili tarafından basılıp, gazeteciler tehdit edilmesi; bazı köşe yazarlarının eleştirel buldukları meslektaşlarının hayat hakkını sorgulaması; 60 küsür yıllık kurumların terör propagandası iddiasıyla karşı karşıya kalması gibi olaylar yaşanmamıştı… Yazdıklarından dolayı işsiz kalan gazeteci sayısı üç katına çıkmamış, yabancı gazeteciler apar topar yakalanıp sınır dışı edilmemişti. Akreditasyon uygulaması bu kadar sıkılaştırılmamış, gazeteciler düşman ve yandaş diye bu kadar keskin şekilde ayrıştırılmamıştı.

UTANÇ DUYULACAK BİR HAL

Basın özgürlüğü açısından gelinen nokta Türkiye’nin uluslararası imajı kadar ilişkilerini de çokça olumsuz etkileme aşamasıdır. Son dönemde başta Hürriyet olmak üzere bağımsız medya kuruluşları ve gazetecilere dönük saldırılar, diplomatik gündemin de önemli bir parçası haline geldi. ABD ve AB’den hemen her gün farklı düzeylerden yapılan açıklamalar, özellikle seçim sürecine girilen bu dönemde hükümete önemli bir baskı aracı olma özelliğinde.

Bugün gelinen nokta konusunda yönetimdekiler ve diğer sorumlular bir iç muhasebe yapıp utanma hissi yaşıyorlar mıdır bilemem ama ben bir gazeteci ve Türk vatandaşı olarak Newseum duvarındaki o haritadan kendi adıma utandım. Tarihin ilk taslağı yazan biz gazeteciler, bu dönemin ileride Türk basının karanlık çağı olarak adlandırılacağına şimdiden tanık olabiliriz.