Açıklama yağmurunda bizi bekleyen tehlike

'Tüketmeyin' çağrıları olağanüstü hal havası yaratıp panik davranışlara yol açabilir.

Bir hafta tatil için ara verdim, ortalık karışmış. Kur yükselmiş, borsa gerilemiş. Ortalık açıklama kaynıyor. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Avrupa’daki krizin Türkiye’yi etkileme olasılığının bulunduğunu söylemiş. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Bülent Gedikli, “Fazla tüketmeyin, kriz geliyor” demiş. Sanayi Bakanı Nihat Ergün ise “Böyle bir çağrı doğru bir çağrı değildir” diye uyarmış. Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick de Nihat Ergün gibi konuşmuş, “Abartmayın, kriz yok. Biraz ısınma var, hepsi o kadar” demiş.
Yatırımcılara farklı şeyler düşündüren farklı dozdaki açıklamalar bunlar. Dahası da var. Bu belirsizlik ortamında Fitch, Türkiye’nin küresel krizden etkilenebileceğini belirterek bu durumun not artışını geciktirebileceğini söylemiş. Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ise “Fitch yine Fitch’liğini yaptı” demiş. Böyle ortamlarda en tehlikeli şey, bir kriz havası yaratıp, halkın ve yatırımcıların portfoy tercihlerinde ciddi değişikliğe yol açmaktır. Şu anda zayıf da olsa bunun işaretleri vardır. Babacan’ın yaptığı uyarı, bir durum tespitidir ve yerindedir. “Dünyada olan bitenin farkındayız, dışarıdaki krizin bizi etkileyebileceğini biliyoruz” denilerek güven verilmeye çalışılıyor. Ancak halka yapılan “Tüketmeyin” şeklindeki çağrılar olağanüstü hal havası yaratıp, panik davranışlara yol açabilir. Eğer tüketimin kısılması isteniyorsa bunun için gerekli enstrümanlar otoritelerin elinde mevcuttur, istenildiği zaman uygulamaya sokulabilir. Nitekim Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, açıklamaların aksine rahat bir görüntü çizerek iç talebin önlemlerle kontrol altına alındığını duyurdu. Eğer Merkez Bankası’nın analizi doğruysa zaten kontrol altında bulunan iç talebin daha fazla kısılmasıi ileride Türkiye’yi daha zor durumlarla karşı karşıya bırakabilir. Unutmayalım, işsizliğin teğet geçtiği söylenen krizden önceki seviyelere dönmesi bile neredeyse 3 yıl aldı. IMF Türkiye’nin krizden etkilenebilecek ülkeler listesinde ilk sıralarda olduğunu söylüyor. Eğer dışarıdaki kriz bizi ticaret ya da finansman kanalından etkileyecekse yapılması gereken daraltıcı değil, genişleyici politikalar uygulamaktır.

Ne Almanya gider ne AB dağılır
“Avrupa Para Birliği dağılır mı?” Bu soru bugünlerde çok popüler. Akla ilk gelen, Yunanistan gibi zordaki ülkelerin euro bölgesinden çıkması ya da çıkarılması. Böylece çürüklerin ayrılmasının ardından euro bölgesi daha az sayıda ancak daha güçlü bir şekilde yoluna devam edebilir. İkinci olasılığı ise ünlü yatırımcı Dennis Gartman dillendirdi. Bundan bir buçuk ay önce CNBC’ye yaptığı açıklamada “Çoğu yatırımcı hangi sorunlu ülkenin Avrupa Birliği’ni terk edeceğini tahmin ediyor ama ilk bavulunu toplayıp giden Almanya olursa şaşırmayın” demişti. Almanya’nın herkesin faturasını ödemekten bıktığı doğru. İtalyanlar, Portekizliler, İrlandalılar, Yunanlılar ve İspanyollar tarafından bankamatik kartı gibi görülmekten usandılar. Ama ben yine de Almanların ne AB’nin ne de parasal birliğin dağılmasını gerçekten istediğini ve buna kolay kolay izin vereceğini sanmıyorum. Gartman’dan altı ay önce Alman Başbakanı Angela Merkel, Brüksel’deki bir zirve yemeğinde ayrılma olasılığını dillendirmiş ve bu sözleri o zaman çok yankı yapmıştı. Ancak bu çıkış, Almanya’nın Lizbon Anlaşması’nı yenilemek ve iflaslara ilişkin yeni kurallar koymak için ortaklarını zorlamaya yönelik bir manevrasıydı. İhracata dayalı bir ekonomisi olan ve dünyanın bir numaralı ihracatçısı unvanını taşıyan Almanya, Avrupa Birliği projesi sayesinde Çin gibi rakiplerinin kolay kolay giremediği dev bir pazar yarattı kendisine. Almanya, Avrupa Birliği projesinin galibi olduğu gibi, son iki yıldır yaşanan borç krizinin de galibidir. George Soros’un geçen hafta söylediği gibi, bu kriz olmasaydı euro çok aşırı değerlenip Almanya’nın uluslararası piyasalardaki rekabetçi gücünü zayıflatabilirdi. Bu kriz bir anlamda Almanya’nın yardımına yetişti, ana sektörlerine kur desteği sağladı.

.