Başçı'nın dediği doğru, zamanlaması yanlıştı

Başçı'nın açık pozisyonla ilgili açıklaması teknik olarak doğru, zamanlama olarak yanlıştı.

Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, “Kamu ve özel sektörün dövizde net açık pozisyonda değil, daha dengeli pozisyonda olmasında fayda var” dedi, ortalık karıştı. Oysa geçmişte Merkez Bankası başkanları daha ağır konuşmuşlardı, ama bir şey olmamıştı. Mesela eski başkanlardan Süreyya Serdengeçti, “Döviz geliri olmadan dövizle borçlananın eli yanar” demişti. Merkez Bankası başkanları açık pozisyon taşınmasından hoşlanmazlar, haklıdırlar da. Biraz iktisattan anlayıp da Başçı’nın yukarıdaki cümlesinin altına imzasını koymayacak insan yoktur. O halde aşağı yukarı her Merkez Bankası başkanı tarafından söylendiği halde bir şey olmayıp da Başçı’nın cuma günü söylemesinin ardından ortalığın karışmasının nedeni ne? Bence zamanlama yanlıştı. Diğer başkanlar bekleyişlerin olumlu olduğu ve TL’nin hızla değerlendiği dönemde bu uyarıyı yaptılar, oysa Erdem Başçı TL’nin değer kaybetmekte olduğu bir zamanda dillendirdi, benim de altına imza atacağım görüşünü. Yani yanlış yaptı, zamanlamayı ihmal etti. Bu yanlışı onu, ertesi (iş) gün alım ihalelerine son verdirmek ve dövizde zorunlu karşılığı indirmek zorunda bıraktı. Oysa cuma günü hiç bu açık pozisyon konusuna girmese daha iyi olurdu. 

ABD intihar eder mi?
ABD ve küresel ekonomi için kritik tarih 2 Ağustos. Eğer Amerikan Kongresi o tarihe kadar Hazine’ye tanıdığı borçlanma limitini arttırmazsa seyreyleyin kıyameti. Amerika’nın sarsılmaz kredi notu sarsılacak, ülke memurlarına maaş ödeyemez hale gelecek. Krizin dalgaları Amerika’yla sınırlı kalmayıp aynı mortgage krizinde olduğu gibi dalga dalga tüm dünyaya yayılacak. Bu endişe ile herkes zor zamanların güvenli limanı altına sığınmaya çalışıyor, altın fiyatları da rekor üzerine rekor kırıyor. Muhalefetteki Cumhuriyetçiler iktidardaki Demokratlara sosyal programlardan kesinti yapmazsa bu yetkiyi vermek istemiyor. Ben son dakikada bir çözüm bulunacağını düşünenlerdenim. Bir Güney Koreli merkez bankacının dediği gibi “Kimse Amerikalıların çözümü bildikleri halde intihar edeceklerini sanmıyor”.

Mali kural başa bela mı oldu?
Amerika’daki borçlanma krizi bana bizdeki mali kural tartışmasını hatırlattı. Babacan’ın getirmek istediği ancak AK Parti grubuna ve ‘yatırımcı’ bakanlara takılan mali kuralı hatırlıyorsunuz. Başbakan Erdoğan da ağırlığını yatırımcı bakanlardan yana koyunca aylar süren çalışmalar bir anda bir köşeye atılmış ve mali kural bir daha gelmemek üzere ‘rafa kaldırılmıştı’. Bundan yaklaşık bir yıl önce Erdoğan, “Mali kural yasalarla niye dayatılsın? Şu an dursun” diyerek devreye girmiş ve “Şu anda, tam sıçramayı yapacağımız bir dönemde kendimizi bunlarla bağlamayalım” demişti. Şimdi bir o zamanki tartışmalara bakıp, bir de ABD’nin bugün içine düştüğü borç limiti krizine bakıp “Biz doğruyu yapmışız” diyebilir miyiz? Amerika’da bir mali kural var. Kongre hükümetin maksimum ne kadar borçlanabileceğini belirliyor. Bu kural hükümeti aşırı borçlanmadan alıkoymak istiyor. Mantıklı bir mali kural. Hükümetler harcamak isterler. Harcamak seçimi kazanarak iktidara gelmiş her hükümetin hakkıdır. Ama bir de kaynak yaratmak zorunluluğu vardır. Eğer bir hükümet harcamak istiyorsa bunu ya daha fazla vergi toplayarak yapacak ya da başka harcamalarını kısarak yapacak. Hangisine ne ölçüde başvuracağı da siyasi bir tercihtir. Eğer bu iki yolu kullanmadan harcamayı borçla finanse etmeye kalkarsa, gelecek kuşakların sırtına yük bindirir. Sürdürülemez bir durum olduğu için Yunanistan örneğinde gördüğümüz gibi bir noktada duvara çarpar. Doğrudur, bu mali kural şu anda ABD yönetiminin elini bağlıyor, onun için kuralın esnetilmesini istiyor. Kural ABD’ye dar geliyor. Ancak bu kural olmasaydı, Amerika bunca açığa rağmen AAA’lık bir ratinge sahip, dünyanın en güçlü ekonomisi olur muydu acaba?

.