Bu tablo not artışı getirir mi?

Dünya ekonomilerinin durumu dikkate alındığında mali performans ve borçlanma rasyosuyla not artışını hak ediyoruz.

Son açıklanan verilerden sonra Türkiye ekonomisinin 2011 sonu tablosu biraz daha belirginleşmeye başladı. Önce tabloya bakalım, sonra derecelendirme kuruluşlarının da gördüğü bu tablonun yıl içinde bir not artışı getirip getirmeyeceğini öngörmeye çalışalım: 

* İkinci çeyrekte öngörülenin ötesinde büyüyen bir ekonomi var. İlk iki çeyrekteki güçlü büyümenin yılın ikinci yarısında devam etmesini kimse beklemiyor ama buna rağmen yıl sonu itibariyle GSYH artışının yüzde 6.5-7 arasında bir yerlerde gerçekleşme beklentisi yaygın. Oysa orta vadeli programda yüzde 4.5’lik bir hedef konulmuştu. Hedefin muhafazakâr bir bakışla oluşturulduğunu biliyoruz, ama buna rağmen Türkiye geçen yıl olduğu gibi bu yıl da yine öngördüğünün çok üzerinde bir hızla büyüdü. Hızlı büyümek iyi bir şey ama yan etkileriyle baş etmek de ciddi çaba istiyor. 

Cari açıkta sapma
* Cari işlemler temmuzda 5.3 milyar dolar açık verirken 12 aylık açık 74.6 milyar dolar oldu. Gayri safi yurtiçi hasılaya oranı ikinci çeyrek milli gelir rakamlarına göre yüzde 9.2. Bu oranın yüzde 9’un altına inmesi çok zor görünüyor. Oysa orta vadeli programdaki tahmin yüzde 5.4’tü. Yani Türkiye üç yılını planlarken tüm hesabını yüzde 5.4’lük açığa göre yapmıştı. Neredeyse üçte ikilik bir sapma var. 

* Bütçe ilk sekiz ayda fazla verdi. Vergi gelirlerindeki artış fena değil. Yalnız vergi gelirlerinin yaklaşık beşte birinin ithalde alınan KDV’ler olduğunu unutmamak lazım. Yani cari açık verdikçe bütçeyi desteklemişiz. Yine de genel olarak gelir vergisinin yüzde 19, kurumlar vergisinin yüzde 32 arttığı bir ortamda vergi performansını eleştirmek mümkün değil. Harcama tarafında çok ciddi bir açılma yok. Faiz hariç bütçe giderleri yüzde 11 dolayında artmış. Bu tabloda bütçenin yıl sonunda GSYH’nin en fazla yüzde 2’si dolayında bir açık vermesi bekleniyor. Bu rakamı daha aşağıda gören ekonomistler de var. Orta vadeli programda yer alan açık hedefi yüzde 2.8’di. Yani öngörülenden daha iyi bir mali performans söz konusu. 

* İşsizlikte kriz öncesi seviyelere gelindi. Ancak art arda düşüşlerden sonra yatay seyir başladı. Yani işsizlik oranının kısa vadede aşağıda daha fazla gidecek yeri yok. Yine de işsizliğin yıl sonu itibariyle OVP’de yüzde 12 olarak yer alan oranının altında kalacağı kesin. 

Artışı hak ediyor
Özetle, Türkiye bu yıl öngördüğünün üzerinde büyümüş. İşsizlik bu nedenle tahmin edilenden daha hızlı gerilemiş. Ekonomimizin bir yapısal özelliği olarak bu öngörülenden yüksek büyüme, beraberinde öngörülenden yüksek bir cari açık getirmiş. Çünkü yüksek büyüme, yüksek ithal ara malı girdi ihtiyacı yaratmış. Yüksek ithalat, öte yandan, ithalde alınan katma değer vergisindeki artış nedeniyle bütçe dengesinin iyileşmesine katkıda bulunmuş.
Bu tabloda dış dengesizlik, yani yüksek cari açık ve bunun kısa vadeli finansman ağırlığı, derecelendirme kuruluşlarının mutlaka dikkatini çekiyordur. Ama öte yandan, onların yakından ilgilendiği kamu borcunun milli gelire oranında da son iki yılda kayda değer bir iyileşme var. Dünya ekonomilerinin durumu da dikkate alındığında Türkiye bu yıl mevcut mali performansı ve borçlanma rasyosuyla bir not artışını hak ediyor.