Faiz artışı yok, TL daha fazla değer kaybetmez

Erdem Başçı'nın açıklamaları Türk Lirası'ndaki düşüşün duracağına ve faiz arttırımının olmayacağına işaret ediyor.

Bu hafta açıklanan Merkez Bankası (MB) Enflasyon Raporu kadar Başkan Erdem Başçı’nın gazetecilerin sorularına verdiği cevaplar da önemliydi. Soru-cevap kısmında dört nokta dikkatimi çekti.
MB’ye göre TL artık aşırı değerli değil. Hatta gelişmekte olan ülke paralarına karşı yüzde 20 oranında daha bile az değerli. Bu noktada durup MB’nin sitesindeki reel efektif kur endeksine bakmak gerekiyor. Gerçekten de 2010 Kasım’dan bu yana TL’deki reel kayıp bu endekste açık şekilde gözlenebiliyor.

MB’ye göre kurdaki son hareketler cari işlemler açığının kapanmasına katkıda bulunuyor. Başçı cari açık tahmini vermedi ama açığın GSYH’ye oranının yıl sonunda IMF’nin öngördüğü yüzde 10’un altında kalacağını söyledi. Bu öngörüye ben de katılıyorum ama çok aşağı gelmesi zor. Yüzde 8 bile şu anda çok iddialı görünüyor. Haziranda takvim ve mevsim etkilerinden arındırılmış rakamlarla ihracatın bir önceki aya göre artış hızının ithalatın üzerine çıkmış olması önemli. Bunu TL’nin ilk yarıdaki değer kaybının işe yaramaya başladığı şeklinde yorumlayabiliriz.

Başçı diyor ki: “Faiz artış olasılığı azaldı.” Şu anda ek artış ihtiyacı görmüyor. Bu arada TL değer kaybının enflasyon üzerinde etkisi olabileceğini hatırlatarak, buradan bir tehdit gelmesi halinde para politikasının biraz daha sıkılaştırılabileceğini, ama şu an bir ek sıkılaşmaya ihtiyaç olmadığını söylüyor. Ben de bu yıl içinde faizin artmasını beklemiyorum. Ancak çekirdek enflasyonda görülen sınırlı tırmanışı yakından izlemek gerekiyor. Şu an çekirdek enflasyonun düzeyi yüksek değil. Ama yön yukarı doğru.
Başçı yurtdışından yapılan fonlamaların aniden kesilmesi durumunda MB’nin devreye girerek piyasanın ihtiyaç duyduğu fonu sağlayacağını söylüyor. Bir anlamda piyasa oyuncularına “Merak etmeyin, biz buradayız, sizi fonsuz bırakmayız” diyor. Şu anda çok derin müdahaleler olmadan bazı ayarlarla TL’ye olan saldırıların ve oynaklıkların önüne geçmek mümkün. Yeter ki MB ekonomideki aktörlere mesajını doğru şekilde iletebilsin. Denizli’de yapılan açık pozisyon yorumlarında bunun başarısız bir örneğini gördük. Doğru bir mesaj, yanlış zamanda verildi. MB’nin iletişim politikasının da para politikası kadar önemli olduğunu gördük.

Dolardan kurtulmak o kadar kolay değil

Dolar, rezerv para özelliğini kaybeder mi? IMF Başkanı, ABD’nin borç tavanı sorununu çözememesi halinde dolara olan güvenin sarsılacağını söylediğinde akla hemen bu soru geldi. Doları rezerv para yapan şey, dolar cinsinden varlıklara olan ilgidir. ABD dünya ticaretinin bir numarasıdır. Eğer ABD borç tavanı sorununu çözemez, kredi notu düşürülürse bu ağırlıklı rolünü kaybedebilir mi? Görünür gelecekte böyle bir gelişme yaşanacağını hiç sanmıyorum. ABD kendi ürettiklerini dolarla satmaya, başkalarının ürettiklerini de dolarla almaya devam ettikçe, dolar dünya ticaretinin parası olmayı da sürdürecektir. Doları dolar yapan ikinci özellik ise ABD tahvillerine olan ilgidir. Her merkez bankası, her fon, her finansal kuruluş, portföyünde, Amerikan Hazinesi’nin çıkarttığı tahvillerden bulundurur. Çünkü bunları sıfır riskli ve aşırı likit olarak görür. Bugün ABD Hazinesi’nin çıkarttığı kâğıtların neredeyse yarısı yabancıların elinde bulunuyor. ABD’nin notu düşürüldüğünde bu yabancılar bu kâğıtlardan çıkabilirler mi? Dünyadaki rezerv ve fonların gidebilecekleri kadar derin ve güvenilir bir başka piyasa yok. Belki Alman kâğıtları bu fonların bir kısmını çekebilir ama o bile birebir alternatif olacak boyutta değildir. Aynı şeyi 2002’de Japonya yaşamıştı. Notu düşürülmüştü ama tahvilleri çökmemişti.

.