Faizi düşük tutacaklar biz ne yapmalıyız

Risk almayı sevenler için güzel al-sat fırsatları var, ama elindeki üç kuruşu koruma derdinde olanlar bu oyuna bulaşmamalı.

ABD Merkez Bankası (FED), faizlerin uzun bir süre daha düşük kalacağını söyledi. Oysa bu yıla başlarken 2011 sonuna doğru ekonominin normale döneceği ve faiz artışlarının başlayacağı konuşuluyordu. Anlayacağınız FED’in hesabı tutmadı. Avrupa Merkez Bankası’nın hali daha da içler acısı. Onlar bu yılın ilk yarısında faiz arttırım sürecini başlatmışlardı bile. Şimdi para politikasını tekrar gevşettiler ve piyasaya para pompalamaya başladılar. İtalya’nın, İspanya’nın ve hatta Fransa’nın bu duruma düşeceği akıllarına gelmemişti. Avrupa Para Sistemi dışında kalıp köklü geleneğini sürdürmek isteyen İngiltere’de de Merkez Bankası faizlerin düşünüldüğünden daha da uzun süre düşük kalacağının sinyalini verdi. Büyüme tahminini de aşağı çekti. Bizi yakından ilgilendiren 3 önemli merkezde durum böyle. Yani parayı bol, faizi düşük tutacaklar. Buradan bizim için nasıl bir sonuç çıkar?

Şoklara hazır olmalıyız
1)
Avrupa ve ABD’nin normale dönmesi düşündüğümüzden de uzun bir zaman alacak. Yani son 10 günde olduğu gibi dışarıdan gelebilecek şoklara karşı hazırlıklı olmalıyız. Gereksiz kur riski üstlenmemeliyiz, döviz gelirimiz olmadan döviz borcuna girmemeliyiz.   

2)Kısa bir süre sonra TL’nin tekrar değerlendiğini görebiliriz ama yine her an Avrupa’da bir bankanın zora girdiğini de duyabiliriz, haliyle her an kurların fırladığını görebiliriz. Risk almayı sevenler için güzel al-sat fırsatları var, ama elindeki üç kuruşu koruma derdinde olanların bulaşmaması gereken bir oyun bu.

3) Dışarıdaki parasal gevşeme bizim Merkez Bankası’nın faizi düşük tutma çabasına katkı yapacak. Oradaki merkez bankalarının pompaladığı likiditenin bir kısmı bizim gibi yüksek getiri sağlanabilen piyasalara akabilir, TL değerlenebilir, bono faizleri gerileyebilir.
İhracatçı açısından parlak bir manzara yok. Eğer Avrupa daha yavaş büyüyecekse, bu bizim o pazarlara düşündüğümüzden daha az mal satmamız anlamına gelebilir. Dolayısıyla durgun Avrupa’ya alternatif yaratma çabaları önem kazanıyor. Avrupa’nın alternatifi komşular olabilir ama orada da sıkıntılar var. Mesela sıfırdan yarattığımız Suriye pazarının geleceği belirsiz.

İthalata bağımlılık azalmalı
4)
Bundan bir yıl önce dünyada kur savaşları yaşanıyordu. Yine böylesi büyüme kaygılarının yaşandığı bir dönemin ertesiydi. Bernanke helikopeterle para dağıtmış, eli sıkı Avrupa Merkez Bankası bankalardan tahvil alıp para vermeye başlamıştı. Sıcak para bizim gibi yükselen piyasa ekonomilerine akmış, paralarımız karşı konulmaz şekilde değerlenmişti. Kulağa hoş geliyor ama sancısı çok bu sürecin. Dış dengeyi altüst ediyor. Yine aynı tehlike ile karşılaşabiliriz. O zaman da önce İsviçre ve Japonya gibi gelişmiş ekonomiler hissetmişti kur savaşını, şimdi de yine onlar hissediyor. O zaman da çok geçmeden Brezilya’dan Türkiye’ye kadar tüm ‘emerging’ler yakınmaya başlamıştı, şimdi de öyle olabilir. TL’nin son altı aydaki değer kaybı bizim ekonomimizdeki dengesizliklerin giderilmesinde kısmen önemli rol oynayacaktır. İzlenecek politikalar bu kazanımı göz önünde tutmalıdır. Bir yandan atılacak yapısal adımlarla orta vadede ekonominin ithalat bağımlılığı azaltılmalı, diğer yandan kısa vadede sıcak para girişini kontrol kabiliyetimiz arttırılmalı.
5) Teğet tartışmaları bu dönemde çok anlamlı değil. 2008 krizinde ekonomi yüzde 5’e yakın küçülmüş, işsizlik 6 puan artmışsa o kriz bizi teğet geçmemiş, etkilemiştir. Bu dalga da eğer benzer sonuçlara yol açarsa teğet geçmeyip çarpmış olacak. Bu tartışma o nedenle bana anlamlı gelmiyor. Teğet meselesine kilitlenmek yerine EKK’nın gündeminde olan önlemlere yoğunlaşıp süreci hızlandırmamız gerekiyor. Bu adımlarla ancak orta ve uzun vadede rekabet gücümüzü arttırabiliriz. Böylece dış şoklara karşı daha dayanıklı oluruz.