İtalya krizi siyasi mi yoksa ekonomik mi?

Mevcut politikacıların geri plana atılıp ABD ve AB destekli politikaları uygulayacak yeni isimlerin öne çıkması sürecindeyiz.

İtalya, Yunanistan’ın ardından Avrupa’nın borç yükü en yüksek ikinci ülkesi. Aynı zamanda Euro Bölgesi’nin üçüncü büyük ekonomisi. Dünyanın ise sekizinci büyüğü. Yunanistan gibi değil, güçlü bir sanayii var. Ölçekleri daha büyük. Batışı Yunanistan gibi olmaz, yanında onlarca Avrupa bankasını da götürür. Söz konusu olan, dünyanın en büyük üçüncü tahvil pazarı. Yunanistan batabilir ama İtalya’nın kesinlikle batmaması lazım... 

Aslında İtalya’nın krizi ekonomik olmaktan çok siyasi. Yüksek kamu borcu ciddi bir sorun ama İtalya’nın diğer Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında bazı artıları olduğu görülüyor. Örneğin, mali yapısı birçok Avrupalıdan daha iyi. Son bir yılda kamu maliyesini düzeltmeye yönelik önemli adımlar attı. Kamu borcu yüksek ama halkın ve şirketlerin borçluluğu o kadar yüksek değil. Kamunun borcunda yabancıların payı Avrupa’nın diğer ülkelerine kıyasla daha düşük. Bankacılık sistemi sağlam. Onca strese ve kötü kâğıt stokuna rağmen güçlü bir finans sistemi var. Emlak sektöründe ise İspanya benzeri bir balon henüz yaşamadı. İtalya’yı komşusu Fransa ile karşılaştırdığınızda kÂğıt üzerinde pek çok göstergede çok daha iyi durumda olduğunu görürsünüz. 

Avrupa Komisyonu tahminlerine göre Fransa’da kamu açığının milli gelire oranı yüzde 5.8’e ulaşırken İtalya’da bu oran 1.8 puan daha aşağıda. Dış dengede de durum aynı. Fransa’nın bu yıl milli gelirin yüzde 3.9’u kadar cari açık vermesi bekleniyor. İtalya’da ise bu oran yüzde 3.5. Fransa’da işsizlik oranının yıl sonunda yüzde 9.5’i bulacağı tahmin edilirken İtalya’da işsizlik oranının yüzde 8.4’ü görmesi bekleniyor. Yani İtalya kamu mali dengesi, dış denge ve istihdam konusunda Fransa’da çok daha iyi bir konumda bulunuyor. Fransa’nın İtalya’dan daha iyi durumda olduğu başlıca gösterge ise kamu borcunun oranı ve büyüme hızı. Onlarda da çok büyük bir avantajı yok. Aşağı yukarı aynı durumda olan bu iki ekonomiden İtalya krizle boğuşurken Fransa’nın daha iyi durumda olması ve hatta Avrupa’yı kurtaracak adam rolünü oynamasını açıklayacak tek neden siyasi farklılık olabilir. 

İtalya’nın en önemli sorunu Berlusconi’nin dayatmasıydı, bu engel de büyük ihtimalle aşıldı. Hükümeti kurması beklenen Mario Monti hem içeride hem dışarıda önemli desteğe sahip. Kısa sürede gereken sert tedbirleri alıp erken seçime gidecek bir hükümet kurması bekleniyor ama İtalyan siyasetinde ömrü daha uzun süreli olabilir. Kemal Derviş de ABD’den Türkiye’ye benzer bir misyon ve arzuyla gelmişti ama kaldı ve siyasete girdi. Türk siyasi hayatının yön değiştirmesine neden olacak olayların ve oluşumların içinde yer aldı. Daha kalıcı olabilir miydi? Çok zor. Muhafazakârlığın çok güçlü olduğu Türkiye’de muhafazakâr olmayan bir ismin Menderes, Demirel, Özal ve Erdoğan’ın ulaştığı güce ulaşması çok zordur. Ama İtalya ve Yunanistan’da koşullar biraz daha farklı. Hem Yunanistan hem de İtalya’da siyaset uzun bir süredir kısır döngüye girmişti. Hem Monti’yi hem de Yunanistan’daki Lucas Papademos’u uzun yıllar boyunca siyasetin içinde görebiliriz. ABD ve AB’nin arzusunun bu yönde olduğunu sanıyorum. Mevcut politikacıların geri plana atılıp ABD ve AB destekli politikaları daha iyi uygulayacak yeni isimlerin öne çıkması sürecindeyiz.