Merkez Bankası ile kavga edilir mi hiç?

Merkez Bankası, sözlü müdahale ve icraatlarıyla kurda daha fazla artış bekleyenlerin beklentilerini kırmaya çalıştı.

Beklentileri şekillendirmenin türlü türlü yolları vardır. İcraat ile yapılabildiği gibi sözlü müdahalelerle de beklentileri şekillendirmek mümkün. Anladığım kadarıyla bizim Merkez Bankası bir süredir her iki yolu da sıradışı bir şekilde kullanmaya başladı. TL değer kaybının hızlanmasının ardından döviz satışlarına başladı, döviz hesaplarında zorunlu karşılık oranlarını aşağı çekti. Yani uygulamalarıyla kurda daha fazla artış bekleyenlerin beklentilerini kırmaya çalıştı. Genelde enflasyon bekleyişlerini yönlendirmek için bu tür adımlar atılırdı ama enflasyon kaygısının olmadığı bir ortamda bu defa kuru yönlendirmek adına yapıldı. Halk arasında “Eyvah bu kur alır başını gider” denilmeye başladığı anda MB devreye girdi.
Yetmedi, önceki gün sözlü bir müdahale daha geldi. Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, CNN Türk’e yaptığı açıklamada “Şu an gelinen noktada diyoruz ki, döviz sepeti yüzde 5-10 arasında olması gerekenin üzerinde” tespitini yaptı. Bekleyişleri yönlendirebilecek müdahalesi ise “TL’nin daha fazla değer kaybetmesini istemiyoruz. Merkez Bankası’nın bunu söylemesi çok daha farklıdır. Elinde çok güçlü araçlar vardır” uyarısında saklı. Ben uzun bir süredir Merkez Bankası’nın hiç bu kadar açık bir sözlü müdahalesini duymamıştım. Piyasa aktörlerine doğrudan seviye veren bir müdahale. Bu uyarıyı alanlar ne yapar? Dünya piyasalarında profesyonellerin sıkça kullandığı çok bilinen bir söz vardır: “Don’t fight the FED.” Yani merkez bankası ile kavga etme. Merkez Bankası’nın takındığı tavra bak ve ondan para kazanmaya çalış. Aksine pozisyon alırsan kaybedebilirsin. 1990’ların başında İngiltere Merkez Bankası ile kavgaya tutuşup, büyük paralar kazanan George Soros örneği var ama inanın o bir istisna, herkes Soros olamaz.

Kimin kuru doğru
Erdem Başçı’nın döviz sepetinin olması gereken değeriyle ilgili sözleri akla “Hangi yıla göre” sorusunu getirdi. Bu noktada Merkez Bankası bir ipucu vermiyor. Öyle ya, döviz sepeti olması gerekenin yüzde 5-10 üzerinde ama olması gereken ne? Burada iki nokta var. Birincisi doğru kur nedir? Ekonomiyi yakından izleyen biri olarak benim bunca yılın sonunda öğrendiğim şey, herkesin doğru kurunun farklı olduğu. İhracatçı için doğru olan kur ile ithalatçı ya da otomobil satıcısı için doğru kur aynı değil. İkinci önemli nokta ise kurun doğru ya da yanlışlığını ölçerken hangi yılı baz aldığınızdır. Eğer 2008’i baz alırsanız farklı, 2005’i alırsanız farklı bir rakama ulaşırsınız. Dolarla aldığı bir evi kiraya veren biri için doğru kur evi aldığı tarihteki kurdur. Bu tip konularda ben TCMB’nin web sitesinde de yayımladığı TÜFE bazlı reel efektif döviz kuru endeksine bakarım.
2003 yılı ortalamasını 100 olarak alan bu endekse göre TL temmuz sonu itibariyle 10 puan değerli. Yani, Türk malları yabancı mallar cinsinden yüzde 10 daha pahalı. Uluslararası rekabeti ölçmekte kullanılan bu endeks, Türkiye’nin ticaret yaptığı 36 ülkeyi kapsayarak hesaplanıyor. Bu ülkelerden gelişmiş olanları dikkate aldığımızda TL’nin aşırı değerli hali 18 puana çıkarken gelişmekte olanlara karşı paramız yaklaşık 9 puan değersiz. Yani farklı ülke gruplarına ve farklı baz yıllarına göre farklı değerlere ulaşabilirsiniz. Başçı’nın salı günkü açıklamaları bu nedenle biraz daha detaylandırılmaya muhtaç. Sanırım önümüzdeki günlerde TCMB’den gelecek açıklamalarda TL’nin ‘reel’ durumu konusunda biraz daha detay verilecektir.