Merkez Bankası müdahale etmeli mi?

Merkez Bankası aşırı oynaklığa karşı hareketsiz durduğunda halkın ve yatırımcıların portföy tercihleri kalıcı olarak değişebilir.

Dün CNBC-e’deki Sabah Notları’nda Güngör Uras ve Mahfi Eğilmez ile birlikte Merkez Bankası’nın TL’deki hızlı değer kaybını önlemek için müdahale etmesinin doğru olup olmadığını tartıştık. Mahfi Eğilmez yanlış olduğunu düşünüyor. “Kur hareketinin ana nedeni bizim dışımızdaki faktörlerdir, bu nedenle bizim müdahale ile bunu önleme kapasitemiz çok kısıtlı” diyor. Güngör Uras ve ben ise oynaklığın çok fazla olduğu böylesi özel dönemlerde Merkez Bankası’nın sözlü ve fiili müdahalelerle devreye girmesinin doğru olduğunu söyledik. İlginç olan bu konuda gelen izleyici mesajlarıydı. Çok sayıda gelen mesajın neredeyse yarısı Merkez Bankası’nın müdahalesini yanlış ya da nafile çaba olarak görenlerden gelmişti. Bir o kadarı da Merkez Bankası’nın böyle bir durumda devreye girmeyip de ne zaman gireceğini soruyordu. 

Merkez, parasını savunmalı
Taner Berksoy dün Dünya’daki köşesinde “Spekülatif atakçıların kol gezdiği, saldıracak para aradığı günümüz ortamında böylesine örtük biçimde kur savunmasına soyunmak belaya karışmaktır. En büyük bela da savunduğun kuru tutturamadığın gibi faiz oranına da hâkim olamamaktır. Krizin dikâlâsı demektir bu” diyor. Taner Hoca gibi düşünen çok sayıda akademisyen var. Ben Merkez Bankası’nın böylesi dönemlerde müdahaleci olması gerektiğini düşünenlerdenim. Türkiye’nin çok güçlü bir yüksek enflasyon ve dolarizasyon geçmişi var. 2001 krizinden sonra yaşadığımız ters para ikamesine rağmen dolarizasyon hâlâ hafızalarımızda taze bir şekilde duruyor. Merkez Bankası döviz piyasasında aşırı oynaklığa karşı hareketsiz durduğunda halkın ve yatırımcıların portföy tercihlerinde kalıcı bir değişiklik tehlikesi var. “Bu kur daha da gider” duygusu yatırımcılar arasında yerleştiğinde 2001 krizinin ertesinde güçlükle kırılan dolarizasyonun ve yüksek enflasyon bekleyişlerinin tekrar canlanması riski var. Rezervi sınırlı bir merkez bankası için müdahale risklidir ama bizdeki gibi rezerv sorunu yaşamayan bir merkez bankası parasını yüksek oynaklık dönemlerinde savunmalıdır. Eğer savunamaz ve yerleşikler ulusal paradan kaçmaya başlarlarsa Merkez Bankası için asıl büyük başarısızlık bu olur. Kiralar ve diğer fiyatlar dolar cinsinden verilmeye, sözleşmeler dolar cinsinden yapılmaya başlanır.

Avrupa bizim 2001’de yaşadığımızı yaşıyor
Avrupa’nın durumu bizim 2001’de yaşadığımız krize benziyor. O zaman bizde yüksek kamu açıkları ve borç yükü vardı. Şimdi onlarda da aynı sorunlar var. O zaman bizde bankacılık sektöründe ciddi yapısal ve konjonktürel sorunlar vardı, şimdi onlarda da benzer sorunlar var. Tam piyasalar sakinleşti denildiği sırada perşembe günü bir anda baş aşağı düşmeye başlamasının nedeni Avrupa bankalarının yaşadığı kısa vadeli fonlama sorunlarıydı. Avrupa Merkez Bankası’nın bir Avrupa bankasına haftalık vadede 500 milyon dolar borç verdiği duyulunca herkes “Hangi banka zorda” sorusunu sormaya başladı. Yetmedi, İsviçre Merkez Bankası takas imkânı ile FED’den 200 milyon dolara yakın kaynak sağladı. Belli ki Avrupalı bankaların yaşadığı bir fonlama sorunu var. Zaten bankalar arası borçlanma havasını en iyi yansıtan libor oranlarına bakınca sıkıntıyı görmek mümkün. Soros’un dediği gibi krizin çözümü için Türkiye’nin de 2001’de yaptığı gibi Avrupa’nın bankacılık sistemini reforme etmesi. Bizde olduğu gibi çürüklerin, yani kurtarılması mümkün olmayanların sistem dışına çıkmasına izin verilmeli.