Ne Çin ne de Almanya G-20'nin istediğini yapar

Çin ve Almanya'nın G-20'nin isteğiyle mevcut büyüme modellerini değiştir-meye ikna olacaklarını sanmıyorum.

G-20 taslak eylem planında yeni bir şey yok. Farklı olması da gerekmiyor. Bundan 5 yıl önce dünya ekonomisini tehdit eden dengesizlikler ile şimdi tehdit edenler arasında bir değişiklik yok. Dünya ticaretinde bir tarafta fazla verenler, yani ihracat şampiyonları var; diğer yanda ise açık verenler. Fazla verenlerin başında Almanya ve Çin geliyor. Bizim gibi açık verenleri ise ABD temsil ediyor. İlk gruptaki ülkelerin ortak özelliği tasarruf oranının yüksek, iç tüketimin ise zayıf olması. Bu ülkeler ihracata dayalı bir büyüme modeline odaklanmışlar. İkinci grupta ise tasarruf oranı düşük, iç tüketim canlı. Yani birinci gruptakiler üretmiş, ikinciler tüketmiş. Birinciler tasarruf etmiş, ikinciler ise borçlanmışlar. G-20 küresel kurtuluşu bu yapının değişmesinde görüyor. Dün açıklanan taslak metinde diyor ki, cari fazlası yüksek ve özel talebi zayıf olan ülkeler küresel ekonominin dengeye kavuşmasında büyük rol oynayacaklar. Ne yapacaklar?
Çin iç tüketimi arttıracak, çok büyük ölçüde ihracata dayalı olan ekonomik büyüme modelini değiştirecek. Bunun için bunca zamandır değerini düşük tuttuğu parasının değer kazanmasına imkân sağlayacak.
Almanya özel tüketimi ve yatırımı özendirecek, iç talebi daha da canlandıracak.
Çin ve Almanya G-20’nin bu tavsiyesine hemen uyacak mı? Hiç sanmıyorum. Çin ve Almanya’ya yapılan ilk çağrı değil bu. Özellikle Çin, bildim bileli Batı’nın ‘esnek kur’ baskısı altındadır. Ama bu yönde hiçbir zaman hızlı bir aksiyon almamıştır. Onun derdi küresel dengesizliğin giderilmesinden ziyade milyarı aşan nüfusuna istihdam yaratmaktır. Eğer modeli değiştirir, büyüme hızını düşürür, her yıl çalışma yaşına gelen milyonlarca Çinliye iş yaratamazsa o zaman bırakın ekonomik problemi, siyasi bir riskle hatta iç savaş tehlikesiyle karşılaşır.
Aynı şekilde Almanya’nın da büyüme modelini değiştirmeye ikna olacağını hiç sanmıyorum. Avrupa Birliği fikrinin liderliğini yapmasının ardındaki temel amacın elde ettiği imtiyazlarla rahatça mal satabileceği dev bir pazar yaratmak olduğunu anlamak zor değil. Yola çıkış amacı bu olmasa bile fiili sonuç bu olmuştur.

Yunanistan drahmiye dönerse ne olur?
Bence bundan daha kötü olmaz. Belki kısa vadede her şey altüst olur ama orta ve uzun vadede Yunanistan bu şekilde dengeye daha rahat kavuşur. Yunanistan drahmiye dönerse mevduat sahipleri hızla bankalardan paralarını çekerler, finans sistemi sarsılır. Sert bir devalüasyonla karşılaşır, drahmi işlem görmeye başlar başlamaz hızla değer kaybedebilir. Enflasyon bir anda fırlar. Ve bu durumda dış piyasalardan borçlanma maliyeti artar, imkânları azalır. Bu nedenle Yunanistan’ın drahmiye dönüş kararını borçlarını ödememe kararı ile birlikte alması gerekir. Drahmiye dönüş Yunanistan’ın rekabetçi gücünün orta vadede artması için şart. İhracatı artar, ekonomisi bu yolla yeniden büyümeye başlayabilir. Burada önemli olan adım, borçlarını ödemeyi reddetmesi olacaktır. Böylece kamu maliyesi faiz ödemelerinin baskısından kurtulacaktır. Yunanistan bütçesi, faizleri hariç tutulduğunda, fazla verebilecek bir yapıya sahip. Arjantin gibi üç-beş yıl dışarıdan borçlanmaya gerek duymadan kendi yağıyla kavrulur hale gelmesi için rekabetçi gücünü arttırıp mali yapısını düzeltmesi şart. Böyle bir adım atarsa diğer bazı Avrupalılar için de özendirici örnek olabilir. Zaten Almanya’yı korkutan biraz da bu olasılık.