Onların krizi nasıl bizim krizimiz olur?

Küresel kredi sıkışmasını en fazla hissedecek olan ülkeler bizim de aralarında yer aldığımız yükselen piyasalardır.

Son günlerde yaşanan dalgalanmaya ad takmak isteyenler ‘Euro Bölgesi Krizi’ diyorlar. Sorunun odağında euroyu para birimi olarak kulanan dört-beş ülke var. Problem onlarla sınırlı kalsa mesele değil, bir şekilde batar ya da çıkarlar. Portekiz, İrlanda ve Yunanistan’ın batması ya da çıkması diğer ülkeler için dert değil. Üçünün ticaret hacmini toplasanız ve bu ticaretin tümden sıfırlandığını varsaysanız bile kimseye öyle aman aman sıkıntı yaratmaz. Ama işler öyle yürümüyor. Önemsiz görünen bu ülkelerdeki kriz, dalga dalga bizi de sarsabilir. Nasıl mı? 

* İşin bir ticaret, bir de finansman kanalı var. Ticaret tarafını biliyoruz; Yunanistan ve Portekiz bizim için önemli ticaret partneri değiller. Dolayısıyla ticaret kanalından çok fazla etkilenmeyiz. Ama buralardaki sorun diğer ülkelere yayılır ve oradaki büyüme hızlarını şu anda olduğu gibi baskı altına alırsa sorun bizim de sorunumuz olur. Çünkü AB bizim bir numaralı ihracat pazarımız. 

* Finansman kanalı ise daha karmaşık. Yunanistan’ın ya da Portekiz’in borçlarını ödeyemez hale gelmesi bir anda Avrupa finans krizi haline dönüşebilir. Mesela Avrupa bankalarının Yunanistan’dan 53 milyar dolarlık alacakları var. Yunanistan’ın bu borcun tamamını ya da bir kısmını ödemediği durumda ödenmeyen kısım kadar zarar bu bankaların bilançolarına yansıyacak, sermayeleri o kadar aşınacaktır. Söz konusu bankalar Türk, Slovak ya da Polonya gibi ülkelerin bankaları olsa üzerinde çok fazla durulmaz. Kuraldır, eğer bir Türk bankası batarsa bu Batılı bir gazetenin ekonomi sayfasındaki çok da uzun olmayan sıradan bir haberdir. Ama Yunanistan’dan alacaklı olanlar ağırlıklı olarak Fransız, Alman ve İngiliz bankaları. Biri batarsa batılı gazetenin ilk sayfasında önemli bir haber olur. 

* Yunan alacağı nedeniyle zarar yazan ve sermayesi aşınan bir Alman ya da Fransız bankasının yeni risk üstlenme, yani başka ülkelere borç verme kapasitesi zayıflar. Bu bankaların fonlamasına alışmış piyasalarda sonu likidite krizine varabilecek bir kredi sıkışması yaşanabilir. Bankalar birbirlerine borç vermekten bile imtina eder hale gelebilirler. 

* Yunanistan’ın borcunu ödememesi ve şartlarını kabul ettirmesi İrlanda ve Portekiz gibi ülkeleri de aynı adımı atmaya teşvik edebilir. Bu durumda Fransız, Alman ve İngiliz bankalarının acıları daha da artabilir, küresel kredi sıkışıklığı daha da hissedilir hale gelebilir. 

* Böylesi bir küresel sıkışmayı en fazla hissedecek olan ülkeler ise bizim de aralarında yer aldığımız yükselen piyasa kategorisindeki ülkelerdir, moda deyimiyle ‘emerging markets’tır. Geçenlerde George Soros CNBC’de Avrupa bankalarının ‘emerging markets’ için önemini gösteren rakamlar verdi. Buna göre Avrupa bankalarının bu ülkelere açtığı kredinin, verdiği borcun yani üstlendiği riskin toplam tutarı 3 trilyon doları buluyor. Oysa bu rakam ABD bankaları için 740 milyar, Japonlar için ise 310 milyar dolar. 

* Yani Avrupalı bankalar gelişmekte olan ülkeler için ana kredi kaynağı. Bu kaynak Yunanistan ve Portekiz gibi ülkelerin batması nedeniyle kurumaya başlarsa emerging markets tarafında likidite sıkışıklığı başlayabilir, yüksek büyümeyi finanse edecek parayı bulmak zorlaşacağı için büyüme hız kesebilir. Bu ülkelerdeki kuruluşlar vadesi gelen borçları çevirmekte zorlanabilir, borçlansalar bile daha yüksek maliyet ve kısa vadelerde borçlanmak durumunda kalabilirler.