11 Metrelik Korku Tüneli

Penaltılar, oldum olası içime sıkıntı vermiştir. Atan için de, atılmasını bekleyen için de endişelenirim.

Penaltılar, oldum olası içime sıkıntı vermiştir. Atan için de, atılmasını bekleyen için de endişelenirim. Belki biraz da Peter Handke’nin ‘Die Angst des Tormanns beim Elfmeter / Kalecinin Penaltı Anındaki Korkusu’ adlı kitabı yüzünden. Ki o kitap, Wim Wenders tarafından aynı adla beyazperdeye taşınmıştı. Ne var ki, ikisi de yetmişlerin başında olmuş bitmiş olaylar. Oysa ben penaltılardan daha önce de sıkılırdım.
Handke, kalecinin penaltı anında duyduğu endişenin bütün bir hayata yayılmasından duyulan tedirginliği ve dilin ilişki kurmadaki eksikliğini anlatır. Wenders’in filminde ise futbol hayatının sonlarına gelmiş kaleci öylece ortada dolaşır, oyundan atılır, birini öldürür, birazcık Albert Camus’nun ‘Yabancı / L’Etranger’sindeki Meursault’a benzer, ama Camus de iyi bir file bekçisidir zaten.
Kaleciler için bir penaltı gerçekten de kâbus halini alabilir. Kale, kaleciye büyük atana küçük gelir. İki direk arası mesafe 7,22’dir, yükseklik ise 2.44. Aslında hangar gibi yer ama, 11 metre de fena bir mesafe değil. Penaltıyı atan kişi kendini uzakta hissederken, kaleci de onu hemen burnunun dibinde görüyordur herhalde. Ancak kaleciler gene de daha şanslıdır. Çünkü penaltı yersen, sonuçta penaltı yemiş olursun. Kimse seni ayıplamaz. Ama kurtarırsan omuzlara alınırsın. Maçta hatalı bir gol yemiş olsan bile, penaltılar söz konusu olursa, kurtaracağın vuruşlarla bunu telafi edebilirsin. Hatta iki yeyip üç kurtarır, öte bile geçersin. Bkz: Volkan Demirel, Sevilla maçı.
Ben ise daha çok atamayanları düşünüyorum. Örneğin, aklımda Roberto Baggio var. 1993’te FIFA tarafından Yılın Oyuncusu seçilmişti. Ertesi yıl ise kaçırdığı penaltı, İtalya’ya bir Dünya Kupası’na maloldu. Oysa bu kupadan önce, bütün dünya ayaklarının altına serilmiş gibiydi. Hayata küsmesine yolaçan bu penaltıdan dört yıl sonra, 1998 Dünya Kupası’ndaki Şili maçında attığı penaltıyla takımını kurtardı ve hayata döndü. Dört yıl kabus yaşadığını itiraf ediyor. Sonra da Johnny Walker reklamına çıktı ve penaltısını attıktan sonra bize unutulmaz bir ‘Baggio Yürüyüşü’ sundu.
David Beckham ise 2004 Dünya Kupası evsahibi Portekiz karşısında kaçırdığı penaltıyla takımının çeyrek finalde 6-5 yenilip elenmesine neden olmakla kalmadı, penaltı noktasının çamurlu olduğunu söyleyerek itiraz da etti. Bu itiraz, ona duyulan tepkiyi büsbütün yoğunlaştırdı. Zaten kaptan olarak ilk kaçırdığı penaltı da değildi. Arjantin maçında atılması başka bir olay. Daha yakına ve buraya gelecek olursak, bu yıl şampiyonluğa iki maç kala Kezman, Alex’ten kaçırıp attığı penaltıyı kaçırarak, belki de Fenerbahçe’ye bir şampiyonluğa maloldu. Belki ikisinin de onun ve Zico’nun ipi, o maçtan dolayı çekilecek.
Play-off’larda ise penaltılar çok önem kazandı. İş de trajik boyutlara ulaştı. Zaten onca takım arasında, onca yoksunluk içinde koca bir sezon geçirmişsin. Play-off’lara kalmışsın. Bu maçlarda işin penaltılar ile tayin edilmesi gerçekten hazin oluyor. İlk maçlarda Bolu-Sakarya maçı penaltılara gitti. Bütün sene aslan gibi oynayan Sakarya, üç penaltı kaçırdı, elendi. Öbür yarı final maçında ise Eskişehir, aynı şekilde son haftalarda insanüstü denebilecek bir çaba göstermiş olan Diyarbakır’ı eledi. Takımı buralara kadar getirdi diyebileceğimiz Şadi, tek penaltı kaçıran kişi oldu (altıncı penaltı), bu vuruş onun başındaki başarı halesinin kararmasına neden oldu. Şampiyonlar Ligi’nin Moskova’daki finalinde de benzer bir trajedi yaşandı. Manchester’dan Ronaldo, Chelsea’dan Anelka ve kaptan Terry, nam-ı diğer ‘Mr. Chelsea’ penaltıları kaçırdılar. Terry daha sonra kendi sitesinde, “Herkesten çok özür diliyorum” dedi. “Şuna eminim ki, bu penaltı beni hayatım boyunca izleyecek.”
Bir de penaltı atmasıyla bilinen oyuncular var, tabii. Örneğin, Metin Oktay, bir penaltı golüyle Galatasaray’ı Beşiktaş karşısında şampiyon da yapmıştı.
Kasapoğlu bütün futbol hayatında bir penaltı kaçırdı diye hatırlıyorum. Eskilerden Hakkı Yeten ile Zeki Rıza Sporel, bizim gençliğimizden Fethi Heper (Eskişehir) ile Fevzi Zemzem (Göztepe) akla geliyor. Yabancılardan da Neeskens ile Bonhof. İkisi de kalecinin üzerine ve çok sert vururlardı. Neeskens bir keresinde kalecinin parmağını bile kırdı. Kayseri’nin 40’a yakın penaltı atarak dünya klasmanına giren kalecisi İvankov da var.
Penaltı, bütün maçın bir kenara bırakılıp, bireysel faturanın kesildiği andır. O anda maçın ya veziri olursun, ya rezili. Keşke diyoruz, bir yılın emeklerini heba eden, futbolcularda silinmez izler bırakan ‘penaltılarla sonucu tayin etme’ uygulaması kaldırılabilse...