20 öncü yıl

Adı da güzel Pozitif müzik alemimizi renklendiğinden bu yana, aradan 20 yıl geçmiş. İnanmak insana zor geliyor ama niye olmasın? Bu maceranın başlangıcında basbayağı tıfıl sayılabilecek Mehmet, Ahmet ve Cem artık orta...

Adı da güzel Pozitif müzik alemimizi renklendiğinden bu yana, aradan 20 yıl geçmiş. İnanmak insana zor geliyor ama niye olmasın? Bu maceranın başlangıcında basbayağı tıfıl sayılabilecek Mehmet, Ahmet ve Cem artık orta yaşa gelmiş, ev-bark kurmuş, çoluk çocuğa karışmış durumdalar. Buna rağmen, tiplerinde de, belli bir rahatlık dışında tavırlarında da eskisine göre bir farklılık yok bence. Mehmet Balkan ile birlikte, demek ki 20 yıl önceymiş, Cheb Haled’i getirmeyi düşünürler mi diye konuştuğumuz RC’li çocuklar işte...
Biz İKSV Müzik Festivali’nin içindeki caz konserleriyle nefis köreltirken çıktılar ortaya. İki kardeş, Mehmet ve Ahmet Uluğ ve arkadaşları Cem Yegül. Aslında Mehmet ve Cem mühendis, Ahmet de bilgisayar programcısı. Çok şey paylaştık, özellikle ilk yıllarda. Heyecanını unutamadığım günler, anlar, konserler, danışmalar (“Ahmet, hani son yıllarda gelen kızıl saçlı, genç, çok iyi bir davulcu vardı, neydi onun adı?), ricalar... “Akşam’a Babylon’a geliyorum” ricaları, özellikle festivaller için ‘All Access’ kartı ricaları, çünkü pısırık bir şahsiyet olduğum için, kendim sahne arkasına geçmeyi beceremem. Gençliğimizde söyleşi ricalarında da bulunurduk. CRR’deki Steve Coleman konserini hatırlıyorum. Sahne arkasına geçmeden önce Ahmet beni, “Basına iyi davranmıyor,” diye uyarmıştı. Ben de, böyle çalsın da, isterse dövsün diye düşünmüştüm.
Craig Harris’li bir İzmir macerası vardı. Her saniye peşlerinde dolaşıp izledikten, yardıma çalıştıktan sonra, suratsız Harris’ten bir teşekkür alıp pek sevinmiştim. Barbaros Erköse ile çalıyorlardı. Ne yazık ki artık yapılmayan Parliament caz festivallerinden en çok buradaki yağmurlu festivali (rahmette boğulmamıza ramak kalmıştı) ve İzmir’deki son Parliament Festivali’ni hatırlarım. Hele sabırsız seyircilerin finali beklemeyip çıktıkları bir akşamı ki sonunda sahnede John Scofield, Michel Petrucciani, Bobby McFerrin ve unuttuğum biri daha bir araya gelmişti. İki dirhem bir çekirdek Celaleddin Tacuma da o festival’de miydi acaba? McFerrin’in parmağına bir şey olmuştu, endişeleniyordu. Eh, parmaklarını o kadar oynatırsan, sonunda bir şey olma ihtimali yüksek oluyor, tabii. Lawrence ‘Butch’ Morris’in ilk CRR konserini, Anthony Braxton’ın boşalan salonunu (ne konserdi ama, onu da başkası getirmez zaten), John Lurie’nin odasının kapısında son âna kadar dikildiğim için resmen tek ayak üzerinde izlediğim Lounge Lizards konserini hatırlıyorum.
Daha neler vardı kimbilir ama ilk ağızda bunlar aklıma geliyor. Pozitif’ten sonra Babylon geldi. Babylon, İstanbul’da yalnızca cazla değil müzikle de ilgilenen herkesin hafızasında, hatıralarında şu ya da bu şekilde yer etmiştir mutlaka. Kapısını çok aşındırmışızdır. Artık geri dönüş zor geliyor diye çok daha ender gidiyorum ama, sevdiğimiz bir mekândır. Ne yazık ki Pozitif’in oradaki yirminci yıl kutlama gecelerine katılamadım. Ancak bu amaçla programa koydukları konserler henüz bitmedi sanıyorum. Asmalımesçit’te salaş bir marangozhaneymiş, doğru dürüst çatısı bile yokmuş.  Mekân aramaktan bitkin düşüp burayı satın aldılar, onardılar, mekânla birlikte sokağı ve semti de değiştirdiler.
Onun arkasından Doublemoon geldi. Lanse ettikleri müzisyenlerinin: İlhan Erşahin, Burhan Öcal, Hüseyin Şenlendirici ve Laço Tayfa ve diğerlerinin albümlerini çıkardılar. Sanatçılarını yurt dışındaki festivallere götürdüler, haklarına da sahip çıktılar. Festivaller halen devam ediyor ama ben içlerinde yalnızca Akbank Caz Festivali’ni (gönlümde farklı bir yere sahiptir) ve bir ölçüde Efes Pilsen Blues Festivali’ni izleyebiliyorum (ki, o sahne arkasında da ne hoş hatıralar vardır) izleyebiliyorum. Yaz festivalleri de, Alaçatı da benim için ‘erişilmesi zor’ sınıfına giriyor, ne yazık ki.
Olsun varsın! 20 yıl ha? RC’li gençler, hiç bilmedikleri ama kesinlikle onlara ihtiyacı olan bir piyasaya girip, düşe kalka ilerlemeye (ekonomik kriz, deprem), taş üstüne taş koymaya başlayalı yirmi yıl oldu demek? Ne kadar güzel! Mehmet, Ahmet, Cem, bize sunduğunuz müziğin coşkusunu halen içinde taşıyan herkes adına teşekkür ediyorum. Nice 20 yıllara!