2010?a var mısın, yok musun?

2010 Dünya Basketbol Şampiyonası?nın akıbeti, bir vakittir ciddi endişelere yolaçıyor.

2010 Dünya Basketbol Şampiyonası’nın akıbeti, bir vakittir ciddi endişelere yolaçıyor. Hatırlarsınız belki, Ekim sonunda Türkiye Basketbol Federasyonu ‘ebedi başkanı’ Turgay Demirel, bu konuya ilişkin olarak az da olsa bazı endişelerden söz etmişti. Kasım sonuna yaklaşırken, mesele de alevlendi. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) Başkanı Togay Bayatlı ile gene Demirel’in uyarıları ardı ardınca geldi.
Olimpiyat meşalesini Sinan Erdem’den devralmış olan Bayatlı, ‘’2010 Dünya basketbol Şampiyonası’nı yapamazsak, bundan sonra birçok branşta hiçbir organizasyonu alamayız’’ derken Turgay Demirel ise, “geçen ay Uluslararası Basketbol Federasyonları Birliği (FIBA) heyeti geldi. Cuma, cumartesi günleri bizim yurt dışında bir toplantımız var. Organizasyonla ilgili taahhütlerimizi tam anlamıyla yerine getirmediğimiz için biraz riskimiz var.” demiş. Oysa kendisi, bu organizasyonun bize verildiği 2004 yılında, altı yıl sonra basketbol ülkesi olacağımızdan dem vurarak, “2010 Dünya Basketbol Şampiyonası Türk spor tarihinin en büyük organizasyonu olacak” diyordu. Bütün bu süre zarfında, federasyonun başında Demirel’in olduğunu düşününce, “Önümüzdeki dönemde yapılacak işleri tamamlamak için aday oluyorum” şeklindeki beyanını biraz tuhaf karşılıyoruz. 
Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu’na gelince, başka bir telden çalıyor ve 2010 yılında Türkiye’de yapılacak Dünya Şampiyonası için herhangi bir riskin bulunmadığını söylüyor. “Tesisleri an kısa zamanda tamamlayıp, şampiyonaya en iyi şekilde ev sahipliği yapacağız” diye buyurmuşlar. Oysa tesislerde ciddi bir sorun var. İzmir dışında hepsi eksik, hatta proje aşamasında. Ankara ve Antalya’dakilerin temelleri atıldı iddiaları doğru mu, bilemiyoruz ama İstanbul’dakinin yeri bile onaylanmadı. Bayatlı da, BJK İnönü Stadı’nın arkasına yapılmak istenen salonun onaylanmadığını belirtmiş. Anıtlar Kurulu’nun işe karışacağını tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yoktu zaten. Beşiktaş
o stada çivi çakmakta zorluk çekiyor. Böylece Sinan Erdem Spor Salonu gündeme gelmiş ama ne uzunluğu, ne de boyutu bu işe uygun.
Biz gene de diyoruz ki bu millet isterse yelkenleri ipekten, halatları ibrişimden, direkleri altından bir donanma, pardon, basket salonu yapar. En azından, demokrasilerde çare tükenmez. Nitekim, biz 1959 yılında Mithatpaşa (İnönü ya da Dolmabahçe) Stadı’nda düzenlenmiş bir Avrupa Basketbol Şampiyonası izlemiştik: Eurobasket 1959. 11. Avrupa Basketbol Şampiyonası’ydı. 21-31 Mayıs 1959 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlendi.Türkiye’de yapılan ilk turnuvaydı. Maçları da çatır çatır Mithatpaşa Stadı’nda, numaralı tribünün önüne kurulmuş platformda oynadılar.
Annem, kardeşim Sinan ve benim kombine biletimiz vardı. İmtihan dönemiydi, ders çalışmayı da mecburen boşlamıştım. Yani, orada Avrupa’nın en büyük basketçileri (ki, hiçbirini daha önce görmemiştik) oynarken, ilim irfan da biraz bekleyiversin diyor insan. Gene kombine bileti olan Adanalı Sencer ağabey ile ahbap olmuştuk. Sonra da bir süre kartpostallaştık. İşin en güzel tarafı, maçı olmayan sporcular da gelip tribünde oturuyordu. Annem, Fransızca bilenleriyle konuşabiliyordu. Örneğin, Fransız takımından 2.14’lük Jean-Claude Lefebvre de bunlar arasındaydı. Ayakkabısının boyu, aşağı yukarı, o sıralarda yedi yaşında olan kardeşim Sinan’ın boyundaydı. Çek takımında boyuna hook shot atıp duran bir eleman vardı, galiba Tetiva ama çok emin değilim. Sihir gibi bir şeydi. Öte yandan, kapalıda oturanların ne gördüğünü hep merak etmişimdir. Başka bir ülke gibiydi, çok uzaktı.
Sonra bir gece yağmur yağdı. Maçı yarıda kestiler. Herkes daracık bir patikadan Spor Sergi’ye çıktı. Ki bu, izin verilmeyen spor salonuna giden tek yol diye Bayatlı’nın sözünü ettiği güzergâh olabilir. Gerçekten de zor oluyor. Neyse, Spor Sergi’ye vasıl olduk. Sporcular da geldi. Maçın geri kalanı oynandı, bitti. Bu arada, kafile başkanının izniyle, Viktor Zubkov’dan da imza almıştık. Hey gidi günler! Yani diyorum ki, kötü ihtimalde İnönü Stadı orada koç gibi duruyor. Beşiktaş’tan bir izin alın, yeter...