Adamım İorek

Bilmiyorum, İorek'e 'adamım' demek doğru mu? Çünkü sonuçta o bir ayı, zırhlı bir kutup ayısı, bir Panserbjorne. İnsanlar için cinleri neyse, İorek için de zırhı o.

Bilmiyorum, İorek'e 'adamım' demek doğru mu? Çünkü sonuçta o bir ayı, zırhlı bir kutup ayısı, bir Panserbjorne. İnsanlar için cinleri neyse, İorek için de zırhı o. Savaş için yaşayan, soluk alan ayının vazgeçilmez parçası. Peki, cin de neyin nesi derseniz (Philip Pullman'ın o güzelim üçlemesini okumadığınızı varsayıyoruz), o da bir tür özgür gezen ruh. İşin hoş tarafı, hayvan suretine bürünüyor. Siz belli bir yaşa gelene kadar zırt pırt şekil değiştirebiliyor. Ondan sonra belli bir surette karar kılıyor. Ama hizmetkârsanız seçme hakkınız yok, çünkü cininiz ister istemez köpek olacak. Tatarlar'ın cinleri ise korkunç kurtlar.
Pullman'ın, sanki başka bir özelliği yokmuş gibi, sürekli Hıristiyanlık (aslında, Katolik Kilisesi) karşıtlığı ön plana çıkartılan üçlemesi, gerçekten de fantazya âleminin unutulmazları arasında yer alacak dünyalar yaratıyor. Örneğin, küçük kahramanımız Lyra'nın Oxford'u gibi, hayranlık uyandıran büyük şehir gibi. Burası hem bildiğimiz İngiltere, hem değil.
'The Golden Compass'ı iki şekilde izleyebilirsiniz. İlki ve mutlaka en yaygını, doğrudan doğruya film olarak izlemek. Bu takdirde, Lyra'nın maceralarından ve hatta dünyasından hoşnut kalabilirsiniz. Önce o farklı Oxford'u, Jordan College'ı, oralardaki hayatı tanıyoruz. Lyra, öksüz-yetim bir kız. Kâşif amcası, buyurgan şahıs Lord Asriel tarafından yetiştirilmek üzere bu okulun âlimlerine emanet edilmiş. Yaramazın önde geleni, kimseye kulak asmayan, kavgacı bir sokak çocuğu aynı zamanda. Bir gün paralel dünyaların, Toz diye bir şeyin varlığından haberdar oluyor. Derken Mrs. Coulter diye, hâkim güç Majisteryum'un üyesi güzel bir kadın onu yanına alıp büyük şehre götürüyor. Sonra da, Jordan Başkanı'nın Lyra'ya emanet ettiği aletiyometreyi, hakikati gösteren âleti elinden almaya çalışıyor. Yani, kitabın A.B.D. baskısına (İngiltere baskısının adı 'The Northern Lights/Kuzey Işıkları') ve filme adını veren 'altın pusula' bir anlamda. Bu arada kim oldukları meçhul Hamhumlar da, çocukları, özellikle yoksul ve kimsesiz çocukları kaçırıp duruyorlar. Lyra'nın arkadaşı Roger'ı da kaçırdıkları için, küçük kahramanımıza Kuzey yolu görünüyor. Çinganların ve bence filmin en nefis yaratığı olan zırhlı ayı İorek Brynison'un refakatinde yollara düşüyor.
'The Golden Compass', nispeten sakin geçen, aslında filmin en iyi, kitaba en yakın bölümü olan Oxford ve şehir faslının ardından, bol olaylı aksiyon filmleri ile aşık atacak bir tempo yakalıyor. Bu arada, eğer ikinci gruptan, yani kitapları okumuş olanlardan iseniz, Pullman'ın çok zengin ve derinlikli dünyasının ister istemez yüzeyselleştiğini görerek üzülüyorsunuz. Filmde kitaba göre hayli değişiklik de var. Evet, edebiyat uyarlamalarında, yönetmenin meramını daha iyi anlatabilmek için birtakım değişikliklere gitmesi mübah, bunu biliyoruz ama, bazıları bana tamamen gereksiz göründü. Örneğin, Lyra niye Bolvangar'a gitmeden önce Svalbard'a gidiyor? Öte yandan, madem gidiyor, neden öteki zırhlı ayılar da İorek'le gelmiyor?
Kasting meselesine gelince, işi kitabı çevirmeye kadar vardırmış sadık bir okur olarak (terimler aynen muhafaza edildiği için, teşekkürler), Lyra'da Dakota Blue Richards ve Cadılar Kraliçesi Serafina Pekkala'da Eva Green, çok doğru seçimler diyebiliriz. Daniel Craig de iyi bir Asriel olabilirmiş, senaryo biraz farklı olsaymış. Mrs. Coulter'da Nicole Kidman'ın ise öyle ayılıp bayılacak bir seçim olmadığını düşünüyorum. Belki Green bu rolde daha iyi olurdu. Netice itibariyle, özgün karakter de siyah saçlı. Farder Coram'da çok sevdiğim Tom Courtenay'in ise, fizik olarak çok yanlış olduğunu düşünüyorum. Sam Elliott, biraz farklı ama ilginç bir baloncu Lee Scoresby olmuş, Jim Carter, Çinganlar Kralı Lord Faa'de fevkalade heybetli. Christopher Lee'yi Majisteryum Başkanı olarak görmek sevindiriycidi. İorek Byrnison'ın ağzından Sir Ian McKellan'ın sesini duymak ise muhteşem. Sonuç olarak, her iki durumda da gidilebilir. Ama kitabı okumadıysanız, filmi daha çok seversiniz.