Bahçeler sararmasın!

Bahçenin durumu beni korkutuyor. Ona su vermemizi engelleyecekler diye korkuyorum. Her şeyden önce apartman halkı, katılmadığım toplantıların birinde, ağaçlarımızın üç tanesini kestirme kararı almıştı nedense.

Bahçenin durumu beni korkutuyor. Ona su vermemizi engelleyecekler diye korkuyorum. Her şeyden önce apartman halkı, katılmadığım toplantıların birinde, ağaçlarımızın üç tanesini kestirme kararı almıştı nedense. Bir akşam önce birinin güdük kütüğüyle karşılaşmıştım, diğer ikisi de onu izledi. Böyle konularda adam gibi tartışmayı bilmediğim için, gidip sormadım. Beş yıl sonra daire sahipleriyle kapışmanın âlemi yok. Kim bilir neden? Kapıcı, "Kes dediler, kestim," ruh halinde. Aslında gerçekten de bitki ve hayvan seven biridir (yegâne erdemi), emir almasa kesmeye eli varmazdı.
Ben ağaç kıyımına üzülürken, bir de su durumu çıktı. Ankara'da çimen-bahçe sulamanın yasaklandığını yazmıştım. Çimenler iki gün içinde sararıvermişti. Vaat edilen belediye arazözleri de henüz ufukta görünmemişti.
Meğer aynı tehlike-korku İstanbul için de geçerliymiş. Geçen gün cümle nebatatın toprağı kupkuruydu. Kapıcı sulamayı reddetmiş. Görürlerse kızarlar demiş. Artık kızacak olan kim, belediye ekipleri mi, iyi yurttaş kompleksli komşu birlikleri mi, bilemiyorum. Ben de kendi kendime planlar geliştirdim, geriye kalan ağaçlarımla çiçeklerimi, hesapta yeşili seven belediyelerin insafına terk etmemeye kararlıydım. Onlar sulamazsa, gece ben sularım diye düşündüm. Hatta gürültü olmasın diye kovayla sulamayı düşünüyordum. O kovayı ben taşıyamayacağıma göre, büyük ihtimalle, hane halkının katılımıyla ortak bir çalışma olacaktı ki, Allah yardım etti. Akşam geldim baktım, toprak nemli. Hatta emin olmak için elimi
sürüp bu vesileyle üstümü başımı da batırdım. Belli ki bahçe sulama emri gelmişti. Sonra da yağmur üzerine düşeni yerine getirdi.
Şimdi durum iyidir. Ağaçlar, bir heves içinde, boyları elverdiğince semaya uzanıyor. Zakkumun pembeli dalı, pencereden içeri girdi girecek. Ortancalar pembe pembe açtı. Girişteki nazarlık sarı gülüm mahmur
mahmur bakınıyor. Budanan sarmaşık bile, maşallah, iyice serpilmiş. Oysa bizim kapıcımızın budaması da sağlamdır hani. Ben bahar itibarıyla, bu bahçe bir daha iflah olmaz, böyle kalır diye düşünüyordum. Hepsi toparlandı. Kediler de hayatlarından memnun, ama başka türlüsünü bilmediler ki. Hep bahçe sahibi kediler oldular. Marme bu evde doğmuş, sonra bahçeye bırakılmış. Biz geldikten sonra da yıllarını, o eve girebilmek için mücadeleyle geçirdi. Şimdi sen gelmişsin, gitmişsin, varmışsın yokmuşsun, zerre kadar aldırmadan yayılıp oturur. Mamamı veriyorlar, evim de var, tamam. Öteki huysuz, şımarıklar şımarığı, nobran Cincin ise üç aylıkken pet shop'ın kafesinden çıkıp buraya geldi geleli, hep bahçede. Gece üç-dört kere çıkar, gündüz kıyı köşe devriye gezer. Bahçe olmasa, kedi katili olur çıkarız.
Esasen, kediler ayrı bir konu, tabii. Cumartesi ekinde onları yazarken hayranları vardı. Anlaşılan odur ki, yazılar kesilse de, hayranların arkası kesilmemiş. Meraklısına, hemen burada kısa bir özet sunayım. Ne de olsa, bahçeler gibi kediler de edebiyatın ve görsel sanatların ilhamları/konuları arasındadır. Şapşi, malûmunuz, artık aramızda değil. Bize kala kala, Marme ile Cincin kaldı. Bir de, aslen bahçe kedisi olduğu anlaşılan Alyoşa. Adı da Tekir'miş meğer. Biz onu evde rahat ettiremedik sanıyorduk, oysa ev sevmezmiş. Evlat edinildiği bir yerden, ev dördüncü katta, sokağa çıkamıyor diye kaçmış. Manevi babası, bizim ön taraftaki berber. O kırmızı tasmaları falan o almış, kırık kuyruğu da tedavi ettirmişler. Alyoşa deyince onun için bakmıyormuş. Hayvan, Tekir hitabına alışkın. Marme, manda gibi yeyip içerek, bir yılı aşkın süre önce ona günde 50 gram tayın veren veterineri (bizimki değil) yalancı çıkarmaya çalışıyor. Zaten o mamayı ağzına bile koymadı. Cincin ise bir yere gidince arkamızdan ağlıyor, gelince de ısırıp tırmalıyor. Sırf spor olsun diye. Olsun, biz bahçemizden de, kedilerimizden de hoşnuduz. Hep oldukları gibi kalsınlar istiyoruz...