Balkan Blues

Petros Markaris, çeşitli vesilelerle aşina olduğumuz bir isim. Her şeyden önce, Theo(doros) Angelopulos'un altı filminin senaryolarında imzası olan kişi diye tanıyoruz onu:

Petros Markaris, çeşitli vesilelerle aşina olduğumuz bir isim. Her şeyden önce, Theo(doros) Angelopulos'un altı filminin senaryolarında imzası olan kişi diye tanıyoruz onu: '1936 Günleri', 'Büyük İskender', 'Leyleğin Geciken Adımı', 'Ulysse'in Bakışı', 'Sonsuzluk ve Bir Gün', 'Ağlayan Çayır'. Yeşim Ustaoğlu'nun son filmi 'Bulutları Beklerken'in senaryosunda yönetmenle birlikte imzası var. Oysa edebiyat dünyasına 1965 yılında yazdığı 'Ali Reco'nun Öyküsü'yle dahil olmuştu. Sonraları, daha çok oyun yazarı (Kral İbu'nun Destanı, Atlar) ve senarist olarak tanındı.
Ancak burada her şeyden çok polisiye roman yazarı olarak biliniyordur diye düşünüyoruz. Polisiye alanında adı ilk kez, Yunan televizyonunda üç yıl oynayan 'Bir Cinayet Anatomisi'nin senaristi olarak duyuldu. Bunun ardından seyredilmeyi değil, okunmayı amaçlayan polisiyelere yöneldi. Komiser Kostas Haritos'un kahramanı olduğu üç polisiye romanını okuduk: 'Gece Bülteni', 'Alan Savunması' ve 'Che İntihar Etti'.
İlki, Panayot Abacı'nın çevirisiyle Doğan Kitap'tan çıkmıştı. Yasadışı organ ve çocuk ticareti üzerine kurulmuştu. Devletle sıkıfıkı
ilişkileri olan Yunan medyası, özellikle sansasyon meraklısı TV habercileri de ön plandaydı. Saadet Özen'in çevirdiği ve Can Yayınları'ndan çıkan 'Alan Savunması'nda Markaris bize futbol dünyasının karanlık yanını tanıttı. Haritos, Santorini Adası'nda işlenmiş bir cinayeti çözmeye çalışırken çok zorluk çekiyor, çünkü üçüncü lig takımlarının da içinde olduğu birinci sınıf bir 'alan savunması' uygulanmakta. Ogün Duman'ın çevirdiği 'Che İntihar Etti' de Can Yayınları'ndan çıktı. Bu sefer Markaris'in esrarı eski solcular üzerine kuruluydu. Cunta döneminde direnmiş, eziyet çekmiş ama sonradan zengin olmuş eski solcular birer birer intihar etmeye başlıyordu, hem de 'halka açık' olarak. İlk intihar eden kişi, büyük işadamı, sabık devrimci Yason Favieros'tu.
Polisiye edebiyatın gözümüzde en maruf karakterlerinden Kostas Haritas, Ruth Rendell'in Wexford'u, Donna Leon'un Brunetti'si gibi, Martin Beck ve Maigret gibi, idealleri sık sık darbe aldığı, pek çok hayal kırıklığı yaşadığı halde, hâlâ bir tür adalete inanan, namuslu bir adam olarak, ilgi çekici, hatta ne yalan söylemeli, sıra dışı bir polis. Buna karşılık insan olarak sıradan, inanılır bir şahıs. Benzer başka birkaç karakter gibi kendini umutsuzluğa kaptırmamış olması da, olumlu bir yanı. Onunla Petros Markaris'in dokuz hikâyeden oluşan yeni kitabında da karşılaşıyoruz.
Yunanistan'daki Balkan mültecilerin kahramanları olduğu 'Balkan Blues'un ilk hikâyesi 'İngilizler, Fransızlar, Portekizliler...'i o naklediyor. İşin içinde gene 'Alan Savunması'nda olduğu gibi futbol ve 'Gece Bülteni'ndeki gibi Arnavutlar var. Bir inşaatta işçi olarak çalışıyorlar, hiçbirisi Yunanca bilmiyor, bir ustabaşı onlara tercümanlık ediyor. Cinayetler de var: çıplak, ortaparmağı havada adeta onları bulanlara küfreden cesetler. Kitabın son hikâyesi 'Sonya ile Varya'nın bitiminde ise Sonya'yı emniyete çağıran komiserin adı Harito olsa da, belki odur diyoruz, tarifi, davranışı uyuyor.
Ancak, İlknur Özdemir'in çevirisiyle Merkez Kitaplar'dan çıkan 'Balkan Blues', Haritas'tan ibaret değil, onun üzerine de değil. Haritas, Petros Markaris'in son kitabının konuklarından biri. 'Balkan Blues'un asıl kahramanları ise, Yunanistan'a sığınmış çoğu Balkanlar'dan, çoğu yasadışı olarak gelmiş mülteciler. Ülkesinde keman çalan, pekiyi derecelerle eğitimini tamamlamış bir Bulgar ile onun birlikte çalıştığı Arnavut flütçü kız; ilk hikâyedeki cinayete ucundan kıyısından bulaşan ve Olimpiyat Stadı'nın inşaatında çalışan Arnavut işçiler; her gün parka gelen yaşlı Yunanlıyla dost olan Afrikalı küçük kız; ocakbaşında garsonluk yapıp sayısal oynayan futbol hastası Sudanlı; Bosnalı Sırp kisvesi altında dilencilik yapan Yunan kimyager; Atina'daki Rus lokantasında ailesi üzerinde terör estiren yaşlı Rus; hayatlarını fahişelikle kazanan Bulgar, Rus ve Romen kızlar...
Petros Markaris, Yunanlıların ruhundan nasıl anlıyorsa, mülteci ruhunu da anlıyor. Eh, aslında o da bir mülteci sayılır. 1937, Heybeliada doğumlu, sonra Yunanistan'a yerleşmiş. Dolayısıyla, her iki tarafta da 'azınlık'lara nasıl muamele edildiğine vâkıf. İnsanlara da, ister ezsinler, ister ezilsinler, Kostas Haritas'ın hoşgörüsü, anlayışıyla bakıyor. Yazarı tanıyanlara da, tanımayanlara da tavsiye olunur. Belki
sonra dönüp polisiyelerini de okursunuz...