Benzersiz bir yıldız

Geçenlerde, onca güncel sorun varken neden aklımın ikide birde gerilere gittiğini düşünüyordum. Bunun (ağır ağır bunama dışında) bir nedeni, sporun farklı bir anlam taşıdığı, sporcuların bu sıfatı hakettiği eski günlere duyulan özlem ise, bir nedeni de o sporcuların birbiri ardınca ölmesidir herhalde. Hepsini kendimize yakın hissettiğimiz, bir kısmı arkadaşımız olan sporcular...

Değer Eraybar da bunlardan biridir. Her şeyden önce, Spor ve Sergi Sarayı’nda voleybol ve basketbolün popüler olduğu dönemin oyuncularındandı: dolu tribünler önünde oynayan basketçiler ve voleybolcular. O devrin sembol basketbolcuları ve voleybolcuları bizim gözümüzde futbolcular kadar ‘yıldız’dı. Ama Değer, gerçek bir yıldızdı.

Onun ölüm haberini alınca, sabık Galatasaray Adası’ndaki bir fotoğrafı hatırladım. Sinan
Erdem, Güngör Demirtaş, Erdoğan Teziç, Aral Sürek, Oral Yılmaz, Değer Eraybar  Galatasaray’ın 1957 (sanırım) Türkiye Şampiyonu kadrosu. Bir tür ‘Yenilmez Armada’. Yanıl-mıyorsam, bu spora en hakiki anlamıyla gönül vermiş sevgili Meno Zamboğlu da o fotoğraftaydı.

Değer, Galatasaray’lıydı. Gerçi o devrin Fenerbahçe Başkanı İsmet Uluğ’un kızıyla evlenmişti ama, voleybola Galatasaray’da başlamış, orada bitirmişti. Uzun meslek hayatı boyunca sadece Galatasaray forması giymişti, Galatasaray’ın kaptanlığını yapmıştı. Yüz kereden fazla milli olan ilk voleybolcuydu. 101 kere milli takımda yer almış, 92 kere de kaptanlık yapmıştı.

Herkesin, onun ölümünün ardından tek kelime eklemeksizin, ‘Değer’li başlıklarla kullandığı AA haberi, “Yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak hayatını kaybetti,” diyor. Yetmişiki yaşındaymış. Benden altı yaş büyükmüş demek, ben aramızdaki fark daha az sanırdım. Sporu bıraktıktan sonra antrenörlüğü başlamış ve milli takımların yanısıra İsveç’in Norköpping takımını da çalıştırmış. Aktif sporu bıraktıktan sonra Türkiye
Spor Yazarları Derneği üyesi bir spor yazarı olarak da spora katkıda bulunmuştu.

Peki, o yerçekimi yokmuşcasına sıçramalar ne olacak? Karşılanmaz smaçlar, teknik servisler, karşılanıp püskürtülen hücumlar, yerini bulan paslar? Uzun süre tek adam, bir numara olmaklar? 1956-1968 yılları arasında milli takımın değişmez adamı, kaptanıydı. “Türk voleybolunun Doğu Avrupa anlayışına geçiş döneminde yetişmiş en büyük sporculardan biri” diyor bir yazıda. Murafa’nın yardımcılığını yaparak başlamıştı antrenörlüğe. Bir voleybol stilinden diğerine geçmeye çalışılan yıllarda, çabuk öğrenen ve öğrendiğini uygulayan biri olarak, bir sonraki kuşak üzerinde çok etkisi olmuştur. Ama esas
olarak Doğu Avrupa Voleybolu oyuncusuydu. Ayrıca iki Dünya (1956-Paris, 1966-Prag) ve üç Avrupa (1958-Bükreş, 1963-Çek Parducbice, 1967-Ankara) şampiyonasında oynayan tek voleybolcu Değer Eraybar’dır.

Gene de benim için hepsinden önce, Aral ağabeyimin arkadaşı, takım arkadaşı Değer’dir. Aral ağabey, onunla aynı dönemde Galatasaray’da ve milli takımda oynamış olan Aral Sürek’ti, ya da Deli Aral. Maltepe’de otururlardı, biz de her yaz Maltepe’ye giderdik. Annelerimiz o kadar iyi arkadaştı ki, onun annesine de ‘anne’ derdim. Benim için hep, ‘teyzemin oğlu’ olmuştur.
Maltepe yazlarının en hoş taraflarından biri, her akşam oynanan voleybol maçlarıydı. İyi de bir takımımız vardı. Pendik’in de iyi bir takımı vardı, çünkü Değer de Pendik’te otururdu. Başka takımlarla da kapışırdık, hatta bir keresinde Bakırköy’e bile gittiğimizi hatırlıyorum ama esas heyecan, Maltepe-Pendik maçlarındaydı. Her yaz birkaç maç yapardık, gece maçları.
Sahalar bayağı göz gözü görecek şekilde aydınlatılırdı. Altmışlar öncesindeki yıllardan bahsediyorum. Bazen de hep birlikte,
cümbür cemaat ada maçları yapılırdı ve bu vesile ile, Değer ile Aral aynı takımda oynardı; Galatasaray’da olduğu gibi... Dolayısıyla biz de Değer’i, Maltepeli ve Pendikli olmayan çocuklardan daha çok sayıda maçta görmüştük.
O günleri, o sporcuları ve gerçekten benzersiz Değer Eraybar’ı, hasretle ve sevgiyle anıyoruz...