Bir öncüye, saygıyla...

Haberi Zuhal Focan'dan aldım. Hepimize mail atmış, "Maalesef" demiş, modern davulculuğun babası Max Roach vefat etti. Uykusunda ölmüş, nedeni açıklanmadı.

Haberi Zuhal Focan'dan aldım. Hepimize mail atmış, "Maalesef" demiş, modern davulculuğun babası Max Roach vefat etti. Uykusunda ölmüş, nedeni açıklanmadı. Ama seksen üç yaşındaydı, yıllardır da hastaydı. Gene de böyle kayıpları kabullenmek zor...
Müziğe genç yaşta başladı, müzisyen bir ailenin çocuğuydu. Gospel gruplarında davul çalmaya başladığında on yaşındaydı. On altısına geldiğinde, Duke Ellington'la çalıyordu. 1940'larda Charlie Parker ve Dizzy Gillespie ile birlikte, bebop hareketinin temeltaşlarından biriydi. Davulu, kendi deyişiyle, bodrumdan çıkarmıştı, en büyük katkısının bu olduğunu düşünürdü: davulu ön saflara getirmek. 'Bass drum'ı bir nebze arkaya atıp zillere de önem verdi, daha büyük poliritmik dokular yakaladı. Jones onun, Afrika'nın karmaşık poliritmlerini anlayan ilk Amerikalı müzisyenlerden biri olduğunu düşünüyor. 10 yıl sonra ise, hard bop hareketinin önde gelen adlarından biri olmuştu. Trajik bir şekilde genç yaşta ölen trompetçi Clifford Brown'la cazın en güçlü ikililerinden birini oluşturmuştu. 1954'te çıkardıkları 'Clifford Brown and Max Roach' albümü, gerçekten de unutulmaz bir albümdür.
Cazın en büyük öncülerinden biriydi, ama aynı zamanda bir savaşçıydı. Yurttaşlık hakları dönemi ve bu dönemde yükselen karaderili bilinç hareketi, onun en iyi bilinen bestelerinden 'We Insist! Freedom Now Suite'a ilham kaynağı olmuştu. Yedi bölümden oluşan süit Güney'deki ilk oturma protestolarından sadece yedi ay sonra çıktı. Kölelik ve ırkçılık üzerineydi, katkısı olanlar arasında tenor saksın büyük ustası Coleman Hawkins ve o sıralar Roach'un eşi olan şarkıcı Abbey Lincoln de vardı. İkisinin 'Tryptich: Prayer /Protest /Peace'deki ses-davul düetleri, onca yıl sonra bile o günkü kadar etkileyicidir. Unutulmaz bir başka deneyimi de, 1970'lerde kurduğu 10 kişilik vurmaçalgı grubu M'Boom oldu.
Ona göre, davul seti, Amerika'ya özgü ender enstrümanlardan biriydi, hakkı teslim edilmese de. "Başka hiçbir toplumda bir kişi iki kolu ve iki bacağıyla çalmaz," derdi. "Klasik orkestralarda vurmaçalgılar bölümünde üç dört kişi olur. Bir Afrika ansamblında da öyledir. Hepsi elleriyle çalar. Bu ayak işi, Amerika'da doğdu. Ama davul seti Amerika'ya özgü olduğu halde, davulcular daima ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmüştür. Ben naçizane, bu enstrümanın da gönül çelici, ilgi çekici, entelektüel, duygu dolu bir ses tasarımı yaratabileceğini söylemeye çalıştım."
Hazır yukarıda Clifford Brown ile çalışmalarının sözünü etmişken, diğer düetlerini de hatırlayalım. İmparator moru peleriniyle sahnede süzülüşünü hatırladığımız Cecil Taylor, muhtelif kültürleri olgunlukla birleştiren 'Dollar Brand' Abdullah İbrahim, bu yıl karşımızda göreceğimizi umduğumuz eşsiz Archie Shepp, buraya geldiğinde salonun yarısını kaçırıp diğer yarısını transa sokan Anthony Braxton, örneğin. Taviz vermez bir insan, taviz vermez bir müzisyendi. Zaten birlikte düet yapmayı tercih ettiği, genelgeçer değerlere yabancı insanlardan da belli oluyor. Roach ayrıca hip-hop grubu Fab Five Freddy ve New York Break Dancers'la da çalışmıştı. Daha 1980'lerin başında, hip-hop başını alıp gitmeden genç rapçilerle çalışıyor, bebop/hip-hop bağlantısını keşfe çalışıyordu. Ona göre, performansı yaratan şey sizinle ve çevrenizdeki herkesle kendiliğinden oluşan diyalogdu. "Caz tamamen demokratik bir müziktir," derdi. Müzikte istediğini yapamadığı bir dönemde Massachusetts Üniversitesi'nde hocalık yapmıştı. Örneklerle öğreten bir hocaydı.
Kayıp her zaman insana acı verir, hele kaybedilen kişi, hayatınızı zenginleştirmiş, size bir şeyler katmış bir kişiyse. Son zamanlarda sinemada böyle iki kaybımız oldu: Ingmar Bergman ve Michelangelo Antonioni. İkisiyle birlikte bir dönem de öldü. Aslında zaten onların anladığı sinema ne vakittir can çekişiyordu da, onların ölümü bu sürecin altını çizdi. Biz yaştakilerin ve biraz daha genç olanların hayatları, zihinleri, ruhları üzerinde tartışılmaz, silinmez etkileri olmuştur. Yirminci yüzyılın ikinci yarısının en büyük davulcusu, ritmde melodinin üstadı Max Roach da öyleydi, cazın çeşitli evrelerinin öncü ustası, inançlı bir insan hakları savunucusuydu. Quincy Jones'a katılmamak elde değil. "Bir devi ve bir yenilikçiyi kaybetmiş olmak bir yana, çok, çok iyi bir dostumu kaybettim," demiş Jones. "Tanrı'ya şükür ki ruhunun bir parçasını kayıtlarında bıraktı, böylece onun bir parçası bizimle birlikte olacak."