Çupi'nin lahana dolması

Bizi fena halde heveslendirmişlerdi. Barış Karacasu ve Kıvanç Koçak'tan söz ediyorum. İslam Çupi'nin yazılarını bir kitapta topladılar, 'Seçme Yazılar'ın sonunun geleceğini vaat ettiler.

Bizi fena halde heveslendirmişlerdi. Barış Karacasu ve Kıvanç Koçak'tan söz ediyorum. İslam Çupi'nin yazılarını bir kitapta topladılar, 'Seçme Yazılar'ın sonunun geleceğini vaat ettiler. Bekle ki göresin! Neyse ki, Tanıl Bora'nın baskısı sonucu, hayli gecikerek sözlerini tutmuşlar. İslam Çupi'nin 'Seçme Yazılar 2'si, 'Olaylar, Sağbekin Lahana Dolmasını Yemesiyle Başladı' başlığıyla da, ayrıca iştah uyandırıyor. Karacasu ve Koçak ise, gecikme için özür diliyorlar, oysa esas özür dilemesi gereken başkaları, hatta biziz. Bora dışında kimseden, 'Hani, nerede kitap?' yolunda bir baskı görmemişler, zaten kitap da ilk baskıdan ötesini görmemiş. Halbuki İslam Çupi gibi, zeki, kültürlü, edebiyatsever, bir anda kendini belli eden bir üsluba sahip, hepsinden önemlisi de idealist ve dürüst bir 'spor' yazarının, özellikle de yazarlığını ön plana çıkaran bu kitaplar çok daha fazla ilgiyi hak ediyor.
Karacasu ve Koçak kitabın önsüzünde, ilk seçmede Çupi'nin 'futbolun neliği' üzerine yazdığı yazıları topladıklarını hatırlatıyorlar. Bu kitap ise, onun Milliyet dönemi yazılarından oluşuyor. Muhtelif dönemlerden yazılar; daha çok 1980'li yıllar ama sonrasında (hatta 2000'lerde) yazılmışları da var. İslam ağabeye yakışan yazılar: Ülke gerçeklerini de göz ardı etmeden yazılmış, sistemi eleştiren, futbolcu onurunu yüksekte tutan, semt sahalarının önemini vurgulayan yazılar. Onu bunları yazarken görür gibi oluyorum. Milliyet gazetesinde (ya da Gazeteciler Cemiyeti lokalinde, Aydoğdu ağabeyle barın başına geçmeden, bir masada), elinde defter kâğıtları, kalem, yazıyor. Her sayfaya ancak sekiz satır sığdıran o inci gibi (ama, kocaman inci), okunaklı, büyük büyük küçük harfli yazısıyla. Daktiloya itibar etmezdi, yazardı, verirdi çeksinler. O görevini yapmış, gerisi onu ilgilendirmez. Yeter ki, daktilo hatası olmasın!
İslam Çupi, benim için o dönemin ve her dönemin ender spor yazarlarındandır. Sadece güvenilirliği ve dürüstlüğü yüzünden değil, Hakkı Yeten'in onu 'sporun Balzac'ı' diye tanımlamasına yol açan üslubuyla da. Tiran doğumlu aristokrat Arnavut, koyu Fenerbahçeli Çupi, gazetecilik âleminin en iyi yazarlarından biriydi, halen de öyledir. Akşamları, cemiyet sohbetleri ise apayrı bir fasıldı. Yan yan gelir, barın önüne otururdu. Etrafa şöyle bir göz atardı. Esas olarak, vaktiyle Tercüman'da birlikte çalıştığı sevgili dostu Aydoğdu ağabeyle konuşurdu. Yanına gidip hal hatır sorarsak ilgilenirdi, özellikle sevdiği kişilerle. Ama masalarda öbeklenmiş hevesli gençlere pek iltifat etmezdi. Kaderlerine terk edilmiş bu genç ayaktakımından biri, onun hem dikkatini çekmek, hem de kızdırmak için her zamanki şakayı yapardı: 'İslam ağabey, 2.5 lira versene!' Çupi, bir hışımla taburesinden fırlar gibi yapar, hatta bazen düpedüz fırlar, 'Senin...' diye istek sahibinin peşine düşerdi. Bu 2.5 liranın hikâyesini bilmezdim ama bana İslam Çupi sanki aslında onlara kızmıyormuş da kafa buluyormuş gibi gelirdi hep. İslam Çupi'ye de, öfkelenmiş görünerek kendini bilmezlerin dersini verirken, bıyık altından kıs kıs gülmek yakışır zaten.