Dört numara İngiliz

Bu yazıyı yazarken, bir yandan da Roger Federer Gilles Müller maçını izliyorum. Federer, İstanbul?da da oynayan Lüksemburg?lu rakibi karşısında 2-0 önde ama öyle sular sular gibi yeniyor da sayılmaz.

Bu yazıyı yazarken, bir yandan da Roger Federer  Gilles Müller maçını izliyorum. Federer, İstanbul’da da oynayan Lüksemburg’lu rakibi karşısında 2-0 önde ama öyle sular sular
gibi yeniyor da sayılmaz.
Aslında bir gün geç kaldım yazmakta, çünkü Murray-Del Potro maçı bitmek bilmedi, dört saat sürdü. Ben de İngiltere’nin tenisteki makûs talihini yenip yenmediğini ancak ertesi gün öğrenebildim. Yenmiş! Hem Murray, hem İngiltere. Yirmi bir yaşındaki İskoç Andy Murray, Tim Henman ve Greg Rusedski’den sonra dünya sıralamasında dördüncü sıraya yükselen ilk Britanyalı tenisçi oldu. Amerikan Açık’ın yarı finaline kalarak, Henman’ın aynı yerde, 2004’teki başarısını da tekrarladı. Zaten doğuştan bahtsız olan Henman, dört yıl önce yarı finalde, formunun zirvesindeki Roger Federer’le oynama felaketine uğramıştı. Murray de çok daha iyi durumda sayılmaz. Onun bahtına da dünyanın yeni bir numarası, İspanyol Rafa Nadal düştü. Büyük ihtimalle, bu başarıya ve sıralamasına sevinerek dosdoğru ülkesinin yolunu tutacak.
İngilizler’in ille teniste de başarılı olma meraklarına hep şaşırmışımdır. Neyse ki her spor dalında bu kadar başarı avcısı bir tavır sergilemiyorlar. Bunun Olimpiyatlar’da ya da bazı spor dallarındaki başarılarıyla da ilgisi yok. Tenis konusundaki beklentileri, sporcuları
üzerinde büyük manevi baskı yaratmalarına yolaçıyor. Bunun sonucunda da, Henman ile Rusedski’yi bir tür hüzünle anıyoruz. Oysa Henman, 1970’lerde Roger Taylor’dan sonra Wimbledon Tek Erkekler’in yarı finallerine çıkan ilk İngiliz oyuncu olmuştu. Altı Grand
Slam yarı finaline erişti, dünya dördüncüsü oldu. İngiliz anne ile Alman babanın Kanada’da doğup sonradan İngiliz uyruğuna geçen oğlu Rusedski de sıralamada aynı dereceye yükseldi. Amerikan Açık’ta final oynayıp, dört sette Pat Rafter’a yenilmişti. Ama Henman ile Rusedski’nin en önemli mücadeleleri, İngiltere’nin bir numarası olmak için birbirleriyle olmuştur mutlaka.
Andy Murray’in ise öyle bir sorunu yok, İngiliz adalarının rakipsiz bir numarası. Yirmi
bir yaşındaki tenisçi, bir Grand Slam turnuvasında ilk kez yarı finale yükseldi. Ama Arjantinli rakibi Juan Martin Del Potro karşısında Arthur Ashe Stadyum’daki seyircileri çok da memnun edecek bir oyun oynamadı. Örneğin iki gün önce Stanislas Wawrinka’yı yendiği maçtakinden hayli farklıydı.
Del Potro korkulacak bir rakip olduğu için belki de. Murray, son yirmi üç maçını kazanmış olsa da, Arjantinli’nin ona ciddi şekilde hasar verecek silahlardan yoksun olduğunu düşünüyordu belki. Oysa Arjantinli tenisçinin galibiyetler dizisinde yendikleri arasında Andy Roddick,
Richard Gasquet, Mardy Fish ve Tommy Haas yer alıyor.
Gene de bu maçta gereğinden fazla gerilim vardı. Bu gerilim de, İngiltere’nin beklentilerinden değil, Murray’in öfkesinden kaynaklanıyordu. İki genç tenisçi daha karşı karşıya gelmeden önce, Murray, Del Potro’nun annesine hakaret ettiğini iddia etmişti. Mayıs ayında Roma’da oynarlarken Judy Murray tribünden (anlaşılan, biraz gürültülü bir şekilde) oğlunu desteklemiş. Del Potro da ona hakaret etmiş. Arthur Ashe’deki maç öncesinde bahisçiler çıngır çıkarsa 50’ye bir veriyordu. Neyse ki mesele gergin bir atmosferle atlatıldı. Oysa iki tenisçi küçük yaştan beri birbirlerini tanıyorlar. Murray, “Onunla Mayıs’tan beri konuşmamış olmak beni rahatsız etmiyor,” demiş.
“Daha önce de öyle aman aman arkadaşı değildim. Bundan sonra olmasam da fark etmez.” Umarız sonraki maçlarda bu tatsızlık devam etmez.
Amerikan Açık’taki son durum ise şöyle: Federer Muller’i, Nadal Mardy Fish’i yendi. Andy Murray zaten çıkmıştı. Yarı finallerin dördüncü adı Sırp Novak Cokoviç. Esas olarak onun Federer ile maçını bekliyoruz. Ve artık daima kazanan sevimsiz Bir Numara olmaktan kurtulduğu için Federer’i destekliyoruz. Bakalım finalde Nadal’ın karşısına kim çıkacak? Yani, Murray kusura bakmasın ama yarı finalin bu ayağının sonucundan aşağı yukarı eminim.