Efsanelerin gölgesinde

Pekin Olimpiyat Oyunları?nın ilk haftasında bir efsane gözümüzün önünden ayrılmak bilmedi. Dikkatimizi istesek de başkasına veremedik.

Pekin Olimpiyat Oyunları’nın ilk haftasında bir efsane gözümüzün önünden ayrılmak bilmedi. Dikkatimizi istesek de başkasına veremedik.
Zaten bir süre sonra bunu istememeye de başladık. Herkes, ister heves içinde, ister söylene söylene, sabahın beş buçuğunda ayağa dikilip televizyonun karşısına geçiyordu. Meselemiz, tek ve ortaktı: Michael Phelps sekiz altın alarak Mark Spitz’in 1972 Münih Olimpiyatları’nda yedi altınla aldığı rekoru kıracak mı, kıramayacak mı?
Neyse ki artık bu iş bir esrar olmaktan çıktı. Phelps, disiplinli çalışmasının, kaderin, çokça da Jason Lezak’ın yardımıyla, kırılmaz sanılan bir rekoru kırdı. Hatta boynunda sekiz madalyasıyla Sports Illustrated’in kapağında yer alarak, 1972 Münih Olimpiyatları’ndan sonra yedi
altın madalyasıyla böyle bir poz vermiş olan Spitz’e selam yolladı. Bu arada, beşinci defa derginin kapağında yer almış oldu ki, bu da yüzme erbabı arasında kendince bir rekor.
Ancak Phelps’in herkese yarandığı söylenemez. İngiliz ve Amerikan gazetelerinin ona yönelik yazılarında ortak payda ‘sıkıcı’ olmaktı. Yok, adını duymaktan sıkılmışlar da, yok Amerikalı izleyicilerin ondan sıkıldığını duymuşlar da... Hiç trajedi yokmuş, her şey tıkır tıkır işliyormuş, insan hepsini de birden alır mıymış? Oysa trajedinin eşiğinden dönülen iki durum ve 100 metre kelebekte Cavic’in ikinci olmasına Sırplar’ın kabul edilmeyen itirazı ile, onlar açısından yaşanan bir trajedi vardı ortada.
İlk ikisi, 33 yaşındaki Jason Lezak sayesinde geçiştirildi. Özellikle 4x100 Serbest Bayrak’ta Lezak, (şimdi sabık) dünya rekortmeni Fransız Alain Bernard’a yetişti, geçti ve Phelps’in sekiz altın yarışında kalmasını sağladı. Hem de, bayrak tarihinin en süratli 100 ayağı ile, 46.06’da yüzerek. Lezak, o âna kadar bayrakta 18, kendi adına 2 madalya almış bir takım oyuncusu. Ancak Bernard’ın ahı da yerde kalmadı. “Buraya Amerikalılar’ı ezip geçmek için geldik” lafını 4x100 Serbest’te yemek zorunda kalan Fransız, 100 metre serbestte altınını aldı. Lezak da, Avustralyalı Eamon Sullivan’ın ardından Brezilyalı Cesar Cielo Filho ile birlikte üçüncü oldu. Aynı Filho, 50 metre serbestte ülkesinin ilk altınını alırken, Bernard onun ardından üçüncü gelebildi.
Yani, her şey olabiliyor. Esas mucize, bu kadar çok sayıda olasılık içinde Phelps’in sekiz tane altın çıkarabilmiş olması. Üstelik de bir kısmı bayrak olan altınlar ama, aslında bayraklar onun arkadaşlarından yardım gördüğü yarışlar oldu. Tartışılmaz bir başarı, elbette. Gönül isterdi ki, davet etmek her kime düşüyorduysa Mark Spitz’i davet etsin, iki yüzücü yanyana gelsin, yüzyüze konuşabilsin. Davet etmemişler ama. Doğrusu bundan büyük düşüncesizlik düşünemiyorum. Her neyse, sonunda herkesin lafı kendine kaldı, Phelps sekiz altını aldı.
İkinci hafta ise, gündeme bu sefer de mücizeler mucizesi Usain Bolt oturdu. Hem de yıllarca kalkmayacak şekilde. Yirmi bir yaşındaki Jamaykalı, hem 100, hem 200 metrede dünya rekoru kırarak Olimpiyat şampiyonu oldu. İlkinde, daha işin eğlencesindeymiş gibi görünüyordu. Seçmelerde neredeyse mesafenin yarısında jogging yaptı, yarışta bunu yirmi metreye indirdi. İster istemez, ciddi olarak koşsa acaba kaç saniyede koşardı diye düşündük. 200’de ise jogging kısmı kalkmıştı. Sonuçta, Michael Johnson’ın 19.32’lik ve on iki yıllık rekoru tarihe gömüldü. Şimşek, 19.30 koştu. Aslında, Bolt üzerine yazma hakkımı bir paragrafla ziyan etmek istemem. Onu sonraya bırakalım.
Togo’nun ilk madalyasında sevinirim, Olimpiyat’a sırf katıldığı için mutlu olanları, takım ruhu olan sporcuları severim. Efsanelerin olağanüstü yetenekleri, genellikle diğerlerinin tarafını tutmama yolaçar. Ancak, böyle mucizeleri inkâr etmek de ne mümkün! Phelps ve Bolt’un ışıkları Olimpiyat’a vurdu.