Essex?in iki oğlu

Ben snooker yazmaya kalkınca (ki ara sıra yazıyorum) eş-dost “Kim okuyor ki?” diyor. Kimin okuduğunu bilmem ama izleyenler olduğu kesin. Peki öyleyse, Ron O’Sullivan’ın Dünya Şampiyonası’ndaki ‘hat-trick’ini izlemediniz mi? Daha iyi, ben anlatırım.
Dünya Şampiyonası Sheffield’de, 16 milyon pound’a restore edilen, 980 kişilik oturmalı yeri olan nefis Crucible Tiyatrosu’nda yapılıyor. Ben yarı final maçları ile final maçına yetişebildim. İki Essex’linin finaliydi: Ronnie O’Sullivan ile Ali Carter. Bir süre öncesine kadar birbirlerinin antrenman partnerleriydiler, yani birbirlerini çok iyi tanıyorlar. Ancak bu bilgiler ile tecrübenin Ali Carter’a faydası olmadı, çünkü yaptıkları dokuzuncu maçı da kaybetti. Aslında O’Sullivan maçı 18-8 gibi rahat bir skorla kazanırken, hayal kırıklığına da yol açtı. Her zamanki göz kamaştırıcı oyununu sergilememişti. Örneğin, Stephen Hendry ile yaptığı yarı final karşılaşmasındaki oyunu. Çoğu kişi, esas finalin bu maç olduğunu söyledi. O sırada Ali Carter da, ilk kez yarı finale yükselmiş olan arkadaşı Joe Perry’yi yenmekle meşguldü. İkisinin de yarı final sürprizleri olduğu söylenebilir.
Her neyse, sonunda, hızlı oyunu nedeniyle ‘Roket’ ya da yaptığı maksimumlar için ‘Bay 147’ diye tanınan Ronnie, 2001 ve 2004’te aldığı şampiyonluklara bir üçüncüsünü ekledi, 250 bin sterlin aldı. Yalnız o da değil. Mark Williams’la oynadığı maçta masanın en yüksek değerine ulaştı yani maksimum yaptı. Ali Carter da Peter Ebdon karşısında maksimum yapınca 157 bin Sterlin’lik ödülü bölüştüler. Ronnie’nin sevgilisi ile iki çocukları da törendeydi. Küçük kızı bir müddet babasının kucağında dolaştı, oğlan da bilardo masasında emekledi.
Ronnie O’Sullivan istikrarlı bir oyuncu sayılmayabilir, ne de olsa boş geçtiği yıllar oluyor, ama tanrı vergisi yeteneğini ve süratini rakipleri de inkâr edemiyor. Diğerleri gibi uzun uzun düşünüp pozisyon ayarlayarak vakit kaybetmiyor, bir bakıyor ve vuruyor. Yukarıda yetenekten bahsederken ne kastettiğimizi, sporcumuzun hayatından birkaç örnekle açık hale getirelim: O’Sullivan ilk ‘century break’ine 10 yaşında ulaştı. Yani hiç vuruş kaybetmeden 100 sayıyı geçti, hatta 117 yaptı. 15 yaşında 147 sayı, ya da bir ‘maximum break’ yaptı, bir yıl sonra da profesyonel oldu. Bu rekor hala ona ait. 1993 Dünya Şampiyonası’na katılma hakkını elde eden en genç sporcuydu. 1993 İngiltere Şampiyonası’nda, 17 yaşındayken Stephen Hendry’yi yenip, bu sefer de sıralamayı etkileyen bir turnuva kazanmış en genç oyuncu oldu ve snooker’ın en büyük rekabetlerinden birini başlattı. 1995’te ilk Masters unvanını kazandı.
Şimdi 32 yaşında. Durup durup, sporu bırakmaktan, ara vermekten dem vuruyor.
Kendisi biraz fevri, biraz da ağzından çıkanı kulağı duymayan bir şahıs olduğu için başı hayli derde girmiş, tabloid gazetelerin sevgilisi olmuştur. Çin Açık’taki bir patlaması, onu özür dilemek zorunda bıraktı. Ama bu durum, onun İngiltere şampiyonu, dünya şampiyonu olup aynı sezonda sıralamanın en başına geçen dördüncü kişi olmasını engellemedi. Ötekiler, Steve Davis, Stephen Hendry ve Mark Williams. Üç ya da daha fazla dünya şampiyonluğu ayrıcalığını da bu üç ismin ilk ikisiyle paylaşıyor. Beşinci sezondur ki, en fazla para kazanan snooker oyuncusu oldu. Dokuz turnuvadan 638 bin 350 Sterlin aldı. Gerçi Henry 1994-95 sezonunda 740 bin 194 Sterlin kazanmıştı ama, on beş turnuvada. Ayrıca, gene Hendry’nin arkasından, bir sezonda 50 ‘century/yüzlük’ yapan ikinci oyuncu oldu.
Ben şahsen Davis ve Henry gibi istikrarlı, daha efendi oyuncuları seviyorum ama, ne yalan söylemeli? Ronnie O’Sullivan’ı izlemek bir zevk!