Gerçek bir efsane

Çocukluğumda sahalarda izlediğim sporcuları kolay kolay unutamıyorum. Hangi spor dalında olurlarsa olsun. Hele o dönemin efsanevi sporcuları arasında yer alıyorlarsa... Nazmi Bari, böyle bir sporcuydu.

Çocukluğumda sahalarda izlediğim sporcuları kolay kolay unutamıyorum. Hangi spor dalında olurlarsa olsun. Hele o dönemin efsanevi sporcuları arasında yer alıyorlarsa... Nazmi Bari, böyle bir sporcuydu. Tenis Eskrim Dağcılık (TED) Kulübü şimdi Divan Oteli’nin olduğu yere komşuyken, yani rahatlıkla erişilir bir yerdeyken, turnuvaları izlerdik. Eskrimci babam da kulüp üyesiydi, tenis ve eskrim, bizim için makbul sporlardı.  O dönemden, aklımdan çıkmayan iki tenisçi ismi var: Nazmi Bari ve Dr. (sonra profesör) Behbut Cevanşir. İlki Fenerbahçeliydi, ikincisi Galatasaraylı. Sonradan ikisinin adına da bir tenis turnuvası düzenlendi.
Ancak, Cevanşir’in varlığına rağmen, o dönemin starı ve en iyi tenisçisi bence de, herkesçe de Nazmi Bari’ydi. Birkaç gün önce 79 yaşında kaybettiğimiz tenisçi, 1951’den 1965’e dek 15 yıl aralıksız Türkiye Şampiyonu oldu, uluslararası turnuvalarda birçok başarıya ulaştı. Wimbledon’da 1958’de elemelere katıldı, Türkiye’yi Grand Slam’larda temsil eden ilk tenisçi olarak, 1963’te ABD Açık’ta oynadı. Yirmi bir şampiyonlukla uluslararası turnuvalarda en çok kupa kazanan Bari, tenis kariyerini noktaladıktan sonra 1966’dan 1979’a dek antrenörlük yaptı.
Kendisiyle 2003 yılında Ankara Tenis kulübü dergisinde yayınlanan bir söyleşide, (biz Tennis Clinic sitesinde bulduk) on yıl boyunca Türkiye Birinciliği’ni kimseye kaptırmamasını, merhum hocaları Kirlof ve Galatalı Şevket Beylerle çok çalışmasına borçlu olduğunu söylemişti. Türk Tenis Milli Takımı hocalığını ise, “Federasyon başkanı merhum Bülent Savcı Bey’le 10 sene beraber çok zor şartlar ve imkânsızlıklar içinde çalıştık,” diye özetliyordu.
1929 doğumlu Nazmi Bari tenise İstanbul’da, Kirlof’un kortlarında başlamıştı. On altı yaşındaydı. Feriköy’de doğmuş, çocukluğu Cihangir’de geçmiş. Okumaya değil, futbol oynamaya meraklıymış. Zaten ortaokuldayken de okulu terk ederek tenise başlamış.
O zamanın junior şampiyonu Abbas Gökpınar ona beş avans verip 4-5 gazozuna maç yaparmış. Sonra TED’deki bir teşvik turnuvasına katıldı, arkasından da Şevket Galatalı sayesinde TED’e girdi. Bu arada, iş nedeniyle oturduğu Ankara’da üç buçuk yıl Ankara Tenis Kulübü’nde oynadı.
Türkiye’deki tüm müsabakalara katıldı, hepsini kazandı. 1951-1965 yılları arasında, on beş sene üst üste Bir Numara oldu. Altı yıl(1954-1960) yılın tenisçisi seçildi. Sadece iki defa, Behbut Cevanşir’e yenildi. Ki bana sanki bu maçlardan birini görmüştüm gibi geliyor. Üzülmüşümdür mutlaka, çünkü doğuştan Nazmi Bari taraftarı gibi bir şeydim. Enerjisini, bende hiç olmayan hırsını severdim. Servis çizgisinden ok gibi netin önüne fırlamasını da... En önemlisi ise, gencecik bir yaşta bana bir sporu sevdiren kişi olmasıydı. İyi ki o genç yaşta izlemişim, çünkü Nazmi Bari, 1965’ten sonra turnuvalara katılmadı.
TED’in elimizin altında olması yüzünden (dedim ya, çok merkezi yerdeydi) sık sık tenis maçlarına giderdik. Bana sanki o sıralar tenisçiler daha rahatmış, daha büyük imkânlar içinde mücadele ediyormuş gibi gelirdi. Değilmiş oysa. Bari, ATK dergisindeki söyleşisinde, “Benim zamanımda Milli veya takım oyuncularına senede 1 adet ayakkabı, 1 eşofman ve raket verilirdi,” diyor. Milli maçlar için devletin verdiği harcırah varmış, kulüpler para vermezmiş. “Giyim masraflarımızı kendimiz karşılamaya çalışırdık.” Belki de tenisin asil ve zengin bir spor olduğunu düşündüğüm için, sporcularına da bir eli yağda, bir eli balda durumunu uygun görmüşümdür, kim bilir?
Öğrencileri arasında Remzi Aydın, Necvet Demir, Ali Yenilmez, Prof. Mehmet Tınaz da vardı. Azarcı, mükemmeliyetçi, ama öğrencisinin başarısıyla sevinen bir hocaydı, eminim. En son, İpek Şenoğlu ile birlikte çekilmiş bir fotoğrafını hatırlıyorum. İkisi de 46 yıl arayla ABD Açık’ta oynamıştı. Bari, İpek’in 1958 yılından beri en büyük başarıyla imza attığını söylerken, bu durumu bugüne kadarki federasyonların başarısızlığı olarak yorumlamaktan
da geri kalmamış o gün. Ne yapalım, hiç değilse bizim önümüzde hırs ve disiplinli çalışma sonucu efsane statüsüne yükselen bir Nazmi Bari örneği vardı.