Gidişi de Sağlam oldu

İki hafta aradan sonra, yeniden spor yazıyoruz, şükür. Bu mecburi izin dönemini Antalya Film Festivali?nde geçirdim. Doğrusu, spordan uzak kalmak insana cidden acı veriyor.

İki hafta aradan sonra, yeniden spor yazıyoruz, şükür. Bu mecburi izin dönemini Antalya Film Festivali’nde geçirdim. Doğrusu, spordan uzak kalmak insana cidden acı veriyor. Bu arada, neredeyse aşikâr olan bir şey de gerçekleşti, sonuçlandı: Ertuğrul Sağlam Beşiktaş teknik direktörlüğünden istifa etti, yerine Mustafa Denizli geldi. Ben de, futbolculuk zamanından beri sevdiğimiz hocamıza geç de olsa bir veda edeyim dedim.
Yeni hocanın kötü bir miras devraldığı söylenemez, tam tersi. Gerçi takım UEFA’dan elendi ama bu da Sağlam’ın kaybettiği tek maçtı. Ertuğrul Sağlam, namağlup bir takım devretti, Mustafa Denizli böyle bir takım teslim aldı. Ankara’daki Gençlerbirliği maçını da kazanarak lider oldu. Sağlam bu maçı kazansa, onun başında olduğu takım lider olacaktı. Öte yandan, Mustafa Hoca’nın, bu maçta takımın oyun stilinde yaptığı değişiklikleri de inkâr edemeyiz.
Gene de, apaçık bir şey var ki, hoca değiştirmekle Beşiktaş iflah olmuyor. En azından, şimdiye kadar olmadı. Denizli, Demirören yönetiminin beşinci teknik direktörü: Del Bosque, Rıza Çalımbay, Tigana, Sağlam, Denizli, bu başarısız yönetimin hoca yelpazesini oluşturuyor. Hepsinin nasıl gelip nasıl gittikleri malum. Bu konuda gerçekten sert yazılar yazıldı. Aynı zamanda doğru yazılardı. Seçme ve kullanma zaafları yüzünden Beşiktaş’ın sırtına yüklenen ve gelecekte mutlaka tahsili talep edilecek büyük borçlar da cabası. Yıldırım Demirören yönetiminin soruna karşı tek bir çözümü var: Köşeye her sıkıştıklarında, kapının önüne bir antrenör koyuyorlar.
Ertuğrul Sağlam’a gelince, kim ne derse desin, gidişi de soyadı gibi oldu. Takımın onsuz ilk antrenmanında Denizli’ye çiçek yaptırıp geldi, oyuncularıyla vedalaştı. Artık alıştığımız malum laflar edilmeye başlanınca, kendisine hiçbir şey söylenmesine gerek kalmadan kendi kalkıp gitmişti zaten. Tazminat, alacak falan talep etmeksizin... Aslında böyle bir yönetime böyle bir efendiliğin layık olup olmadığı konusunda şüphelerim var. Ertuğrul’a gösterilen tepkinin çok fazlası, Galatasaray ve Fener’de söz konusu oldu çünkü. Bütün alt kadrosu gönderilen Skibbe gitmedi.
Tribünler de hiçbir zaman ona git demedi, onlar Demirören’i gitmeye davet ediyorlar. Bir ara Sinan Engin’i de ederlerdi ya. Keşke daha sık etselermiş. Belki de böylelikle bu sorundan daha önce kurtulmuş olurduk. Zaten Sağlam hiçbir zaman dile getirmiş olmasa da, Sinan Engin gibi kenarda kalmasını hiç mi hiç bilmeyen bir menejer onun için bir handikap olsa gerek. Takım için de öyleydi. “Sinan geri gelsin” isteklerinin de ya rivayetten ibaret olduğunu, ya da kişilerce sahnelendiğini düşünüyorum. Eski hocamızın yurtdışından dört-beş teklif aldığı, onları değerlendirdiği söyleniyor. Milli takım hakkında spekülasyonlar yapılınca, takımın bir hocası olduğunu ve şimdilik böyle bir şey düşünmediğini söyledi  Hayırlısı olsun...
Öte yandan, bunun son çare olduğu da söylenebilir. Yönetimin oynayabileceği tek doğru kart, Mustafa Denizli’ydi. Türkiye’de Ertuğrul Sağlam yollandığında getirilecek başka kimse kalmamıştı. Takıma dışarıdan antrenör getirilince neler olduğunu da görüyoruz. Sanırız, Türkiye’deki çok iyi kariyerinin üstüne iki sene İran’da takım çalıştıran Denizli açısından da, Beşiktaş’ı çalıştırmak iyi oldu. Hoca, adeta bir rekor denemesinde. Beşiktaş’ta da şampiyon olursa, Üç Büyükler’i de şampiyon etmiş tek teknik direktör olacak. Futbolcu olarak meslek hayatının neredeyse tamamını Altay’da geçirdiği, kısa bir süre de Galatasaray’da oynadığı için gelmediği/gelemediği Beşiktaş’a hoca olarak geldi. Hem de ekibiyle değil, tek başına. Ona ekip sunuldu: Tayfur. Denizli bir senelik anlaşma yaptı. Bu sürenin sonunda ya Demirören’i kurtaracak, ya da mutsuz ama mutlu bir sonla diyelim, Beşiktaş bu yönetimden kurtulacak. Doğrusu gönlümüz hangisini istiyor, biz de kestiremiyoruz.