Her yerde görünmek gizemi öldürür

Miranda Richardson ilk önemli sinema rolünde İngiltere'nin idam edilen son kadını Ruth Ellis'i oynamıştı. Film Festivali'ne konuk olan oyuncu 'Kadının Fendi'nde İşçi Partisi milletvekili Barbara Castle'ı canlandırıyor

Onu ilk kez gördüğüm film, hiç aklımdan çıkmaz. Mike Newell imzası taşıyan 1985 yapımı ‘Dance with a Stranger’da, İngiltere’de idam edilen son kadın olan Ruth Ellis’i oynuyordu. Ruth, on yaşındaki oğlu Andy ile oturduğu evin yanındaki gece kulübünde hosteslik yapıyordu. Kulübe gelen genç ve kayıtsız aristokrata, Le Mans otomobil yarışına katılmak isteyen David’e (Rupert Everett) tutkuyla, saplantıyla âşık oluyor, sonra da onu vuruyordu. 1950’li yıllarda geçen bu gerçek hikâyenin kahramanı Ellis, aynı zamanda Miranda Richardson’ın ilk sinema karakteriydi.
30. İstanbul Film Festivali için İstanbul’a gelen Miranda Richardson, “Hiçbir referans noktam yoktu” diyor. “Ona sempati duydum, oysa ille de gerekli değildir. Mike (Newell) beni cesurca davranmam için teşvik etti. Kısacık bir teyp kaydı da verdi. Ne kadar çetrefil olduğunu anladım. Biraz da komikti, doğrusu. Olmadığı biri gibi görünmeye çalışıyordu. Başka bir ülkede olsa, aşkı hafifletici sebep olabilirdi, örneğin Fransa’da. Ama iyi görünmeye özen gösterdi, bunun saygın olduğunu düşündü. Mahkemede çok mağrur davrandı. Beni de hiç tahmin etmediğim bir seyahate çıkardı.” 

Büyük değil, iyi film
Aktris festivale, 2003 yapımı ilk filmi ‘Takvim Kızları’ ile tanıdığımız Nigel Cole’un, yine bir şeyler yapmaya çalışan ve etkili olan kadınları anlatan ‘Made in Dagenham/ Kadının Fendi’ ile katıldı. Önce onuruna verilen yemekte kısa süre sohbet ettiğimiz, filmin büyük bir film olmasa da iyi bir film olduğunu söylemişti. Hikâye anlatımına ilişkin küçük itirazları varmış. “Dagenham” dedi söyleşide, “Gerçekten anlatılması gereken bir hikâye, keşke gençler izlese. Kendini iyi hissetmeni sağlayan bir film olarak pazarlandı, oysa siyasi bir film aslında. Moral yükselten bir film, ucuz da değil.” Evet, yani “Kadının Fendi” deyince aklınıza gelecek türde bir film değil. Kalkıp bir şeyler yapmayı, birey olabilmeyi, hakkını aramayı anlatıyor. ‘Calendar Girls’ün karakterleri de esas olarak böyle kadınlardı.
Miranda Richardson, gerçekten de birbirinden çok farklı karakterleri kolaylıkla canlandıran bir oyuncu. Tutku katilinden örnek milletvekiline gelişi tesadüf eseri değil yani. Buna karşılık, tıpkı daha önce bir başka festivale konuk olmuş Helen Mirren gibi, asla ‘İngiliz’ damgası vuramayacağınız bir aktris. Her dönemden, her ülkeden karakteri aynı rahatlıkla oynuyor. Zalimlerden mazlumlara kolaylıkla geçiyor, fantezilerde kimi zaman iyi, kimi zaman kötü kraliçe oluyor. Hatta onu Harry Potter serisinin ‘Ateş Kadehi’ ve ‘Ölüm Yadigârları’nın ilk filminde, etik tanımayan gazeteci Rita Skeeter olarak bile izledik. “Ölüm Yadigarları 2’de de aynı rolle karşımıza çıkacak. 

‘Tanıtım abartılıyor’
Aslında Hollywood’u eleştiren, “Yapımcılar kadın yüzünün filmi götürmekte yeterli olmayacağını düşünüyorlar. O yüzden ücretlerde eşitsizlik devam ediyor” diyen aktris, bir başka nedenle de Amerikan filmlerine ihtiyatla yaklaşıyor. Tanıtım mekanizmasının devasa boyutlara erişmesi onu rahatsız ediyor. “Korkunç bir şey, eskiden uzakta durabilen yazarları da işin içine soktular, onlar da ister istemez öne çıkıyor, çok üzülüyorum. Her yerde görünmek gizemi öldürür.” Gerçi doğru bir teklif gelirse, ABD’ye itirazı yok ama (iyi de ücret alıyormuş), her zaman olmuyor işte. Yoksa büyük bütçe, küçük bütçe ayrımı yapmıyor pek. “Hangi ülkede yapıldığına bağlı olabilir. ABD’de, zaman konusunda daha esnekler. İngiltere’de hep bir para-zaman denklemi mevcuttur, kart basan işçi anlayışı. Harry Potter hem rahat, hem eğlenceliydi. Para bunu satın alabiliyor. Hikâye anlatımı da iyiydi. Üstelik rolüm kısa olduğu için promosyona katılmam pek beklenmedi. Öte yandan, en küçük filmde bile bir mucize duygusu hissedebilirsiniz.“
Sırrını vermeyi, açılmayı sevmeyen bir insan. Akbanksanat’taki dışında söyleşi yapmadı, orada bile fotoğraf çekilmesine izin vermedi. Buna karşılık soğuk değil, tersine, zeki, esprili, hatta komik. Yönetmenin, oyuncusunun zeki olduğunu kabul edenini seviyor, her şeyi ince ince anlatmayan yönetmenleri. Gözdeleri ise Robert Altman ile David Cronenberg.

.