Hoş geldin hüzün

Daha önce de muhtelif vesilelerle belirttiğim gibi, sonbaharı severim. Hani, biraz hüzün falan... Her şeyden önce, yağmur severim. Aynı derecede sevdiğim sıcaklar da...

Daha önce de muhtelif vesilelerle belirttiğim gibi, sonbaharı severim. Hani, biraz hüzün falan... Her şeyden önce, yağmur severim. Aynı derecede sevdiğim sıcaklar da, eh, daha gitti sayılmaz. Zaten bir-iki yıldır hiçbir şey eskisi gibi değil. Sıcak tadını kaçırdı, yağmur bulunmaz oldu. Ben, yüksek tansiyon yüzünden, sıcaktan kaçar oldum ki bu da bana büyük bir haksızlık gibi geliyor. 'Havalar bir ısınsa' diye dua ederek bütün bir ömür geçir, havalar yeterince sıcak olmasın, tam olduğunda da sen sıcaktan rahatsızlık duymaya başlamış ol! Küçük bir 'Felaket Ahmet' durumu gibi görünüyor gözüme...
Neyse ki, böyle şeyleri kendine fazla da dert edinen bir insan değilim. Sonuç olarak, bugün ilk kez fanilemsi bir şey giymiş olsam da, bahçe halen yeşil. Hava da, dışarıda dolaşacak kadar makul. Yağmura ise, bir tek trafik yüzünden küçük bir itirazım var. Yoksa, su eksikliğinin yol açtığı yasaklar yüzünden sararmış otlar, bitkiler, susuz kalmış ağaçlar adına, kendisini büyük memnuniyetle karşılıyoruz.
Sonbaharla, serinleşen havalarla birlikte, kültür sanatın yeni sezonu da gelmiş olacak. Bu yıl ekim ayı inanılmayacak kadar yoğun. Ramazan ve Şeker Bayramı'na rastlamamak için her şey ekimin ikinci yarısına tıkılmış durumda. Antalya Altın Portakal Film Festivali, Filmekimi ve Akbank
Caz Festivali çakışıyor. Evet, yoğun sanat programları her zaman hoşumuza gider, insana seçme şansı verir, ama bu kadar da değil.
Olsun varsın, sinema sezonu açılıyor ya. Yukarıda bahsi geçen iki film festivalinin programlarında yer alan filmler de gösterime çıkacak. Ayrıca yabancı listelerde merakla beklediğim birkaç film var. Avrupa'dan da sürprizler bekliyoruz. Esas yoğunluk ise, yerli filmlerde. Sinemacılarımız yoğun bir yaratma süreci geçirmiş olsa gerek ki yeni sezonda, özellikle kasım ayında, sinemalara pek çok yerli film gelecek. Yeri gelmişken bunlardan biri olan 'Yumurta'yı yaratan ekibi, başta yönetmen Semih Kaplanoğlu olmak üzere, gönülden kutluyoruz. Kaplanoğlu'nun Cannes'a da katılan filmi, Avrupa Film Akademisi ödüllerinin de adayları arasında. Bunların tesadüf olmadığını filmi izleyince anlacaksınız.
Öte yandan, çoğunluk için, okuma mevsimi de geliyor. Yazları insanın niye kitap okumadığını ya da daha az okuduğunu hiç anlamamışımdır. Gene de böyle bir eğilim var, besbelli. Kitap okumak için sonbahar
ışığına, serin havaya, yaz dışındaki ayların rutin hayat çevrimine ihtiyacı olanlara müjdeler olsun! Okuma mevsimlerine kavuştular. Dışarıda yağmur yağarken loş bir odaya çekilip, sadece kitabı aydınlatan bir ışıkta kitap okumaya doyum olmaz gerçekten. Film gösterimlerinin, konserlerin, izleme zevkine her an turp sıkması beklenebilecek kardeş seyircileri olmaksızın, yalnız icra edilen bir faaliyet olması da tercih sebebidir. İçinde kaybolup gitmek için birebirdir.
Sonbaharla birlikte yeni kedilerimiz de neredeyse altı aylık oldu. Bakalım bu kışı nasıl çıkaracaklar? İklim koşulları bastırırsa, destek olacağız elbette. Bir içeri, bir dışarı koşturuyorlar. Bahçe kedisi olduklarının bilincine varmadılar, varacakları da yok. Bu da onlar açısından hayırlı mı, değil mi kestiremiyorum. Şam Şeytanı Duman Bey, Pastel Hanım ve üçüncü
üyemiz, şu anda veterinerimiz Can Dostum'da olan Boynu Bükük Dantel Hanım bir dahaki yaza, bir yaşını tamamlamış kocaman kediler olarak girecek. Dantel Hanım, bir batının artakalan tek yavrusu. Tıpatıp benzediği annesi onun arkasından bir kere daha doğurduğu için kızını tanımazlıktan geliyor. Hoş, Şeftali de yavrularını tanımıyor ya! Dantel'in boynu kulak iltihabı yüzünden büküldü. Neyse ki kedi danışmanımız Elif Hanım hemen teşhis koydu da, tedaviye yolladık. Söz veriyorum, bir hafta onları yazıp Haydar'dan devralınmış görevimi ihmal etmediğimi kanıtlayacağım.