İki Fassbinder oyuncusu

Akbank sponsorluğundaki 26. İstanbul Film festivali ikinci haftasına girdi. Bu mahut pazartesilerde, içimize yorgunlukla birlikte, peşinen bir ayrılma hüznü de çöker.

Akbank sponsorluğundaki 26. İstanbul Film festivali ikinci haftasına girdi. Bu mahut pazartesilerde, içimize yorgunlukla birlikte, peşinen bir ayrılma hüznü de çöker. Oysa ben, pazar günü katılma ferasetini gösterdiğim söyleşi sayesinde iki Fassbinder oyuncusunu, özellikle de ender idollerimden Udo Kier'i tanımış olmanın sevincinden ağzım kulaklarımda. Erkenden gidip birinci sırasında yer kaptığım Akbank Sanat salonunda da, aynı salak hayran ifadesiyle, anlamsızca sırıtarak oturdum zaten.
Söyleşinin diğer kişisi İrm(gard) Herrman, 20'yi aşkın Fassbinder filminde oynamış bir aktris. Zaten söyleşinin davetiyeleri üzerinde de onun eskiden kalma, daha toplu ve koyu renk saçlı bir resmi vardı. Ben, Erenköy'de
oturan dizi sakat bir eleman sıfatıyla, Udo Kier cazibesine rağmen, uzun süre 'Gitmesem ne olur?' diye düşündüm. Sonunda Kier'i görme fikri beni baştan çıkardı. Hatta eleştirmen arkadaşım Nadir Öperli ile birlikte herkesten önce Aksanat'ın kapısına dikilmiştim.
İçeride sadece, Vakıf'tan Ilgın ile Muammer Yanmaz vardı. Muammer daha sonra Udo ile fotoğrafımı çekerek hayır duamı aldı.
Söyleşinin moderatörü Fatih Özgüven'di. Hem Almanca, hem İngilizceden çevirmenliği Fatma Artunkal yaptı. Böyle ehil çevirmenlerin varlığı insanın içine su serpiyor. Ama Udo (benden iki yaş küçükmüş, adını kullanabilirim) ona hiç rahat vermedi. İngilizce söylediklerini çevirmesini engellemeye kalktı, "Nasılsa anlıyorlar" dedi. Ses olarak beğendiği bazı Türkçe kelimeleri ona yazdırdı: işkence, casus, kırbaç. Fatih Özgüven de, ara ara, her iki dilde de, daha çok 'sakıncalı' bölümleri çevirdi.
Udo, daha çok İngilizce konuştu. O da, Herrman da, Fassbinder'le çalışmanın nasıl bir şey olduğundan, Anti-Theatre ile başlayarak
oluşturdukları küçük, birbirine bağlı aileden söz ettiler. Udo, Fassbinder ile oyuncuları arasında var olduğunu hep duyduğumuz sevgi-nefret ilişkisin de vurguladı. "Ondan nefret ederdim, ama severdim de" dedi. Yönetmenden
uzun uzun söz etmek onu üzdü. 25 yıl önce ölmüş birini, ilişkilerini, yaşadıkları olayları hatırlamak istemiyordu. Biraz da Udo Kier'den bahsetti. Sanırım bütün filmlerinde (belki biri hariç) oynadığı Lars von Trier'in tanıdığı en iyi insan olduğunu söyledi: "Küçük bir teknesi var, balık tutar, çocukları sever" dedi.
İyi yönetmenlerle çalışmayı seviyordu, ama onlardan da para alınamıyordu. Fassbinder'le çalışırken hemen hemen hiç para almazlarmış. Gidip başka yönetmenlerin filmlerinde oynarlarmış, geri döndüklerinde (diyelim, Wim Wenders'in bir filminden) Fassbinder onları hemen bir köşeye çeker, "Nasıl çalışıyor, neler yapıyor?" diye sorarmış. Sonunda bu casusluk meselesi yüzünden ('casus' kelimesi oradan çıktı), başkaları da onları istememeye başlamış. Fassbinder onları başka yönetmenlerden olduğu gibi, birbirlerinden de kıskanırmış. Daha doğrusu, ona karşı komplo kuracaklarından şüphelenirmiş. Ekibinden iki kişi yan yana
gelip konuşmaya başlayınca, hemen koşup "Ne var? Ne konuşuyorsunuz?" diye sorarmış.
Von Trier'le çalışmak ise başka bir âlemmiş, anlaşıldığı kadarıyla. Örneğin 'Dogville'de, Nicole Kidman dahil, hepsi meslek örgütlerinin şart koştuğu asgari ücreti almışlar, 2 bin dolar küsur. Gerçi Kidman'ın özel uçağı varmış ama, ücreti aynıymış. Kier onun iyi bir kız olduğunu düşünüyor. Harrod's'dan havyar, kaliteli şampanya getirip onlara ziyafet çekermiş.
Söyleşiden sonra Fatih'i tehdit edip Udo'yla tanıştım, Muammer resmimizi çekti. Ankaralı ve Beşiktaşlı arkadaşım Şafak bana onun kullandığı kalemi verdi. Sonra Goethe Enstitüsü görevlileri tarafından Dulcinea'ya davet olunduk, Udo ve İrm ile oturduk (artık samimi olmuştuk). Yoldan geçen Tuğrul Eryılmaz'ı, Yeşim Tabak'la çıkıp sokaktan aldık, muhabbete dahil ettik. Ayrılırken de Udo ayağa kalkıp iki yanağımdan öptü. Yıkamayayım diyorum. Sonra gidip Spike Lee'nin NTV Belgesel Kuşağı'ndaki nefis belgeseli 'Bentler Yıkılınca: Dört Perdelik Bir Ağıt'ı izledik. Güzel bir pazardı.