Jaco'ya bir selam

Dün akşam Nardis'te bir Jaco Pastorius Gecesi düzenlendi. Piyano ve klavyede Çağrı Sertel, tenor saksta Serdar Barçin, davulda Ediz Hafizoğlu'ndan oluşan 'house band'in çaldığı geceye çok sayıda basçı...

Dün akşam Nardis'te bir Jaco Pastorius Gecesi düzenlendi. Piyano ve klavyede Çağrı Sertel, tenor saksta Serdar Barçin, davulda Ediz Hafizoğlu'ndan oluşan 'house band'in çaldığı geceye çok sayıda basçı katıldı: Alp Ersönmez, Eylem Pelit, Gürol Ağırbaş, İsmail Soyberk, Kamil Erdem, Nezih Yeşilnil, Nurhat Şensesli, Murat Ejder, Ozan Musluoğlu, Raci Pişmişoğlu, Selçuk Karaman. Yani, umarım hepsi katılmıştır, çünkü çok istediğim halde gidemedim. Malum, çeviri teslim tarihleri insana bazen böyle pis oyunlar oynayabiliyor.
Oysa, 1 Aralık 1951'de doğan ve 35 yaşında ölen Jaco'nun doğum gününü kutluyorlardı. Cazla, hatta müzikle ilgilenip de onun adını bilmeyen azdır. Çünkü yalnızca star mertebesine yükselttiği kendi enstrümanında emsalsizleşmekle kalmadı, müziğin kendisinde de değişiklikler gerçekleştirdi. 20. yüzyılda müziğe damgasını vuran 'ses'lerden biri oldu.
Bas gitarda gerçekleştirdiği devrimle (perdesiz bas gitar), çalışıyla, besteleriyle genç yaşta adını duyurdu. Gene genç yaşta, kendini dünyanın en iyi basçısı ilan etti ki, elhak doğruydu.
18 yaşındayken Woodchuck adlı yerel grupla çalıyordu. Bas gitarının perdelerini de bu sıralar söktü. Sonra Epic Record'dan ilk solo albümü çıktı: bas gitar tarihinin en iyi albümlerinden 'Jaco'. Derken The Weather Report günleri başladı. Bir 'big band' topladı, bu band'e adını veren Word of Mouth konserinden ve onun 30'uncu yaş gününde müzisyen arkadaşlarıyla kaydettiği The Birthday Concert'tan iki 'live' albüm yaptı. Ancak, bu arada alkol de yerini kokaine bırakmıştı. Müzikten elini eteğini çekti, kavgacı bir adam oldu. Florida'da açtırmaya çalıştığı barın önünde yediği dayak yüzünden öldü. Bu noktada hemen bir saptama yaparak şunu söyleyelim: böyle sıra dışı yaratıcıları, 9'dan 5'e zihniyetiyle, devlet memuru ruhuyla değerlendirmeye çalışmak abestir. Jaco'nun sonunu getiren şeyle onu bir dahi yapan şey, farklı şeyler değildi.
Jaco'nun The Weather Report'taki ağabeyi sayılacak (benzer bir coşkuları vardı) Joe Zawinul, ona içki verdiği ilk günü pişmanlıkla hatırlardı. Müziğe davulcu olarak başlayan, sonra çok başarılı olduğu Amerikan futbolunda (çok iyi bir sporcuydu, basketbol da severdi) bileğini sakatladığı için bas gitara geçen Jaco, babasının alkolle nasıl boğuştuğunu bildiği için içkiden uzak dururdu. Bir gece sahneye çıkmadan önce Zawinul gevşesin diye ona bir içki ikram etmiş.
Daha önce hiç içmemiş olan Jaco, iki tane çekince, "Bir tuhaf oldu," diyor Zawinul, "Öte beriyi fırlatmaya başladı. Hata ettiğimi hemen anladım." 1981'e kadar ceremesini de çekti zaten.
Başka maceraları da vardır, özellikle tanışmaları âlemdir. Bir akşam Jaco Weather Report'u dinlemiş. Gidip Zawinul'a performansı beğendiğini ama kusursuz olmadığını söylemiş. Kendini dünyanın en büyük basçısı ilan etmiş. Zawinul da ona yıkıl git demiş. Jaco yılmamış. Ona, kendisinin Cannonball'ın band'inde küstah genç bir müzisyen iken yaşadıklarını hatırlatmış. Zawinul ondan etkilenince de ilişkileri başlamış. 1976'da başlayan beraberlikleri 1981'de sona erdiğinde, Zawinul'un rahat bir nefes aldığı da söylenir ama, doğru muydu, bilmiyoruz.
Jaco Pastorius, 51 yıl ve üç akşam önce doğdu, genç yaşta öldü. Bu yüzden kaybedilen müziği düşündükçe üzüntü duyarım. Fin, Alman, İsveç ve İrlanda
kanı taşırdı. John Francis Pastorius III olan adını, beğendiği bir hakemden, Jocko Conlan'dan esinlenerek Jocko'ya çevirmişti. Piyanist Alex Darqui ise, Fransız olduğu için ismi yanlış anlamış, ona yolladığı bir nota 'Jaco' diye başlamış. Bu ismi daha çok sevdi. Bir lakabı daha vardı. Ağabeyi Gregory, Rudyard Kipling'in 'The Jungle Book/ Cengel Kitabı'ndaki yabani küçük oğlandan esinlenerek ona 'Mowgli/Maugli' derdi.
Yaşarken de, ölümünden sonra da ona selam gönderenler oldu: Miles Davis (Mr. Pastorius), Victo Wooten (Bass Tribute, Glorius Pastorius. Madonna
Lee), Pat Metheny (Jaco), John McLaughlin (For Jaco), Rod Argent (Pastorius Mentioned) gibi. Ama onun için en iyi şeyleri yazan kişi Pat Metheny'dir elbette. 'Jaco' albümünün 'liner'larını yazan Metheny, Jaco gibi o sıralar 'fusion'cu olmakla suçlanan genç bir cazcıydı. "Jaco Pastorius, herhalde genelde müzik dünyası üzerinde belli başlı bir etki yaratan son cazcı olmuştur" diyor. Metheny'ye göre, "Yeni Miles" ya da "Kendi kuşağının Duke Ellington'ı" çığlıklarıyla karşılanan bütün yeni müzisyenlerin varlığına rağmen Jaco, tek ve yegâne Jaco, onların hepsine fark atar; selefi, emsali yoktur. 'Jaco' albümünden 'Donna Lee'yi ya da 'Portrait of Tracy'yi dinleyin yeter ve unutmayın: bu bir ilk albümdür.