Jazz in Kalamış

Çok keyifli bir hafta sonu geçirdik. Gerçi, hoş olmayan dönemlerde böyle şeyler söylemek insanda hafif bir suçluluk duygusu uyandırmıyor değil.

Çok keyifli bir hafta sonu geçirdik. Gerçi, hoş olmayan dönemlerde böyle şeyler söylemek insanda hafif bir suçluluk duygusu uyandırmıyor değil. Küçükken 'kar yağsın' dualarıma eşlik eden vicdani ve hayali görüntüler gibi: üşüyen çocuklar, aç kalmış küçük kuşlar, vs. Artık kar yok ama hafta sonunda Kalamış'ta caz vardı, çok da güzeldi.
Yedikule konserleri, evlerde Bach konserleri, Kahvaltıda Caz gibi etkinliklerin mimarı olan Hakan Erdoğan, bu yıl da 'karşı taraf'ta bir caz festivali yapmayı düşünmüş.
Küçük bir festival, diyelim iki gün. Deniz kenarında, Kalamış Parkı'nda, yerli-yabancı gruplarla... Seyirciler ister sandalyelerde oturacak, ister minderlerde, arzu ederlerse de çimenlere yayılacak. Büfelerden
içki, yiyecek de alabilecek. Sabah kahvaltısı saati yerine, akşam yemeği saatinde...
Aynen öyle oldu. Konserler saat 18.00'de başladı, saat 23.30 civarında bitti. Herkes dinledi, alkışladı, katıldı, dans etti. İlk akşam Jelatin, Marian Petrescu Trio, Lyambiko ve Oleg Lundstrem Jazz Orchestra'yı; ikinci akşam da Kerem Görsev Trio, Jacinta, Larry Coryell Power Trio ile Ayhan
Sicimoğlu& Latin All Stars'ı izledik, dinledik. Deniz kenarı olması hasebiyle hafif bir esinti vardı, Ay tabak gibiydi. Konserlerden sonra sanatçılar stand'da albümlerini imzaladı.
Ben biraz geç gittiğim için (malum, Harry Potter) ilk gün Ercüment Vural'ın grubu Jelatin'in son parçasına yetiştim. İkinci gün
Kerem Görsev Trio'yu tümden kaçırdım. Her iki akşam da son grupların performansı bitmeden, ağzına kadar dolu mekândan ayrılmak zorunda kaldım. İkinci akşam Ayhan Sicimoğlu herkesi ayağa kaldırmıştı, neşeyle dans ediyorlardı. İlk akşam ise Oleg Lundstrem Big Band'i gerçekten çok beğendim, ama sonuna kadar kalamadım. Rusya'nın üç big band'inden biriymişler, doğrusu insanın içi sızlıyor. Keşke gene gelseler...
Cumartesi akşamı, Marian Petrescu Trio'yu çok sevdiğim halde, adını aldığı şarkıcı nedeniyle favorim Lyambiko oldu. Hemen bir albümlerini aldık ama eskisini. Yenisinden çok az getirmişler, biz yekinene kadar bitmiş. Harikulade bir şarkıcı (arkadaşım ve doktorum Hakan söylemişti zaten), herkese tavsiye ederim. İkinci akşam ise eski dostumuz Larry Coryell sahnedeydi. Uzun süre 'Büyük' Pat Metheny ile çalıştığını söylediği hayret verici bir davulcusu, sağlam bir basçısı vardı (O da Jimmy Smith'le çalışmış). Pek âşık olduğu belli olan yeni eşi Tracy de (Lyambiko kadar olmasa da) iyi bir şarkıcıydı. Sonuç olarak, Jazz in Kalamış çalanı da, dinleyeni de hoşnut bırakan bir etkinlik oldu. Umudumuz, en azından üç güne uzayarak, hatta mümkünse gündüzleri başlayarak önümüzdeki yıllarda devam etmesi...
Bu arada, gene Hakan Erdoğan Productions'ın Kahvaltıda Caz'ını merak ediyorsanız eğer, bu yıl ne yazık ki yapılmamıştı. Yani insan, bütün sponsorlar böyle bir etkinlik bulsam diye alesta bekler sanıyor. Aslında beklemeleri de gerekir, çünkü eğlence ile kültürü birbirine karıştırmayı başaran, kaliteli ama sıkmayan, medyada fazlasıyla yer alan bir etkinlik. Neyse, Kahvaltıda Caz beşinci yılında iki konserle de olsa seyirci karşısına çıkacak. Sakıp Sabancı Müzesi'nin yemyeşil bahçesinde 2 Eylül'de, Neşet Ruacan topluluğu eşliğinde Sibel Köse'yi, 9 Eylül'de de Kerem Görsev Üçlüsü'nü dinleyeceğiz. Sakın kaçırmayın! Seneye umarız Kahvaltıda Caz gene haziranda başlar, eylül sonuna kadar sürer. Eksikliğini cidden hissediyoruz.