Kediler kelimeler

Geleli epeyce oldu. Aniden, evi mekân edinen bahçe kedilerinin gelişi gibi. Bir anda karşımda gördüm: 'Kediler Kelimeler'. Başlığın kedileri Cem Kızıltuğ ile Osman Turhan'a, kelimeleri ise Yusuf Çağlar'a ait.

Geleli epeyce oldu. Aniden, evi mekân edinen bahçe kedilerinin gelişi gibi. Bir anda karşımda gördüm: 'Kediler Kelimeler'. Başlığın kedileri Cem Kızıltuğ ile Osman Turhan'a, kelimeleri ise Yusuf Çağlar'a ait. Yusuf, 'Cem ve Osman'ın hayallerini kelimelerle çoğaltmaya' çalışmış, öyle diyor. "Sokaklardan geçip giden isimsiz kediler gibi akıyor zaman" demiş, "Arada bir miyavlamasalar, varlıklarını bile unuturuz kedilerin. Bir de acıyla seslenirler kış vakitlerinde... Ya da susuz geçen yaz akşamları inlemelerini dinleriz pencerelerden."
Bizim bahçedeki kediler de sesleniyor. Koca kafa Tekir, dışarıdaki mama bitince kapının önünde durup hırçın hırçın bağırıyor. "Hadi ama, bu ne ihmalkârlık!" der gibi. Mama çabuk bitiyor, çünkü kısa süre önce tedavi ettirdiğimiz, dantel gibi küçücük, ürkek, sessiz, köpek kurbanı kızımızın annesi gene yavruladı. En son dört taneydiler. Köpek saldırısı akşamından sonra da dört tane kaldılar, şükür! Büyüsünler diye bekliyoruz. 'Kediler Kelimeler'in 'ninni'si gibi: "annecik / mırıldan yine / geceleri / uyusun da büyüsün / yavru kedi".
Mama veriyoruz, yüz vermiyoruz. Çünkü Şeftali'nin iki yavrusu içeride artık. Bununla yetinmek zorundayız: hem ev küçük, hem de, malum, komşularımızın büyük kısmı kedi sevmiyor. Dört bebek için korkuyoruz. Kitabımızda sahipsiz ölen kediler için bir ağıt da var: "kedi(ses)siz". "duyarım / simsiyah kanatlı / kuşlar ağlar / sokaklarda / ölen / kimsesiz kediler için". Ama bizim yeni yavrular kimsesiz değil. İlk batınına besbelli sahip çıkamayan anneleri, onların üstüne titriyor.
Bizim yavruların ise keyfi yerinde. Geç saatlerde dışarı çıkma hamlelerini başarıyla püskürtüyoruz. Marme ile Cincin'e karışmıyoruz. Yıllardır hep dışarılarda dolaştı onlar, başlarının çaresine bakabildiklerini varsayıyoruz. Zaten söz dönlemiyorlar, nedense çok korktukları zararsız yılbaşı aksesuvarımız sopalı Noel Baba bile onlarda eskisi kadar dehşet uyandırmıyor. İki küçük ise, eve iyice alıştı. Şam Şeytanı'nın resmi adı Duman oldu. Gerçi Şamşi de güzel addı ama, Sinan'la elli yıl önce bir başka Duman'ımız vardı. Bu nostaljik duruma uzun süre karşı çıkamadık, oğlanın adı Duman kaldı. Kız ise, soluk renklerinden ötürü önce Pastel'di. Ne var ki, çağırmaya kalktığında dilin Pastil'e gidiyor, olmuyor. Remziye, oğlana Böcek, kıza Boncuk dese de (ki, hiç fena isimler değil), biz kıza nihai olarak 'Rengin' adını koyduk. Hani, Tevfik Fikret'in aynı adlı şiirindeki gibi: "Beyaz kedim, / Siyah kedim, / Sarı kedim, / Adı Rengin olsun dedim. / Rengin ablamın adıdır; / O şimdi kızacak bana, / Fakat hocam söyledi ya? / Rengin demek renkli demek, / Bunda ne var gücenecek?" (Mevcut versiyonlarda 'hocam' yerine 'öğretmenim' var ama annemin bana okuduğu eski Türkçe kitapta düpedüz 'hocam' diyordu gibi hatırlıyorum.)
Rengin işte, Rengin'le Duman. Oğlan adını biliyor, kızın ise aldırdığı yok. Geceleri oğlanı Remziye yanına alıyor, biraz rahatlıyoruz derken, bütün gün uslu uslu oturmuş, uyumuş olan kız birden azıyor. Oradan oraya koşuşturmaya başlıyor. Zaten azmak için bahane bekleyen Cincin'i de teşvik ediyor bazen. Olsun, memnunuz. Onlar bahçedeyken bir gece bile rahat uyuyamamıştım.
Çok tatlılar: birbirlerine sarılıp uyuyorlar. Tıpkı 'Kediler Kelimeler'in "Sarmaşık"ındaki gibi. "kediler salon çiçekleri gibi /
yaprakları / içiçe / anne kedi / yavru kedi / ayrılmazlar / sarmaş dolaş /sevgileri". Bizimkiler anne yavru değil de, iki yavru, durumları biraz farklı. Ancak gene de aynı: kedi, kedidir çünkü. Şarkıları yazılan/yazılmayan kediler. "Bizi çepepevre kuşatan" kediler... Hepsine selam olsun!